sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

428 /
purge me purge me
gamze'nin ölüm haberini göreli on iki saatten biraz fazla geçmiş. uykusuz geçen bir gecenin sabahında kendimi toparlayıp, adına normal dediğim karmaşık ruh halleri resitali adlı hayatıma dönüyorum yavaş yavaş.

kolay da değil; insan her gün, geçirdiği sıradan bir günün ardından, mutlu hissettiği bir anda, yavaş yavaş her şeyin yoluna girdiğini düşünüp özgüvenini tazelediği zamanlarda, televizyonda akşam haberlerini izlerken; bir zamanlar elini tutup gözlerine baktığı, duygusal bir yakınlık içinde bulunmuş olduğu, iyi-kötü zamanlar geçirdiği bir kadının vahşi ve trajik bir cinayete kurban gittiği haberini alıp donakalmıyor. rutinim içinde her gün gördüğüm bir olay değil bu. hayat; "dur daha ben ölmedim" dercesine, şu yaşa kadar "her şeyi gördüm, daha şaşırmam" diyen benin yüzüne minik bir tokat atıp, "ben seni şaşırtmaya devam ederim şekerim, büyüklenme hemen" diyebiliyor.

haberin verdiği şaşkınlık-şok ve yüzlerce sorunun, duygunun birbirine girdiği anlarda kafa dağıtmak için sosyal medya hesaplarımdan gezmeye başlayayım dedim. orada sağolsun eski sevgililerden biri evlilik durum güncellemesi yapmış.





hoş, bu ikincisine fazlasıyla alışığım. geçen haftalarda da sağolsun arayıp haber verdiği için (pek bir naziktir, arayıp ben evlencem demeyi ihmal etmez kendileri) sürpriz bir haber olmadı. işin geyiğinde de olsak, şu adına "tatlı bir burukluk" diyeceğimiz duygu oluyor tabi.

aynı akşam içinde bu seri haberleri gözümün önünde görünce, bu durumlarda hep yaptığım gibi göğe doğru baktım ve "formundasın ha yine?" sorumu sordum içimden düşünerek.

(islam inancına mensup bir fert olarak şakalı sohbetlerimiz vardır allah hocamla benim)

"yine seri yumruklara başladın bakıyorum da" diye muzipçe devam edip işaretler bekliyorum kendisinden. sanırım gençken izlediğim bruce almighty etkisi olsa gerek, hep o'nun neşeli, espirili, benim gibi aslında özünde iyi ama yer yer fırlamalıklar yapmayı seven bir güç olduğuna inandırmışımdır kendimi.

(neyse. şu noktada susayım, bir de müslüman linci yemeyelim öğlen öğlen dfkldf)

döndüm dolandım ölüme bağladım dünkü garip akşamı kahvemi yudumlarken şu an...

sevdiklerim ölünce, onların cennette sofra kurmalarını, gökten bana bakıp el sallamalarını, beni izlemelerini, bulutların üzerinden ben tam şaşkın hallerimden birinde iken bana kıs kıs gülmelerini istiyorum.

bilimsel ve hegel'in dibi akılcı bir yaklaşım ile, onların yokoluşunun dönüşü olmayan son nokta olduğunu düşünme fikri beni üzüyor. dinler arası ulusoy turizm sorgulama seyahatlerimde beni, "gizemleri olan bir yaratıcının varlığını kabul etme ve ona diz çökme" noktasına getiren motivasyonlardan birisi ölüm denen kapanış olmuştu.

çaresi yoktu. ister ölünce sevdiklerimin reankare olarak geri geldiğini savunan hinduizm olsun, ister islam, ister ölen kişilerin aslında ölmediğini, yanımızda oturduğunu savunan bir uyduruk din.

mistik öğretileri, aslında hepimizin enerji olduğunu sadece form değiştirdiğini savunan, güçsüzlerin yok olacağını, güçlülülerin devam edeceğini salık veren --şu an illa da etiketlemem gerekirse-- "daha darwinist" teorileri, daha materyalist bakış açılarını çok okudum bak. (severim böyle işleri. takarım kafaya okur araştırırım) ama yok anacım be.

ille de gizemli bir güç olmalı, illa değişik bir myth olmalı o işte. ben gamze'nin, ayrı bir enerji olarak bir parçasının şu an yediğim elmada, bir parçasının bilgisayar ekranımdan ışık olarak filan süzülmesini istemiyom mesela. ben kanlı canlı gamze istiyom bee. göklerden beni izlesin. artık ayrı bir boyutta olsun. melek kanatları taksın, zaten melek gibiydi. öyle gizemler olsun. güzel uyumasın çünkü uyumuyor zaten. hemen göğe çıkmış olması lazım şu an. oradan arada beni de izleyecek. havva'yı görsün. lilith'le gıybetin dibi olsun.

aklımın çözemediği durumlar için, eski yunan mitolojisi de olsun, ne olursa olsun, yeter ki birilerinin anlattığı ve zamanla fan kitlesi oluşmuş olan bir background story olsun. işte bunlar hep fideizm beyler leydiler.

random aklıma gelen alakasız not: gargamel'i örnek alan, sürekli kötülük düşünen, beni kırmaya çalışıp incinmemden zevk aldığını keşfettiğim bi arkadaş var. dün böyle duygusal olarak çalkantılı ve güçsüz olduğumu sezse, sırf kötülük olsun diye hemen sevgilisi ile selfie atardı. (purge sesli güler) bu gibi çocuklukların bana zarar verme ihtimali hoşuna gidiyor. ne demiş ama niçoş, beni öldürmeyen her şey six pack yapar. böyle çocukları da sevelim der susarım.
adrian adrian
aklima geldi bir bakayim dedim. sifremi filan onbeşinci denemede hatirladim. 7 yil olmuş son girimden bu yana. bir suru insanla tanismistik, aylarca yazistik, gulduk. cogu yoktur burda herhalde artik benim gibi. itusozluk'tu o zaman. formata aykiri girilerin sergilendigi bir uygulama filan vardi. altinda efsane geyik donerdi. bayragi devralanlara selamlar.
1
ten letters ten letters
aslında gayet rahat olup da karşındaki tipsiz olunca darlanan bütün kadınların köküne kibrit suyu, ikiyüzlülüğünüzü, riyanızı, açık sözlülük kisvesi altındaki patavatsızlığınızı sikeyim sizin. kadın düşmanı olmayayım dedikçe her gün daha çok kadın düşmanı olmam ve şu amına koyduğumun yalan hayatından her saniye daha da umudumu kesmem başka nasıl açıklanabilir bilmiyorum.

bir yandan başımızdaki şerefsiz kene 3 çocuk yapın diyor, bir yandan realiteye baktığında yarım çocuk yapmaya değmeyecek bir kadın güruhuna maruz kalmak hem de ömür boyu. her defasında daha kötüsü olamaz dedikçe, daha da kötüsüyle karşılaşmak en beteri olsa gerek.

ondan sonra neden yalnızsın, neden insanlardan kaçıyorsun, neden asosyalsin, hayır amcık ben asosyal değilim, sen, sen, o ve başkası aşırı sahte, aslında tek sorun bu.

bıktım her şeyden, coronasından da, yasaklarından da, turizm sezonu sahtekarlığından da, berbat ekonomiden de, berbat ekonomiyi iyileştirmek için üretilen diğer laboratuar virüslerinden de, emek sömüren patronlardan, o patronların kuklası müdürlerden de, ne bahsettiğimden zerre anlamayan moruklardan da, anlamsız mesafelerden de, her şeyden bıktım, mücadelesinden de, tırmalamaktan da her şeyden.
iş bitiren frank iş bitiren frank
doğru dürüst işi gücü, geliri olmayan insanların evlenip mutlu olmalarına çok şaşırıyorum. aklım hayalim almıyor öyle bir mutluluğu.
bu nasıl olur?

kimse mutlu değiller demesin lütfen, görüyoruz ki maşallah gayet mutlular.
8
nattevagten nattevagten
bağzı geceler tam uykum gelmişken, hiç duygusal olmayan ben, sırf melodisi hoş duygusal bir müzikten ilham alarak; ara ara olmayan sevgililere duygusal şiirler yazıyorum.
ertesi sabah yazdığım bu şiiri okuyunca da, gece ne yaşamışım amk deyip siliyorum.
böyle yüzlerce şiiri de belki katlettim.
kararsızlığıma sokayım.
kucukkadın kucukkadın
son nefesimi diyorum,
senin yanında verirsem daha huzurlu olurum. bilirsin insan ilk dokunma duyusunu kaybedermiş en son da işitme. son kez konuşursun benimle..


eski notlarımdan..
ljiljani ljiljani
ben küçükken, babam her işten gelip dinlendikten sonra bir parça gazete alıp balkona giderdi. sonra ayakkabı boyasını, cilasını, fırçasını, bezini ve ayakkabılarını alır yere otururdu. önce gazeteyi açar sonra ayakkabılarını üstüne koyar, ayakkabılarının bağcıklarını çıkarırdı. bezle güzelce ayakkabılarını temizlerdi. sonra ince bir iş yapar gibi boyayı sürerdi ayakkabıya yavaş yavaş. ayakkabıyı boyadıktan sonra cilasını sürerdi bir güzel ayakkabının her yerine. en sonunda da fırçayla bir güzel fırçalardı ve ayakkabıları parlardı. bende bu adımların hiçbirini kaçırmadan yanında oturarak pür dikkat onu izlerdim. o boyardı, ben onun ince işini, ayakkabılarına verdiği temizlik önemini dikkatle izlerdim. bir de böyle kokuları seviyorum, o yüzden de yanında dururdum :)

o yaptığı işi ince ince, önem vererek yapması o kadar hoşuma gitmişti ki bir gün o gazetesini ve ayakkabısını almadan gittim ben aldım oturdum balkona. onun yaptığı adımlar gözümün önüne geldi. bağcıkları çıkardım, temizledim, başladım boyamaya allah ne verdiyse. sonra cilasını da attım, fırçaladım da. sonra da pıtı pıtı gidip yerine koydum ayakkabıları. nasıl mutluyum boyadığıma, sırıtıyorum her zamanki gibi ama başımı öne eğdim bir baktım her yerim simsiyah :) ellerim, yüzüm kömür madeninden çıkmışım gibi kapkara :) gördüler tabii beni böyle, annem kızarken, babam ayakkabılarını temizlemeye çalıştığım için gülüyordu. yapılan iş beğenilince sonra tabii ljiljani evin ayakkabı boyacısı oldu bir süre...

dün babamın ayakkabılarını kapının önünde tozlu görünce bunlar geldi aklıma birden. yıllar oldu ayakkabılarını boyamayalı. bunlar aklıma gelince neden ayakkabı konusunda bu kadar titiz olduğumu çözdüm. geç kalma pahasına olsa bile ayakkabılarımı her gün temizleyip çıkarım. çantamda da hep ayakkabı temizleme süngeri vardır. aslında her davranışımızın küçüklükle bir bağlantısı olduğunu bir kez daha anladım. bu da böyle bir anımız.
3
aklınıpeynirekmekleyiyenkarpuz aklınıpeynirekmekleyiyenkarpuz
eş,dost, akrabalardan gram haz etmiyorum. öyle ki; biraz önce sosyal medyada isimlerini görünce bile midem bulandı. benim gibi birisi nasıl bu hale gelir anlamıyorum ama gelmişiz işte.. önemsediğim -bakın sevdiğim demiyorum - insan sayısı bir ya da iki..
428 /