sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

350 /
the red queen the red queen
toplu taşıma araçlarında telefona bakarken o dirseklerinizi kendinize doğru çekin. böğrümde kimsenin dirseğini hissetmek istemiyorum. ben minimum alan kaplayıp kimseyi rahatsız etmiyorum, millet niye giriyor benim dibime? ben kendimi kasıyorsam özel alanımı korumak için, insanlar daha rahat yayılsın diye değil.

ayrıca o çat çat çektikleri tespihler de bir taraflarına girsin.
8
the red queen the red queen
bakıyorum da havaalanındaki biniş kapılarının yanındaki özürlü vatandaşlara ayrılmış koltukların hemen hepsi dolu. ne kadar çok özürlü varmış bu ülkede?!
the bridge of khazad dum the bridge of khazad dum
insanların dahil olma arzularına bayılıyorum. onları alakadar etmeyen konular hakkında ahkam kesiyorlar. herkes yerini bilmeli, onu ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokmamalı. kendiniz için savaşın, başkalarının savaşlarına dahil olmayın.


kolaylokma kolaylokma
gitmek istiyorum. uzaklara. kanada belki...
burada olmak dışında neresi olursa olsun bile diyebilirim. belki galler...

ya da bilinmeze gitmek istiyorum. yanımda valizim bir de sevdiğim.
yürüyen adam yürüyen adam
ofisten iş aldım bakın bu eksik gibi dedim yok dediler o o kadardır eski iş o.. tamam dedim bitirdim işi ertesi gün arayıp ya onun başka görüntüleri de varmış dediler. güne daha iyi başlanamazdı.
müsait bir yerde lütfen müsait bir yerde lütfen
çok pis dışlanıyorum sözlük öyle böyle değil.
çalıştığım okulda idareciler dışında erkek hoca yok. geldiğim günden beri herkesin grubu var, yemeklerde o klikler tek bir grup oluyor falan ama hiç beni aralarına alma olayı yok ki buna mecbur da değiller. dün bir girdim mutfağa, arka fonda müzikler kimi salata yapıyor kimi sos herkes çok mutlu. kolay gelsin dedim, teşekkür ederiz, biri. keşke, haberim olsaydı ben de katılmak isterdim dedim, hocam, bir anda gelişti kusura bakmayın, dedi biri. o esnada gözüm evden gelen malzemelere ilişti ve güldüm. siz de buyurun, dediler, teşekkür ederim, yedim, afiyet olsun dedim, çıktım. 2 ders bitti, mutfakta çay alıyorum bunlar kahve yapıyor, izliyorum falan sonra fincanlar mutfakta olmayanlara bile gitti yine bana bir şey yok. hiç istifimi bozmadım.

indim sigaraya, o esnada ister istemez acaba bilmeden bunlara bir şey mi yaptım diye düşündüm. inanın cevap bulamadım çünkü teneffüste pc'de işim yoksa zaten odada durmam, sorulursa cevap veririm değilse kimsenin işine karışmam, günaydın, iyi akşamları hiç es geçmem hatta serviste her inene ve binene selâm verdiği sürece selam veririm falan yok yani.


sanırım benim bilmediğim onların bildiği ya da öyle olduğunu düşündüğü bir şeyler canlarını sıkıyor ve bu şekilde beni dışlayarak yaralayıp yok saymaya çalışıyorlar halbuki ben değil anam çok sinirleniyor, afhjkllhklll ama bunların bilmediği şu: ilkokul 4'ten beri ( üni hariç dışlanmayan) hiçbir gruba dahil olmayan ve kasti olaraktan dışlanmaya alışkınım. hatta öyle ki bu insanlar hakkımdaki skimsonik ön yargılarını kırsınlar belki bende de var bir şey, kendime karşıdan bakayım diye gittiğim yaratıcı drama atölyesinin ilk gününde de dışlandım, lan. o gün sonu herkes bana günah çıkarırken bıraktım bunu sorgulamayı. bana sorulduğunda ise herkese teşekkür ederim, geliş amacım buydu ama kimsenin ön yargısını kıramam, tanıyan zaten seviyor; mühim olan tanımadan da negatif olmamak demiştim. haksız mıyım?


üni 2'den beri ders veriyorum ve benim için önemli olan çalışma arkadaşlarım ve idare değil. sadece öğrencilerim çünkü hitap ettiğim onlar ama dershanelerde bu gruplaşma yok çünkü herkes esas kazananın kasa olduğunu çok iyi biliyor.
4
katrina kasırgası katrina kasırgası
ne zaman bu tür başlıklara gelip bir şeyler karalayayım desem, yukarıdaki ağlak hikayelere takılıyorum. neyse ben kendi payıma düşeni anlatayım
bir tane dövmem var benim. o da kaburgalarımın üstünde olduğu için çoğu zaman var olduğunu bile unuturum.

bu gece gayet keyifli bir akşam geçirdikten sonra eve geldim ve üstümü değiştirirken, aynada dövmeme takıldı gözüm. hayatım boyunca unutmayacağım günlerden birini, saniye saniye beynime işlemiş, bana 9 yıl gibi gelen bir tarihi vücuduma kazıttım ben. 23.03.2004. bütün bir günü tarihin 23 mart olduğundan habersiz geçirmişim. başımdan aşağı kaynar sular döküldü bir an. bunca senedir ilk kez unuttum. unuttum. nasıl unuttum ya?
hayat çok garip, durmadan akıp gidiyor. bir ucundan tutayım diyorsunuz ama olmuyor. akıntıya kapılıp, boğulmamak için mücadele verirken, geride bıraktıklarımızı düşünemiyoruz bir süre sonra.
bu gece yazdığınız, yakındığınız her şeyi unutacaksınız. çünkü unutamam diye vücuduna kazıttıklarını unutuyorsun, bu acı geçmez dediklerin geçiyor, onu asla bırakamam dediklerinin adını bile hatırlamıyorsun. sahi neye canım sıkılmıştı benim geçen gün? bak, yine unuttum. siz de unutacaksınız.
prometheus maximus prometheus maximus
zaman birilerini, bir şeyleri bizden alırken yerine yenilerini getiriyor. iyiliği kötülüğü bir tarafa, boş bırakmıyor bizi. bizden aldıklarını düşünmek, acı veren bir deneyim halimi alırken, yenisine alışmaktan başka yapacak bir şey kalmıyor. korkularımız, açlığımız ve bunlara ek olarak seçtiğimiz yalnızlık bizi bir bataklığın en dibine çekiyor. umursamamak bir çözüm olarak elimizde duruyor, umursamazlık bir top gibi ve onunla oynuyoruz. en saf, en temiz, günahlarımızdan ve eylemlerimizin sonuçlarından arınmış bir şekilde sarılıp uyuyoruz umursamazlığa. evet, bu bazen güzel bir şey olabiliyormuş. önyargılarımı aşıyorum sanırım...
350 /