ne arkadaş kalmak ne sevgili olmak

sana söyleyeceklerim var sana söyleyeceklerim var
bir tarafın açık istismarının varlığına delalettir. taraflardan biri diğer tarafı sever ve sevgili olmaya hazırdır. diğer tarafsa kendine beslenilen sevginin "varlığından" mutludur ancak seven taraf kadar ya da seven taraf gibi bir sevgi beslememektedir. hayatında bu sevgiyi zor günlerde lazım olur bulunsun mantığıyla da hep bir kenarda tutmak ister. bunun için zaman zaman arkadaştan bir tık üstte eylemleri ve sözleri ister istemez yapar/ telaffuz eder. çok net olan nedir biliyor musunuz? ilişkide seven iki kişi varsa yoruma açık sıfatların olması imkansızdır. kimse kendini kandırmasın, keza başkalarını da...
2

sözlükte bulunan insanların hepsinin boş olması

tarçınlıhavuç tarçınlıhavuç
bir zamanlar sözlüğü bayağı aktif olarak kullanan ama şimdi sözlükte pek takılmayan bir arkadaşım; "ne zaman hayattan keyif alamasam ve tadım kaçık olsa sözlüğe sarıyorum. benim için yazmak, bir şeylere tepki göstermek deşarj olmak demek ve belli bir süre buralardan deşarj olup sonra hayatım düzene girdiğini gösterdiği anda buradan uzaklaşıyorum." demişti.

bunu sözlükteki tüm yazarlar için genelleyemem tabii ama hayatta çok büyük şeyler başarmış insanlar da, başarısızlığın dibine vurmuş insanlar da var burada ve hepimizin yazmak için sebeplerimiz var. kimimiz artık konuşmaktan yorulduğumuz için, kimimiz kendimize özel bir alan oluşturmak için, kimimiz kafa dağıtmak, kimimiz kin kusmak ve günlük hayatta dile getir(e)mediğimiz şeyleri söylemek için buradayız. ama burayı bir kaçış yolu, bir çeşit dinlenme yeri olarak gören de insanlar var. hayatın bir parçası gibi işte.

boşluk/doluluk, başarılı/başarısız kavramlarının niteliği her birimiz için değişiyor ve ortak bir paydada buluşulamayacak kadar değişken anlamları var herkes için. bu yüzden ben bu düşünceye katılmıyorum.

buranın delisi de var, hocası da. doktoru da var öğrencisi de. zaten maşallah 3 kişiden 5i mühendis ajsjsksk yani dalgamıza bakalım arkadaşlar. insanların dolu ya da boş olduğunu ölçüp sınıflandırmak bize kalmadı.

yeni neslin salak olması

psamathe psamathe
değer yargıları farklı. zeka seviyeleri düşük değil ancak farklı değer yargıları ve farklı yetişme koşulları nedeniyle anlam yükledikleri şeyler bazı eski nesillere alışılmadık geliyor (bu durumu zaman zaman ben de yaşıyorum). genel kültür seviyesinde gözle görülür bir düşüş var ve bunu hiç umursamıyorlar. mesela dünyada kaç kıta var, kastamonu ili hangi coğrafi bölgededir veya türk ve dünya tarihindeki çok önemli olayların kronolojik sıralaması gibi konularda ya hiç bilgileri yok ya da böyle bir soru ile karşılaştıklarında amiyane tabirle sallıyorlar. bu da onların salakmış gibi algılanmasına neden oluyor. dediğim gibi bunu umursamıyorlar, çünkü bu tip bilgilere ulaşmanın kolay ve dolayısıyla akılda tutmanın gereksiz olduğunu düşünüyorlar.
kolay ulaşma konusunda haklılar ama insan hafızasının çalışma prensipleri hakkında bilgi sahibi değiller. zira gereksiz gibi görünen bu tarz bilgiler, hafızanızda yer tuttuğu gibi, yeni bilgiler için başka odacıklar açılır. yani o bilgilerin size belki doğrudan faydası olmaz ama dolaylı olarak, nöronlarınız arası iletişim ağını genişleterek, muhakeme yeteneğinizi arttırmış olursunuz. öte yandan teknolojiye ve bilimsel yeniliklere adaptasyon yetenekleri muazzam.

bireysellik artık daha ön planda. bunun olumsuz yansımalarından kendileri de şikayetçi. çoğu yalnız kalmanın kendilerini özgürleştirdiğini ve daha güçlü kıldığını söylüyor ama dostluk, arkadaşlık konusu gibi kavramlarda da sık sık insanların güvenilmez olmalarından şikayet ediyorlar. dediğim gibi bu bireyselliğin ön planda olması ile alakalı.

bir çoğu haklı olarak gelecek kaygısı taşıyor. ve üzücü olan benim neslimin gençliğine göre daha mutsuz olmaları. mutsuzlar zira umutsuzlar. bu konuda da yerden göğe kadar haklılar.

özgürlükleri konusunda çok hassaslar ki bu hemen her neslin gençliği için geçerlidir ve güzel bir duruştur. ama özgürlük kavramını da genel olarak bireysel biçimde algıladıkları için, başkalarının özgürlükleri için aynı duruşu sergileme konusunda bocalıyorlar. bu da normal zira neredeyse tek partili bir dönem içinde yetiştiler.

sabırsızlıkları, aşka ve cinselliğe olan ihtiyaçları vs. gibi tamamen fiziksel döneme dayalı özellikleri açısından benim neslim ile aralarında uçurum yok.

eski nesilden biri olarak benim gözlemlemelerim bunlar. aslında daha fazlası da var ama gençler ve yeni nesilden olanlar uzun yazı okumayı sevmiyorlar :))

sözlük yazarlarının hissettikleri

psamathe psamathe
yaşım 45. ölüm kavramını hala anlamlandıramıyorum. ölüm sonrası değil bahsettiğim. ölümümüz sırasında hangi duygu ve düşünceler içine girdiğimizi pek tabii ki deneyimlemek mümkün değil. daha doğrusu deneyimledikten sonra gelip çevrenizdekileri bunu anlatmak olası değil. ama benim merak ettiğim kısım da tam olarak ölüm anı.

aslında son derece basit ve düz düşününce, ölen varlığın bilincinin de öldüğü sonucundan yola çıkarak kocaman bir boşluk veya hiçlik kavramı benim için ölüm. ne yaşanmışlıklar ne de hayattayken anlam yüklediğimiz sayısız şey, ölmüş biri için hiç bir şey ifade etmeyecektir. çünkü hisleri ve düşünceleri ortaya çıkaran şey bilinçtir ve beyin dediğimiz organda gerçekleşir bu. en azından bilimsel açıdan durum bundan ibaret. çünkü tüm yaşadıklarımızı bilime göre bilinç, teistlerin ise ruh diye adlandırdığı kavramın, somut bir bir madde olan vücudumuzdaki fonksiyonunun sona ermesi veya kaybı şeklinde değerlendirilebilir.

ben ateist olduğum için bilincin, zaman dediğimiz, ancak çalışma prensipleri konusunda halen hem fikir olunamayan dilimindeki mutlak sonu olarak görüyorum ölümü. teistler ise ruh kavramına inanmaları nedeniyle beden ve ruh ayrımını yaparak ölümü bir son olarak görmüyorlar. hatta bir başlangıç olarak görüyorlar. dolayısıyla bir ateist için ölüm aslında dindar bir insana göre çok daha acı veren bir gerçektir. ben dindarların cenazelerde döktükleri göz yaşlarını samimi bulmuyorum. madem aslında mutlak son olmadığını düşünüyorsunuz neden kaybettiklerinizin için bu kadar acı çekiyorsunuz. tamamen bencilce bir duygu bu. ölene değil kendinize üzülüyorsunuz bence. oysa bir ateist için ölüm az önce bahsettiğim zaman kavramı içinde başka bir başlangıcı olmayan birinin temelli kaybıdır. o nedenle gerçekten üzülünen yegane şey ölen varlığın kendisidir. ve evet ateistlerin hepsi adına konuşamam belki ama ölüm ateistlerin geneli için daha acıdır. zira ne ölen için ne de kendiniz için avutabileceğiniz bir kavram yoktur ateizmde. en fazla iyi ve mutlu yaşadı diyebilirsiniz. ayrımcılık yapma adına söylemiyorum bunu. yine basit bir mantık ile düşünürseniz ateistlerin yaşamı, dindarlardan daha fazla sevdiği ve ona daha fazla değer verdiğini idrak etmeniz de mümkün.

yine çoğu inananın aksine ben ölümsüzlük kavramına ulaşılabileceğini düşünüyorum. ama organizma olarak değil, bilinci başka bir bir ortamda muhafaza ederek. bu konuya ilişkin düşüncelerimi belirten bir yazım olmuştu. zaten bilim adamlarının ve nöro bilimcilerin çalışmalarının bir kısmı bu yönde. yoksa hücre yenilenmesi veya bilincin başka bir bedene aktarılması tarzı yaklaşımlar hem çok masraflı hem de ucunda ışık olacak kadar umut verici değil. bazı din ve felsefi görüşlerde buna reenkarnasyon deniyor. ama benim bahsettiğim şey ile uzaktan yakından alakası yok tabii. zira reenkarnasyonun gerçekleşmesi de "ruh" denilen ve inanılan şeyin başka bir bedene transferi ile alakalı. üstelik orada süreç insan faktöründen bağımsız işliyor. neyse inanan inansın tabii o kısmı beni ilgilendirmiyor.

başlığa uygun bir yazı olmadı. sözlük yazarlarının hissettiklerinden ziyade, sözlük yazarlarının düşündükleri gibi bir başlığa yazmalıydım belki de. ama o kadarını da siz empati yaparak tamamlarsınız diye düşünüyorum. ölüme kaba hatlarıyla böyle bakan bir insan ne hisseder düşünmeye çalışın. zira ben inananların ölüm için ne hissedebileceklerini tahmin edebiliyorum. kolay olan yolu seçmişsiniz. hakaret veya hor görme maksatlı söylemiyorum bunu. ancak görüyorum ki hem hayat hem ölüm için gerçekten kolay olanı seçmişsiniz.

anın fotoğrafı

ürkek ürkek
açılın hogwarts'a gidiyoruz xoxo





harry potter serisine karşı inanılmaz bir tutkum var. bütün kitaplarını okudum, bütün filmlerini izledim. kitabını okuyup da filmini beğendiğim tek seri bu sanırım ❤️ malum kitaplardan sonra filmler sönük kalabiliyor. her sene seriyi bir kez olsun izlerim, hiç es geçmiyorum. bu tutkumu bilen arkadaşım bugün bana bunu getirmiş. kahkaha attım, insanlar neler yapıyor asuhsguh

birinin seni düşünmesi, sevdiğin şeyler üzerinden küçük jestler yapması inanılmaz bir duygu. "değer gördüğünü hissettiğin arkadaşlarının varlığını hissetmek" anın mutluluğu bu.

harry potter ❤️
1

instela zaytung

pink flamingo pink flamingo
zulfiquarr'ın paylaştığı ayetlerle hidayete eren meftuh kitlesel ve public seksten kendini uzak tutmak için sığındığı beste çalan mahur'un evinde çırılçıplak mehdiliğini ilan etti.

sözlüğe girememenin acısını dindiremeyen the ademm vatan borcu biter bitmez ordayım şarkısını on dilde söylediği için gazino şefi olarak naklen atanıp kendisine dilinden düşürmediği in-stella'ya atıf olsun diye yıldızlı mikrofon hediye edildi. bu ne sikik hediye dediği için de askerliği hücrede tamamlamasına oy birliği ile karar verildi.

psamathe'nin tek bir girisini gece okumaya başlayıp bitirdiğinde sabah ezanını duyan domestoss geri kalan giriler için hızlı okuma tekniği kursuna yazıldı. şu an tam bir ingiliz leydisi olma yolunda liverpool'a yalnız yürümeyeceğini göstermenin derdinde. god bless queen amen.

sözlük yazarlarının dengesizliklerini yerinde incelemek için soluğu istanbul'da alan steph ayağının tozuyla mangalbaşına gitti. kanlı olsun diye kırk kere tembihlediği halde yediği etin çok piştiğini gören yazar ekmek bıçağıyla is this blood haa is this blood, no darling noooo this is blooooood diyerek garsonları kovaladı. şu an hapiste ve dışarda mevsim baharmış gezip dolaşanlar varmış günler su gibi akarmış geçmiyor günler geçmiyor sözlerinin de yer aldığı bir arabesk fantezi albümü hazırlığında. arada azureel kendisine üzerinde hi steph yazan temiz çamaşır ve molly götürüyor, selam olsun bizden de.

zirvelerde aradığını bulamayan bitli piyade kadıköy'de peta'nın "metrobüste dokandıranlara hayır" konulu üstsüz protestosuna katıldı ve victoria's secret'ın yeni sütyen modeli olması yönündeki teklifini basın toplantısı düzenleyerek biz instela yazarlarıyla paylaştı. kendisine bol kanatlı günler diliyoruz, memelerine sağlık, gururumuz.

kopya çekerken yakalanan rose whisper kendisini erkeklerden nefret ediyorum diyerek savundu. hepsi erkeklerin suçu, lanet olsun pipili her yaratığa diye devam eden yazar rüyasında ona kopya çekmesini söyleyen ah ya neymar'a mercedes ne ki donuna kadar alacağım donuna diyerek dava açmaya hazırlandığının ipuçlarını verdi.

to be continued...
20

evlenmeden aynı evde yaşamak

the bridge of khazad dum the bridge of khazad dum
bir ay gibi bir süreliğine deneyimlediğim hede.
evlilik gibi bir gündem yoktu. bir akşam kaldı, iki akşam kaldı bir de baktım ki bir ay olmuş. bir yerde evlilik hayatına döndü ve ben hiç mutlu olamadım. yedi yirmi dört aynı yerdesin. yalnızlığı seven birisi için çok hoş değil. kendime ait bir alan aradım o süre zarfında. hadi bunları geçtim bir yerde sorumluluğun artıyor. iki kişilik yemek yapmak, daha fazla çamaşır yıkayıp, daha fazla ütü yapmak, darlanmıştım. sağolsun bir kere de yardım edeyim dememişti. (hshdhsjnsnd) her neyse, evliliğin bana göre olmadığını hissettim. daha sonraki zaman sürecinde de evlilik teklifini geri çevirdim.
yani, birlikte yaşamayı deneyimleyincesi o kişiyle bir ömür paylaşmak isteyip istemediğinizi az çok anlıyorsunuz. bir yerde iyi bir şey. imkanınız varsa deneyimleyiniz.
5

gece yarısı acıkmak

maça tangasını vuran adam maça tangasını vuran adam
az önce yapıştırdım bir kahvaltı tabağı (peynir zeytin tomatisi işte).
nerde o eski günler, sipariş vereyim de bi büyük boy pizzayı gömeyim gecenin ikisinde üçünde....

o değil de başlığı görünce aklıma geldi anlatayım:
üniversitedeyiz o zamanlar, millet çatur çutur karı kız ayıklıyo her gece, biz evde lost-prison break izliyoruz aq. sonra tumba yatak...
evdeki oda arkadaşımla gecenin 2sinde yastık sohbetine başlardık, bir arkadaşın çok sigara içtiğinden bahsederek başladığımız konuşma, nichole scherzinger'in muhteşem bir kadın olmasına kadar uzanırdı, gecenin 3ünde ise ismini zikretmeden şöyle bir konuşma yapardık:
b: lan bak geçen sefer de böyle saatlerce muhabbet ettik, sonunu hatırlıyorsun
o: vallaha mı?
b: yerim diyosan yaparım oğlum nolcak?
o: yaparım diyosan ben yerim oğlum...

ve gecenin 3:30'unda kalkıp mutfağa inerdik, o jennifer lopez'in götünden bahsederken ben un helvası yapardım.

millet hatun ayıklardı, ben un kavururdum...

yeni neslin salak olması

iwouldpreferkalıbındanhoslasmayaningilizceerbabı iwouldpreferkalıbındanhoslasmayaningilizceerbabı
aile şirketi adına meslek icra komitesi toplantısına katılmak için ticaret sanayii odası'na uğradım bugün.

tesadüf ki oda alman menşeli dünyaca ünlü bir pnömatik ve endüstriyel otomasyon firmasının didaktik departmanı ile ortak "endüstri 4.0" eğitimi düzenliyormuş.toplantıdan önce uğrayıp katılayım dedim.

içeriye girdim salon dolu.şerefsizim sevindim ya.çoğunluk da öğrenci.neyse çay molası verdi 15 dakika.bu arada sorularınızı alayım dedi.ben bekliyorum ki işte biyonik kollar vakum pedleri global seviyede gerçek zamanlı üretim filan tonla mevzu döndü içeride.soru yağacak.amınakodumun salak tüccarları eşantiyon aramaya,öğrenciler de firmadan gelen eğitmenlerle staj pazarlığına tutuştu.

hani çok söylüyorlar ya.yeni nesil salak filan.doğru.ama eksik.yeni nesli dünyaya getirenler de salak.genel yani salaklık
4

kızların hoşlanma belirtileri

psamathe psamathe
"sizinle konuşurken saçları ile oynaması" sgsgdsdsgsfggjf. ben bunu bir yerlerde okuduğumda muhtemelen sözlükteki bir çok yazar henüz dünyaya gelmemişti. o derece eski bir bilgi bu. fakat aklıma nasıl kazınmışsa artık. kızların hoşlanma belirtileri denilince aklıma gelen yegane bilgi de bundan ibaret zaten.

ciddiye alıp belirti olarak düşünmeyin efendim. kız bunu huy edinmiştir, saçlarını seviyordur vs. en güzeli açık açık konuşmak olmalı.

alkol fiyatlarının haddinden fazla olması

absinthecı absinthecı
amerika'da 2lt rakı 18 dolara satılıyorken türkiye de 70cl e 180 tl ödüyoruz
biz nasıl bir döneme geldik arkadaş, rakı ulan rakı su anason alkol,bizim yerli içeceğimiz,
rakı burada üretiliyor ama yabancılardan daha pahalıya içiyoruz, bira desen 3-4 tl edecek bira fiyatı 13 tl , bence artık buna dur deme zamanı geldi, 3 bira aldım 40tl verdim ondan sonra ''biz kimsenin yaşam tarzına karışmıyoruz'' silivrinin soğuk olması umrumda değil amk karışıyorsun lan sen sinsi sinsi yaşam tarzımıza karışıyorsun

down sendromu

ela gozlerimdeki renkli hikayeler ela gozlerimdeki renkli hikayeler
oğlumun bisikletinin tekerinin bilmem kaç milyonuncu kez inmesi patlaması üzerine bisiklet tamircisine bu kez kendim gittim.

dükkandan içeri girdiğimde barış abi ve barış abinin bir yakını olduğunu düşündüğüm 15 yaşlarında down sendromlu bir çocuk oturmuş kahve içiyorlardı yanında da gofret bisküvi. ismi denizmiş. buyur ettiler sofralarına. deniz sokuldu yanıma..

- sen dedi beni seviyor musun?

+ sevmez olur muyum denizcim dedim.

- adın ne senin dedi.

+ ela dedim.

- benim adım da deniz ela abla, tunceliliyim ben komünist başkanın hemşerisiyim dedi.. gülümsedim.

canım denizle yarım saat içinde tam 6 kez tanıştık.. ve memnun olduk.

+ pekiii dedim, sen beni seviyor musun söyle bakalım.

evli misin sen dedi evet dedim, oğlum da var senden biraz küçük,

- evde eski gömlekler var mı dedi? ben çok severim gömlek dedi..

+ var var olmaz olur mu dedim.

- gömlekleri bana getirirsen seni daha çok severim dedi minik çakal hahaha.

barış abi, denize ve birde bana bakıp, denizin akli dengesinin yerine olmadığını anlatmaya çalışıyordu bana. göz kırptım tamam abi dedim biz anlaştık bile..

tekerlere akord da yap barış abicim dedim. denizle biraz daha vakit geçireyim diye.

tamam kızım, siz de kahve için memleketten yeni getirdi ortağım dedi, manisanın kulanın yakomoz kahvesiymiş.

beni tanıyanlar bilirler kahve yumuşak karnım benim. yetişecek bir işim olsa bile teklif edilen o kahveyi içmeden adım atmam.

kahveyi yaparken yeniden sordu adımı deniz.

bir daha adımı unutma ama bak sana gömlek getirmem yoksa dedim gülerek adım ela dedim.

tamam dedi :).

bizim kız bırak allah aşkına deliye ezber mi yaptıracaksın diye kahkahayı bastı barış abi.

bir gülüşü var deniz'in ömre bedel.

tam dükkandan çıkarken:

+ denizz dedim benim adım neydi?

- gömlekçi dedi hahaha.

+ ama eksik söyledin dedim. gömlekli ela de bence dedim.

- tamam ela abla dedi, yine bastı o ömre bedel kahkahasını.

+ denizzzz seni çok seviyorum bak unutma tamam mı dedim :) bakıcaz dedi uyanık..

o da beni sevsin diye, bu hafta ona gömlekler alıp yanına tekrar gideceğim.

migros

yüzbinbaloncukyuttum yüzbinbaloncukyuttum
bugün etrafımda ne kadar alkolik var bir kez daha anladım. lan ne pislik arkadaşlarım varmış benim, cenazem olsa aramayacak insanlar indirim var lan kaçırma diye aradi. hadi alkolikleri geçtim 5 vakit namaz kılan arkadaşlarım bile indirim var kızım kaçırma diye aradı. bu kadar mı alkol bağımlısıyım ben gözlerinde anlamadım ki. hayır zaten siz kimsiniz ben zaten sabah gittim görevliyle açtım marketi aldım. akşamdan haber verdilerxhfkfn.

ama yine de böyle günlerde bu birlik ve beraberlik duygusu beni çok ama çok duygulandırır. teşekkürler migros.

çok acil ruh eşi aranıyor

revoluce revoluce
'ruh eşi' tanımının ne demek olduğunu biliyor muyuz ki böyle uzunca bir listemiz var? ne kadar kriter yazarsanız yazın, o öyle sipariş üzerine bulunan bir şey değil.. aranızda 500 km. bile olsa, birbirinize dokunamasanız bile aynı adımları attığınız, kalbinizin aynı ritimde çarptığı kişidir ruh eşi. sizden öncesine, maddi durumuna, ne mezunu olduğuna takılmazsınız. var olsun, ruhunuzu tamamlasın istersiniz. bir anlık yokluğunu düşünmek bile nefesinizi kesiyorsa onu bulmuşsunuz demektir. ve gerçekten bırakın bu listeleri. siz kriterler içinde boğulurken yanınızdan geçip gidiyor ruh eşiniz. kafanızı o telefonlardan yukarı kaldırıp arada etrafınıza bakın. belki size güzel bakan gözler vardır. veya çok uzaklarda dahi kalbinize dokunan biri. fark edin...
6

çorum denince akla gelenler

meftuh meftuh
hayret kimsenin aklına gelmemiş.

tabiki de leblebi. inanın çorumluyum diye demiyorum. yani çorumlu olmasam da derdim. mesela biraz batıya doğru gidin mesela çankırı'ya. bakın bakalım orda bu kadar iyi leblebiyi bulabilecek misiniz? elbette bulursunuz. çünkü oraya da leblebi çorum'dan gidiyor. ha ha ha.
3