sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

377 /
hurrianes hurrianes
12 saat boyunca çalıştın, perte çıktın bacakların şişti sıcak vurdu uyku gözünden akarken duble türk kahvesi gecenin bu saattinde neden içersin be kadın.
tavanla bakışmaktan sıkıldım.
biradan devam edecektim yanlış yaptım.
dersaadette yalınayak dersaadette yalınayak
bir zamanlar güzeldi gökyüzü. en azından benim için. çünkü yeryüzünde hâlâ heyecan uyandıran bir şeyler vardı. mesafe vardı, gizem vardı, efsun vardı, merak vardı, hayret vardı, istek vardı, masumiyet vardı; gökyüzündeyse kuşlar vardı. onlar sürü halinde kanat çırparlarken benim içimde mesafeler gittikçe uzardı. gizemlere gizem eklenir, hayretim büyürdü. isteğim dizginsiz, yolsuz yordamsızdı. kuşları gözleyen meraklı çocuk gözlerim tüm o varoluşta o kuşların kanadında seyahat ederdi. tüm işim gücüm o kuşlar olurdu. gittikleri yeri merak ederdim, vardıkları menzile ben de varmak isterdim. kuşlar görünür olduğunda, o an ne yaparsam yapayım bırakır, kuşları izlerdim. onlar benim için yeryüzü krallığının tâcıydı.

bugün artık yeryüzünde insanlığa dair hiçbir şey kalmadı. bugün artık gökyüzünde gördüğüm kuşlar sadece içimi burkuyor. yeryüzü hayallerce metruk, gökyüzü artık kuşların ülkesi değil. biz biz değiliz, dünya dünya değil. ne kendimiz olabildik, ne de başkası. insan olmanın yükünü kaldıramadık yani. insan, insan olmaktan çıkınca evren başkalaştı. tüm çaresizliğimiz bundan.
zeyyez zeyyez
önceden hüznümle gırtlağıma kadar doluydum şimdi mutluluğumla gırtlağıma kadar doluyum. sorun şu ki ikisini de istediğim gibi ifade edemiyorum. ufaktan korkmuyor değilim ölecek miyim acaba diye. birkaç gündür istediğim şeylerin gerçekleşmesinin tadını yaşıyordum, bir yandan acaba ne zaman ayağım taşa değecek diye düşünüyordum ki ufak bir kaza geçirdim. sonra uğruna adak adadığım isteğimin gerçekleştiğini öğrendim ki yine keyiften dört köşeyken aslında tam olarak gerçekleşmediğini öğrenmemle ufaktan bir alçaldım. ama hala çok mutluyum. mutluyum be!
fark ettim fark ettim
doğu düşüncesini anlamıyorum. özellikle bizde tasavvuf tarzı cümleleri hiç anlamıyorum. kesin net bir soru sorun, peşinden de düzgünce yanıt verin; ama yok.

-aşk nedir?
-insanın kendini bulması bulmuşken kaybetmesi...

uuu gerçekten mi! bu tarz yanıtlar, ifadeler, düşünceler çok derin çok derin...

üstelik bir sorunun peşinden koşup yanıt arayarak bilgeliğe gitme durumu yok. haliyle şark düşüncesi felsefe falan değildir.

sevene, beğenene katiyen bir şey demiyorum ama sınıflandırırken çok yanlış değerlendiriliyor.

bak garba adamlar net soru sorup net yanıt veriyor bilimleri, yönetimleri, düşünceleri net.

hani sınavda sorunun yanıtını bilmezsin de boş kalmasın diye durmadan yazarsın yazarsın... bana öyle geliyor.

bildiğin bütün formülleri yaz işte bu fizik de. biraderim fizik de ne diyor bu denklemler? gitmişsin newton kuvvet tanımının yanına zamandan bağımsız schrödinger denklemi yazmışsın altına da termodinamik ikinci yasasını yazmışsın. ne demeye çalışıyorsun?
akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez akşam yatmak bilmez sabah kalkmak bilmez
şu çok minnoş kalpli olan ama diğer insanlar tarafından minnoş kalbi kırılmış insanlara kim karar veriyor?

çünkü bakınca herkes ama herkes çok sevecen, saf, naif ve düşünceli ama sevdiği kişiler tarafından kalpleri kırılmış yazık. onlar kötü insanlarmış. kendisi değilmiş.

mesela 5 yıllık sevgilisinden en yakın arkadaşıyla aldatarak ayrılıp diğer kızla evlenen tip de "güven ruh gibidir, terk ettiği bedene asla geri dönmez..." diye paylaşım yapıyor. sorsan, o çok iyi ve düzgün biri, diğer insanlar öyle değil.

herkes bu kafada dolanıyor, kim doğru söylüyor belli değil aq. nerde lan o zaman bu kötü kalpli insanlar? gizli bir mekan var orda mı saklanıyor hepsi? sadece iyi kaplileri mi görüyoruz biz? sen o özlü sözlerle laf soktuğun kötü insansın işte beyinsiz.

biriniz de çıkın diyin ki "ben zamanında sevgilimi aldattım/aynı anda birden fazla kişiyi idare ettim/daha iyisini bulunca yan çizdim/paraya kendimi sattım, ben tam bir orospu çocuğuyum".

çünkü eminim ki bu minnoş kalpli saf temiz insanların %99'u oç.
the bridge of khazad dum the bridge of khazad dum
beni bu havalar mahvetti. micheal haziran ayının ortasındayız farkında isen. bolu neden buz gibi? neden ben şu an balkonda hırka üzerine battaniye ile oturuyorum? neden boluyu sevmiyorsun micheal? tamam hadi soğuk olsun bari güneş yüzü görelim. d vitaminine ihtiyacımız var. hayır yani bolu değil ingiltere mübarek. şehrin üstü nasıl puslu, nasıl kasvetli. ruhumu teslim edesim geliyor böyle havalarda. deli dürtmüş gibi 7'de uyandım zaten. oksijen hani uyuturdu? yalanmış. kandırıkçı oksijen.

neyse, micheal sana küstüm haberin olsun.
377 /