sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

429 /
eylültanrıçası eylültanrıçası
yıllarca emek verdiğiniz ve sevdiğiniz kişi her ne kadar belli bir yaşa ve olgunluğa erişmiş gibi görünüyor olsa da çat diye sizi engelleyebilir ve size kendinizi bok gibi hissettirebilir. o da yetmez yakınlarınıza ve ortak tanıdıklarınıza da sizi engellemelerini söyler. ve kendinizi daha da bok gibi hissedersiniz. yurt dışından aldığım iş teklifini değerlendirip dünyanın bir ucuna gitmek istiyorum. ama bunun öfkeyle verilmiş bir karar olmasından da çekiniyorum. yine de sanki o kadar uzağa, avustralya'ya gittikten sonra sanki her şey daha farklı olacak gibi ve sanki bu terk edilmeyi daha kolay atlatacakmışım gibi geliyor bana. bilmiyorum. tek bildiğim yok sayılmanın beni boşluğa ittiği... besleyip baktığım dört ayaklı it bile bana sevgi saygı duyarken, elin oğlunun onca emeklerimizi siktir edip hoşçakal ya da bitti bile demeden gitmesi beni deli ediyor. hayata çok öfkeliyim çok!
3
eskisindendebeter eskisindendebeter
evet evet! ben keyfimden evden çıkmıyorum, dezenfektan kokusunun aşığıyım ve hatta elimde olsa kolonya içerim ve hatta hatta hiiç canım çekmiyor şöyle bir yürüyüşü, bir kafede oturup kahve içmeyi, yüzmeyi, spor yapmayı. evet, hepsi keyfimden ya da robot olduğumdan.
başka açıklaması yok. ben çünkü evden çıkmayı bilmiyorum.


ek: sinir oluyorum ya. bu hastalık var kardeşim. lamı cimi yok. sen kabul etsen deee etmesen de vaaaar. anlayın olum şunu artık. yeter lan!
sözüm 45 yaş ve yukarısı ergenlere...
göçebe tosbağa göçebe tosbağa
"kendine inanma.
kendine söylediğin, inanmayı hiçbir zaman seçmediğin ama inanmak için programlandığın bütün o yalanlara inanma.
iyi, güçlü, zeki bir insan olmadığını söylediğinde inanma.
kendi sınırlarına ve sınırlamalarına inanma. mutluluk ya da sevgiye layık olmadığına inanma.
güzel olmadığına inanma. sana acı çektiren hiçbir şeye inanma. kendi dramına inanma.
kendi yargıcın ya da kurbanına inanma. sana aptalın teki olduğunu, kendini öldürmeni söyleyen iç sese inanma. inanma, çünkü gerçek değil.
gözlerini aç, aç yüreğini ve dinle. yüreğinin seni mutluluğa götürdüğünü işittiğinde seçimini yap ve uygula. ama böyle konuşuyorsun diye kendine inanma. inandıklarının yüzde sekseninden bile fazlası yalan, gerçek değil. "

miguel ruiz
sana söyleyeceklerim var sana söyleyeceklerim var
bir duygudan diğer duyguya geçtiğim bir gün oldu bugün.
8 yıldır beslediğimiz bir muhabbet kuşumuz vardı. boncuk adı. kafamızda saçlarımıza dolana dolana dolaşır, arada uzanıp alnımıza doğru bir tık tık yaparak ''hey! orada mısın? ilgilensene benimle'' dercesine oyun oynardı. bir süre önce oğlum, babasına giderken yanında götürmüştü kuşu da. akşam üzeri baktım oğlum arıyor. içimden okuldan geldi sesimi duymak istemiştir diyerek açtım telefonu. baktım katıla katıla ağlıyor. panik oldum, saniyeler içinde onlarca şey geçti kafamdan. ''anne, sabah okula giderken boncuk hastaydı, kımıldayamıyordu bile. okuldan geldim, elime aldım, güç bela kafasını kaldırdı bana baktı. öleceğini anladım. elimde ölmesin diye koltuğa koydum. babama söyledim ve döndüm arkamı, bakamadım. babam yanına gitti ve öldüğünü söyledi.'' dedi. sonra oğlum ağladı, ben ağladım. o ağladıkça ben daha çok ağladım. o boncuk ile olan ayrılığına ben hem boncuk ile hem de oğlumla dibine kadar geldiğimiz ayrılığa ağladım.
geçen hafta oğlum yeni yaşayacağı yerde girmek istediği okulun sözlü ve yazılı sınavlarına girdi. onları geçmişti. son bir mülakat mahiyetinde okul müdürüyle görüştü bugün. deli gibi ağladığı saatlerden sonra girdi görüşmeye. kendi kendime hayat böyle işte, kimleri ve neleri kaybedip yola devam etmek zorunda olduğumuzdan o acı hiç yokmuş gibi yapmıyor muyuz dedim. o da daha ne üzüntüleri bir köşede bırakıp yürümek zorunda olacağı günler görecek, kim bilir??
sonuç olarak seni aramızda, okulumuzda görmekten mutluluk duyarız cümlesiyle biten bir mülakatı bitirdi böyle bir günün üzerine. aradı, haberini verdi bana. ben çok sevinçliymişim gibi yaparak konuştum elbette. içimi bir şeyler çiziyordu. gülerek konuşurken her bir hücrenin kanaması ne demek bilir misiniz? bugün her türlü çizildi yüreğim. her yerinden kanadı içim.
yarın bize haber verirler artık. son bir balyozu da yersem kendime gelmek mecburiyetini daha da çok hissederim diye düşünüyorum. çok kez dizlerimin üstüne düşüp çok kez geri kalktım ama bu sınav çok ağır gibi...
purge me purge me
2008 ya da 2009 yılında bir psikoloji türü türkçe forumda aşık olduğum bir kız geldi aklıma be sözlük dertlendim. gece gece bira da açılmaz şimdi boşver.

çok fena sevdim ben bunu. götümü keserdim yani o derece acayip aşık olmuştum. adını sanını bişeyini de bilmezdim ama arada oluyor bana öyle. direkt kuruyom kafamda, tamam işte budur diyorum aşık oluyorum bodoslama. aşkın zamanı mekanı sebebi olmaz zaten.

çok da güzel aşk yaşardık, dünyayı yıkardık ama olmadı işte. sevemedi o beni pek. şeyden aklıma geldi bu, kemal sunal'ın romandan uyarlama bi filmi vardır deli deli küpeli . tam oradaki gibi zaman olarak sınırlı bir aşktı bizimkisi sanki. karlar eriyince bitecekti. herkes hayatına gidecekti. taraflar anlaşamamıştı. bakış açıları farklıydı. kısa süredeki yoğunluğu ordan hesap etsin filmi bilenler. yine kış ayında olmuştu olay. karlar erimeden, hayatımda en aşık, en mutlu hissettiğim aylardan birini geçirmiştim heralde. yavru danalar gibi cilveleşmiştik.

geçende nicki buna benzeyen birini gördüm ekşi'de turlarken, oradan aklıma düştü. yazacaktım ghost nicklerden biri ile, yazmadım.

kimbilir nerdedir şimdi o kız. hiç de bişey demezdi kendi hakkında. çeşitli garip huyları vardı ama kabul etmezdi, itiraz ederdi. tam manyaktı be dlskfs. ben de manyaktım. zaten psikoloji forumundan da normal adam çıkmaz. o yıllarda süperdi geyik, takılmıştık iki deli.

şimdi olsa bırak tatavayı lan iki bira atalım be derdim heralde. bu kadar konuştun da noldu be müdür derdim. zaman kinleri alıyor. gerçi kesin laf sokardım hala, kinci bi eşek sıpasıyımdır. kalbim kırılınca atlatamıyorum kolay kolay. 12 yıl geçse de unutmadım.

off fena efkarlandım akıl diyor çak iki bira ama şimdi duramam sabaha kadar içerim. gerek yok hiç sözlük.

özet: psikoloji forumlarından ya da edebiyat forumlarından da hatun düşüyor beyler. ufkunuzu açın olm azcık.
insanarayistir insanarayistir
iki insanın arasnı bozmak, onlara kavga ettirmek istiyorsanız eğer, onları kolay kolay birbirlerinden kaçamayacakları bir yere koyun. örneğin evlilik gibi. karşıdaki kişinin bir yere gidemediğini, elinden birşey gelmediğini gördüklerinde daha da çok üzerine gideceklerdir.
youarmen youarmen
hayallerim vardı. yarına umutla bakan gozlerim ve yeni gune uyanmak icin sebeplerim. asıktım birine,arkadaşlarım vardı. kendimce basarılıydım da. bir yıl icinde hepsi gitti elde kalan bir yastık ve bolca gozyası.
saul saul
bugün arabayla 4 kere yaşlılara yol verdim. 4'ünde de arkamdan bir yan şeritten gelen araçlar kabak gibi durduğumu gördükleri halde yol verdiğim yaşlıları eziyordu. diyeceklerim bu kadar.
2
nattevagten nattevagten
strese sebep olabilecek herhangi bir şeyi içinize attığınızda ve takmıyor ya da umursamıyor gibi göründüğünüzde bu sizde başka belirtilere dönüşür.

bunlar:
onikofaji, dermatilomani, saç dökülmesi, depresyon, anksiyete bozukluğu, uyku problemleri, demans, egzama vs. olabilir.

daha somut bir örnekle; *olumsuz bir etkiye verdiğiniz farklı tepkiler durumu iyiye götürmez. sadece farklı negatif sonuçlar doğurur.*

"e nabalım yani? kafaya mı takalım? melankoliye mi bağlayalım? kendimizi mi jiletleyelim? ya da meth'lenelim mi?" vs. diyenlere cevabım: ne bok yersen ye.
nattevagten nattevagten
bir insan ölümcül bir hastalığa yakalanıp iyileşince algılarında değişiklikler oluyormuş onu fark ettim.
sustuğunu söylüyorlar, ama sen konuşmuş gibi hissediyorsun.
nefret ediyorlar, limon tadı alıyorsun.
arkandan sallıyorlar, ekşi muşmula daha lezzetli olur diyorsun.
aldatıyorlar, hehe olur böyle şeyler yea deyip geçiyorsun.
ama onlar bilmiyorlar dostum;
sen anneni ya da babanı kaybetmeye yakın bir acıdan kurtulmuşsun.
öyleyse söylesene kim takar yalova kaymakamını?
429 /