sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

379 /
lucifer morningstar lucifer morningstar
insanları anlayamıyorum. istediğime inanmakta özgür olduğumu düşünüyorum ama kimi zatlar bu özgürlüğümü elimden almaya çalışıyor. insanların hem siyasi hem de dini fikirleri beni hiçbir zaman enterese etmedi. her daim saygı duydum. ama aynı saygıyı göremeyince bazen kızıyor bazen de üzülüyorum. tanrıya inanmak ya da inanmamak. kimileri için tek mühim şey bu. insanları buna göre kategorize ediyorlar. tanrıya inanıyorsa iyi, inanmıyorsa kötü. garip değil mi bu düşünce tarzı? bir insanın iyi ya da kötü olduğuna karar vermek kimin haddine? şahsen bir insana müslüman, hristiyan, pagan, şaman vs diye önyargılı olamam. ya da benimle aynı düşüncelere, inançlara sahip değil diye dışlayamam. çünkü benim haddime değil. ben sadece bir insanım. ve her koyun kendi bacağından asılır.
pff kafam çok dağınık. demek istediklerimi goethe'nin bir sözüyle özetleyeyim en iyisi:
"düşünce ve yazıda özgür olmak isterim, dünya davranışımızı yeterince sınırlıyor."
zirabenisizdelirttiniz zirabenisizdelirttiniz
parkura koşuya geldim, ne zaman yorulup yürümeye başlasam seksenli yaşlardaki bir amca " durmaa, yavaş yavaş devam et kızım durmaa." diye gaza getiriyor. az önce otururken yakaladı, cıkcıklayıp koşmaya devam etti. gülsem mı ağlasam mı bilemiyorum, amcadan saklandım dinleniyorum bir köşede.
simone cecile simone cecile
aslında sözlügü günlük olarak kullananları hep kınardım ki insan kınadığını yapmadan ölmezmiş sözünün sağlaması amaçlı bu entariyi giriyorum sevgili yazarlar.
neyse girişi yaptık.
şuraya şarkımızı da koyalım tabi gençler bilemez bunu + 35 ler hahaha hadi bakim radyo başında hangimiz bu şarkıyı kasete doldurmak için beklemedik ki.




neyse anlatıyorum eksileyeni tek tek tespit edicem ona göre şaka lan belki de silerim bunu. biliyorum çoğunuzun durumu yok okuyamadınız.

ben artık minimum beklentimi ki neyi beklediğini bile bilmeyen biri olarak bir tık alta indirdim.sıfır.sanırım kendimize yaptığımız en büyük kötülük anılardan kalkan yapıp içine geçmişle birlikte hapsolmak.oysa aidiyeti olmayan biriyken neden aidiyet özlemi???
insan yaş aldıkça (yaşlandıkça diyene uçan tekme atarım) daha yüksüz olmak istiyor bunu yaparken de bi yerden yükleri attıkça kendi çıplaklığından korkuyor.oysa hep yüzleşirdim üstüne üstüne gidip. ne oldu bunu ne ara yapamaz oldum bilmiyorum.üstüme sinen " kaçırdın" hissi hayatı mı yoksa mutluluğu mu kodluyor bilmiyorum.
neden her seferinde yeniden başlama konusunda uzman olan ben bu sefer bunun için elimi bile kaldırmak istemiyorum.bahar yorgunluğu diye geçiştirdiğim yorgunluğu neden bahane yapıyorum?

öyle işte madonna ne güzel karıydı ama o zamanlar.
sulh içinde olaydın ya sulh içinde olaydın ya
tebessüm ne mühim şey…
zorlada olsa gülmek zorunda kalıyor insan bazen. dün öyle kötü hissediyordum ki akşam eve gittiğimde oğlum bunu ne kadar derinden hissettiğini gösterdi resmen. sarılmalar, gıdıklamalar, öpmeler.ona bunu hissettirdiğim için çok kızdım kendime ve söz verdim gülümseyeceğim yalandanda olsa hep gülümseyeceğim. yüzümün düşmesine izin vermedi o küçücük kalbi, ben o kalbi üzemem…
onu uyuturken sözlüğü açtım ve baktım çaylaklık bitmiş. eski arkadaşlardan gelen mesajlar…
yüzümü güldürdünüz, teşekkür ederim dostlarım. ❀
hoayda hoayda
yirmi dokuz harf, on parmak, bir dil ile anlışıl(a)mıyor da insan bir çift gözün gördükleri, bir çift kulağın duydukları altında ezilip kalıyor. ne acı tecrübeler.

sıkılır, suyu çıkmaz; ölür, selası okunmaz; düşer, öyle diptedir ki düşmek için ayağa kalkmanın gereğini bilene lütuf gelir.

hoş. nerede, ne durumda olursa olsun aynı derecede uzaktadır herkese gökyüzü. bunun her daim farkında olsa dahi, gündüzleri güneşe boynu eğik olur da geceleri yıldızlara yükler anlamı insan. bakamadığına değil görebileceğine odağından öte gelir herhalde. bu yüzden de ziyadesiyle üzgünüm, hüzünlüyüm ya da adı her neyse.

ayakları yere sağlam basmayanların kafaları, yere değil göğe odaklandıklarından dolayıdır. nihayetinde ne düştüklerini ne de kalktıklarını bilmezler. o halde ne mutlu yere değil göğe bakabilenlere!
mülhem olmak mülhem olmak
benle beraber yaşları 28 ile 35 arasında değişen, bir baltaya sap olamamış 4-5 kafadar bir iş girişimi muhabbetine kapıldık. konferanslı telefon görüşmemizde muhabbet bir ara aynen şöyle oldu;

- len emü*a k*d*klarım, adam başı 20 biner kredi çeksek, iyi kötü bir dükkan açsak, muhannete muhtaç olmayız hiç değilse.

- 20 bini sana kim veriyor lan zıbar yat boş konuşma oğlum gece vakti ya.

yahu yemin ediyorum kendi adıma utanmalığımı alıp kapattım telefonu, tabi bu iş fikri uzunca tartışılmış ötesini bilemiyorum... bir zamanlar yaş aldıkça daha olgunca hareket edip, daha elle tutulur işler yapabileceğimize yürekten inanıyordum ama nafile. insan geniş zamanda uzatılan bir yardım eliyle, dünyalığını yapacağı hayalinden, umudundan asla vazgeçmiyor nedense. henüz yirmisinde biraz kurnaz biri alayımızın cebini boşaltır ruhumuz duymaz bu saftiriklikle vallahi. allah kahretsin ya ne diyorum ben.

dükkan diyor adam... dükkan nasıl bir dükkan, ne satıyoruz, ileriye dönük hedeflerimiz neler, bunca adam kaç kuruşun savaşını verecek o komik paralarla, bu adam henüz cümleye başlarken neden küfür etti bizlere?

böyle şaka gibi, otuzunda bile birer çocuk adamlar artık işi espiriye, şakaya vurduk yaşıyoruz ***. bu noktada aslında umuda dair bir şeyler kalmadığı çok açık; vazgeçilmiş, salınmış gidilmiş eski hevesler, bırakılan alışkanlıklar gibi umut dediğin her neyse.

sizle 2008 focus un içine doluşup bira içmekten bıkalı çok oldu ama hayatımda olmasanız da yapamam lan yapamam.
379 /