stalker

7 /
selimciğim selimciğim
"onların bütün planlarının gerçekleşmesini sağla. onların inanmasını sağla ve onların kendi tutkularına gülmelerini sağla. onların tutku diye adlandırdıkları şey gerçek bir duygusal enerji değil, dış dünyayla ruhları arasındaki çatışma. en önemlisi, kendilerine inanmalarını sağla. onların çocuklar gibi çaresiz kalmasına izin ver. çünkü zayıflık harika bir şeydir ve güç hiçbir şey değildir. bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir. öldüğü zamansa kaskatı ve duygusuzdur. bir ağaç büyürken körpe ve yumuşaktır ama kuru ve sert hale geldiğinde ölüp gider. sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır. esneklik ve zayıflık varoluşun tazeliğinin ifadeleridir. kendini sertleştiren hiçbir şey kazanmayı başaramaz."




filmden.
antikavazo antikavazo
işsiz olduğum dönemlerde ödüle koştuğum sıfat. bilgisayarımda bilet alırken kalan tc kimlik numarasından yola çıkarak 90'lıyım diyen eski sevgilimin 93'lü olduğunu, yine bir başka eski sevgilimin bir başka instagram hesabı olduğunu orda beni engellediğini kendisiyle olan 9 aylık ilişkimize rağmen aynı zamanlar kapsamında devam eden 3 yıllık ilişkisini falan öğrenmiştim. bence stalker olmayın, önüme çıkan şeylerden sonra iyi birini gördüğümde bakalım bunda ne büyük götlükler çıkacak diyorum. neyse stalkerlık bir sanatsa; sanat toplum içindir.
ropte ropte
yaz bitmiş yazıt bırakmaksızın,
dünya neşeyle esrik,
ama yeterli değil.
sonsuz yaşamın himayesi,
ilgisiyle mest oldum,
ikna oldum şansıma,
ama yeterli değil.
hiçbir yaprak, asla sararmadı,
hiçbir dal hoyratça kopmadı,
gün, cam gibi, her şeyi yıkadı,
ama yeterli değil.


izleyecek film araken sürekli listelerde karşıma çıkan ama izlemeyi hep ertelediğim film. 1979 yapımı olmasının da buna payı vardı. yanız, yukarıdaki dizeleri gördüm demin de. sanırım bu akşam izleyeceğim.
takyudin takyudin
filmi beğenmediğimi belirtmek isterim.
sinema, edebiyattan, felsefeden farklıdır, farklı olmalı. bu, içinde felsefe ve edebiyat olmasın demek değildir. bunlar olacak, olmalıdı da. ama
eğer film bir edebiyat ve felsefe kitabında okuyacağım şeyleri bana sözcüklere dökerek anlatırsa ben bunun yerine kitap okumayı tercih ederim. direkt mesaj vermeye odaklanmış, derdi sadece mesaj vermek olduğunu gözlerime sokan bir filmi seveceğimi sanmıyorum.
edebiyat da felsefede filmde gösterilmeli.
sinemanın derdi göstermek olmalı bence, söylemek değil.
dumrul dumrul
aşırı derecede hristiyan olan bir şahsın aşırı derecede hristiyan olan filmidir. günümüz iran filmlerinin her şeyi dolaylı anlatmak zorunda olması nasıl güçlü filmler ortaya çıkmasını sağlıyorsa antikomünist ve sofu hristiyan olan tarkovski'nin sscb'de doğup büyümesi de onu metaforlara daha çok yöneltmiş olmalı.

mevzuya din karşıtı bir kişi gözüyle baktığımda bu filmin bu kadar kuvvetli ve iyi olması neredeyse sinir bozucu. tarkovski'nin başka hiçbir filmini sevemedim ama bu, insanları dürtüp dürtüp "izleyin lan şunu, muhteşem bir şey" deme isteği uyandıran bir film.

zaman geçirmelik değil, hayran kalmalık bir film.
wendera wendera
hâlâ gerçek miydi diye sorgulatan bi ana tanık oldum. ekip toplantısı yaparken bi ara tuvaletim geldi ve lavaboya gittim. dönüşte odanın kapısını açtığımda kapiya sırtı dönük ketum iş arkadaşımın elindeki telefon ekranında bi foto gördüm 2 sn bile değildi.
ben bir blog açtım kısa süre önce instagram da. kendimi bile takipe almadım kimseyi de takip etmiyor henüz. kimseler bilmiyor yani. kendi çektiğim fotoyu elinde görünce bi garip olmadım değil.hiç çaktırmadan geçtim yerime oturdum bi daha da bakmadım.
inanılır gibi değil hiç beklemediğin bi kişi nasıl daha seni takip etmezken blogunu bulup inceleyebiliyor?
9
7 /