star trek the next generation

recai pengül recai pengül
çok acayip bir naiflik var bu dizide. açıklaması güç. bugünün kurgu uzmanı izleyicileri için rahatsızlık verici derecede gariplikler içeriyor karakterlerin olaylara verdikleri tepkiler.

örneğin bir bölümde piccard ve 3 tayfa ışınlama aletinden geçerken 13-14 yaşlarına geri dönüyorlar. kazayla da olsa ölümsüzlüğün sırrını keşfetmişler, sonsuz gençlik önlerinde uzanıyor ama bizim kaptanın derdi "yeniden akademiye mi başlasam, bundan sonraki ikinci hayatımda ne yapsam?" gibi şeyler. önlerinde duran n. (n sonsuza giderken) hayatı görmek yerine hemen o an önlerindeki soruna odaklanıp, büyük resmi kaçırıyorlar.

başka bir örnek; gemideki stajyer bir kız aslında insan değil de q olduğunu farkediyor. q dediğimiz şey star trek evreninde yaşayan, omnipotent bir yaratık. bildiğiniz tanrı yani. şimdi bir tanıdığınızın aslında tanrı olduğunu öğrendiğinizi varsayın. nasıl davranırdınız? gidip de yanına, "bunu öğrenmenin senin için ne kadar şaşırtıcı olduğunu hayal bile edemiyorum." der misiniz? tanrı diyorum! her şeye gücü yeten diyorum! ama onlar da bunları diyor işte. kızcağız bunun hayatını değiştirmesini istemiyor, gemideki stajını planlandığı gibi tamamlamayı deniyor. bizim enterprise mürettabatı da bu isteğe saygı gösterip kıza angarya işler yüklemeye devam ediyor.

star trek tng, böyle bir seri işte. kafanızına bunları çok takmayıp, star trek evrenine dalmayı başarabilirseniz acayip sarıyor insanı, bırakmıyor. hatta an geliyor seriyi bu naifliği yüzünden sevdiğinizi farkediyorsunuz.
recai pengül recai pengül
altıncı sezonun "the descent i" isimli bölümü tüm bilimkurgu tarihinin en fantastiği olduğunu düşündüğüm bir sahneyle açılıyor. data, holodeck'te albert einstein, stephen hawking ve isaac newton'ı yeşil çuhalı masanın etrafına toplamış, poker oynattırmakta. oyun esnasında dönen geyikler şöyle:

hawking: sonra dönüp dedim ki: "o referans çerçevesinde, merkür'ün günberisinin ters yönde olması gerekirdi."
einstein: hah hah, iyi demişsin.
data (newton'a dönerek): sör isaac, gördüğünüz gibi hawking'in yaptığı şaka uzay-zaman'daki göreli eğriliğe dayanmakta. eğer iki eylemsiz referans çerçevesi birbirlerine göre hareket hâlindelerse...
newton (sinirle data'nın lafını keserek): bana büyüklük taslamayınız beyefendi! fiziği ben keşfettim. o elmanın kafama düştüğü gün bilim tarihinin en önemli günüydü.
hawking: öf, gene elma hikayesi mi...
data: aslında bu hikaye pek çok kaynak tarafından doğruluğu şüpheli kabul etmekte.
newton (alınmış bir şekilde): bu ne küstahlık!

(oyun devam eder, bahisler arttırılır ve eller açılmadan hemen önce masada yüklüce bir para varken)

einstein: belirsizlik ilkesi bu defa işine yaramayacak ha stephen? evrendeki tüm kuantum dalgalanmaları bir araya gelse elindeki kartları değiştiremezler. kaybetmeye mahkumsun.
hawking (sandalyesine bağlı otomatik kol ile kazanan eli masaya açarken): yine yanlışsın albert...
einstein: hmpf.

ek: söylemeyi unutmuşum, bu sahnede hawking, kendisini oynuyor. olayın fantastik taraflarından birisi de bu.
easy company easy company
patrick stewart çekimlere ilk başlandığında bu dizinin hayatta tutmayacağını söyleyip durmuş. hatta bundan o kadar eminmiş ki ilk birkaç bölümün çekimleri sırasında sette bavulunu açıp yerleşmeye bile gerek görmemiş. göt olmak tam olarak bu olsa gerek.
ninkasi ninkasi
wil wheaton'ın wesley crusher olarak oynadığı bölüm. seni seviyoruz wil! evil wil wheaton'ı daha çok seviyoruz ama. öpüzüklerz