instela

neverendingblueroad neverendingblueroad
bugün instela sayesinde öğrendiklerimizi toparlamak isterim. böylece siz de ne olduğunuzu ya da ne olmadığınızı çok net anlar, ortamlarda ben buyum olm der, bik bik yapmazsınız.

- 30 yaşından sonra kimsenin yaşamaya hakkı yoktur. olanlar da utanç içinde yaşamalıdır. çünkü neden? neden olacak 30 işte. allah onların belasını versin.

- girileri yoruma kapaya(n) yazarların gerçek amaçları belli değildir. aç-kapa gibi bir seçenekten "kapa"yı seçenlere yöneltilen ithamlar kafa karıştırıcı ama anladığımız kadarıyla çok "şey"ler. neyler bilmiyorum ama iyi olmadıkları kesin. lanet gelesiceler.

- 500'den fazla entrysi olanlar ezik, asosyal, bir baltaya sap olamamış mal sürüsüdür. işsiz güçsüz, boş beleş, horolop şoroloplardır. hay amlarına koyayım onların.

- hem haha hem smiley ile gülen yazar yavşaktır, sahtekardır, alçaktır. yaptığı eylemi neden yaptığını bilmeyecek kadar haindir, içten pazarlıklıdır, düzenbazdır. kellesi vurulasıca, o gülen yüzü çamura bulanasıdır. sen kim köpek hem haha deyip hem smiley atıyorsun, hadsiz!

daha vardır ama 500'den fazla entrym olduğu için, hem haha deyip hem smiley ile güldüğüm için, bir de 30 yaşımı geçtiğim halde utanmadan yaşadığım için benim daha fazla yazmaya hakkım yok. gidip müjganla ağlayacağım. neyse ki girilerim yoruma açık da teselli etmek isteyen mesaj kutuma damlamayacak. şükür rappime. ameno.
26

ilim öğrenmek için gelinen yerin taverna çıkması

nastasya filippovna barashkova nastasya filippovna barashkova
su almak için girdiğim yer pavyon çıkmıştı... sene 2007 izmir'den ödemiş'e gidicez üç beş kız. yol uzamasın diye otogardan gitmeyelim dedik, çiğli taraflarında otobüs bekliyoruz. ben çok susadım. bakındım etrafta bi tane bakkal, büfe falan yok. yaş daha 19 (ups) dedim ki şurada bi müzikhol var. ben ne bileyim müzikhol ne. kızlara dedim siz iki dakika bekleyin, su alıp geliyim.

neyse girdim içeri. ortam rezalet, detay vermicem :d hayır artık girmiş de bulundum, geri adım atamıyorum. yaptın bi salaklık kaçmak olmaz dedim burası da bi mekan sonuçta, ilerledim. aynı anda bi garson bana doğru geliyor hızlı hızlı, bunun burada ne işi var der gibi. hanımefendiler, beyler de beni kesiyor. düştüm resmen, çıkamıcam herhalde buradan diyorum içimden de. o ilk on saniyede hapislere mi girmedim, aşığım adam mı vurmadı. neler neler geçiyor aklımdan ahah.

acaba dedim suyunuz var mı? :d yandan bi kodaman koşturdu, ne istiyor hanfendi diye. herkes bi panik. dedim ben su alıcaktım. nedense çok hızlı hareket ediyorlar (pavyona gidenler bu durumu açıklasın lütfen), hemen iki şişe su getirdiler, para da almadan kapıya kadar eşlik ettiler. şimdi siz gitseniz o suyun şişesini en az 100'den giydirmişlerdi.

neyse işte hikaye bu kadar. olmaz demeyin. ben çok genç yaşta öğrendim...

am

neverendingblueroad neverendingblueroad
almancada "an dem" edatının kısaltılmış halidir, yazıldığı gibi okunur ve günlerde kullanılır. am'ı koymadan o günü anlatamazsınız. mesela ich werde am montag nach londra (pazartesi günü londra'ya gideceğim). eğer o am'ı koymazsanız bu cümle yanlış olur. önemli bir edat yani.

2 temmuz 1993 sivas katliamı

written and directed by written and directed by
1988 yılında salman rüşdi adlı yazar kuran'a sonradan ayetler eklendiğini iddia ederek "şeytan ayetleri" diye bir kitap yazdı. islami kesimden birçok kişi kitabın kuran'a ve peygambere hakaret ettiğini öne sürerek yazarı aforoz etti, hatta hakkında idam fetvaları verilmeye başlandı.

aziz nesin "hiçbir kitabın yasaklanmasından yana değilim" diyerek kitabı türkçeye çevirdi ve o da buradaki gerici kesimden tepkiler almaya başladı. o sene sivas'taki pir sultan abdal etkinlikleri'ne davetliydi. 2 temmuz 1993 günü cuma namazı sonrası cami önlerinde aziz nesin ve diğer canlar hedef gösterilerek "gün müslümanlığın gereğini yerine getirme günüdür!" diyen bildiriler dağıtıldı.

işte bu silsileyle ilerleyen olaylar büyüdü ve o gün canlarımız "müslüman türkiye" sloganlarıyla galeyana gelenler tarafından acımasızca katledildiler...

sivas katliamı her daim çok daha vurucu ve korkutucu geldi bana. çünkü bu katliamı birçoğumuz gördü. yakın tarih filan değil yani. çocuk da olsak gördük, yaşadık, duyduk, dinledik.

güvenlik güçlerinin 8 saat boyunca müdahale etmeden izlediği katliam, sanatçılar ve gençlerin sığındığı madımak oteli'nin ateşe verilmesiyle sonuçlandı.

katliamda en küçüğü 12 yaşında, çoğunluğu çocuk ve genç 35 kişi yakılarak öldürüldü. 15 bin kişilik kalabalıktan sadece 160 kişi gözaltına alındı. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan 15 sanık firar etti.

"gazanız mübarek olsun" diye insanları kışkırttığı söylenen belediye başkanı temel karamollaoğlu saadet partisi genel başkanı oldu. sanık avukatları devlet ve hükümetin en üst kademelerine kadar yükseldi:

av. hayati yazıcı - akp'nin devlet bakanı;
av. bülent tüfekçi - akp'nin gümrük ve ticaret bakanı;
av. zeyid aslan - akp tokat milletvekili, erdoğan'ın eski avukatı;
av. haydar kemal kurt - akp isparta milletvekili;
av. celal mümtaz akıncı - afyon barosu başkanı ve anayasa mahkemesi üyesi;
av. hüsnü tuna - akp konya milletvekili;
av. burhanettin çoban - afyonkarahisar akp'li belediye başkanı;
av. faik işık - erdoğan'ın avukatı;
av. ibrahim hakkı aşkar - 22. dönem akp afyon milletvekili;
av. m. ali bulut - akp maraş milletvekili ve anayasa komisyonu üyesi;
av. halil ürün - akp afyon belediye başkan adayı;
av. mevlüt uysal - akp istanbul başakşehir belediye başkanı;
av. nevzat er - eski akp eminönü belediye başkanı;
av. suat altınsoy - akp konya il başkanı yardımcısı;
av. tayfun karali - istanbul büyükşehir belediyesi darülaceze müdürü;
av. ferruh aslan - istanbul büyükşehir belediyesi basın yayın müdürü;
av. ibrahim kök - akp elazığ milletvekili aday adayı;
av. ali aşlık - eski akp izmir il başkanı;
av. bedrettin iskender - akp ümraniye belediye başkan adayı;
av. ekrem bedir - sakarya akp hendek belediye meclis üyesi;
av. eyüb karagülle - eski saadet partisi ilçe başkanı;
av. faruk gökkuş - akp kâğıthane belediye başkanlığı aday adayı;
av. hasan hüseyin pulan - akp istanbul il disiplin kurulu üyesi;
av. hurşit bıyık - akp trabzon il başkan yardımcısı;
av. reşat yazak - anadolu ajansı yönetim kurulu üyesi.

masum insanlar diri diri yakıldı. bu, sadece alevilerin dertlendiği, acı çektiği bir katliam olmamalı. birkaç sene önce bugün anma için ben de sivas'taydım. katılım azdı. bir kesim insan zaten bizlere düşman, onlardan çoktan vazgeçtik. ama geri kalanlar da yalnız bırakıyor yavaş yavaş sanki.

çocuktum ama hatırlıyorum. oradan kurtulanlardan tanıştığım oldu. çok didinen, yıllarca çırpınan insanlar gördüm. "adalet yerini bulacak, insanlık suçlarında zaman aşımı olamaz" diyorlardı. 13 mart 2012 tarihinde mahkeme, sivas katliamı davası hakkında zaman aşımı kararı aldı...

sözlük yazarlarının benzediği ünlüler

almost almost
öncelikle "eskiden" diyeyim, hatta çok eskiden, daha da çok diyeyim ve bkz'ı vereyim ;

(bkz:mateja kezman)

şimdi görüntü kalitesi berbat bir fotoğraf paylaşacağım, bunun için baştan özür dilerim. 30 lu yaşların ortalarındayım buradaki fotoğrafta. dolayısıyla bir benzerlik göremeyebilir ve abartıyorsun diyebilirsiniz. ancak gerçekten 18-22 yaş aralığındaki hallerim ile, kezman'ın türkiye'ye geldiği zamanlardaki halleri arasında inanılmaz bir benzerlik vardı. hatta o yıllardan iletişimim olan arkadaşlar, daha sonra bir whatsapp grubunda "hayırlı olsun almost sonunda sevdiğin kulübe transfer olmuşsun" diye mesajlar atmışlardı skdfgkjsdgkjdkdshf. bir abim var, birinci dereceden akraba olarak hayatımda kalan, ona bu kadar benzemiyorum.





edit : şimdilerde levent yüksel e benzeten çok oluyor sdjsdkds
9

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

rose whisper rose whisper
bu ülkede; 2 yıl hayattan kendini soyutlayıp çalışarak kpss derecesi yaptığı halde, onlarca mülakata girip yüzlerce kişinin alındığı kademelere alınmayan bir arkadaş ülkeden umudunu kesip kanada'ya göç ediyor eşiyle.

neden göç etmeye gerek duyduklarını anlatırken laf arasında gerizekalı fetöcüler ifadesini kullanıyor. kanada'daki fetöcüler örgütlenip adamı ve eşini sınır dışı ettirmek için dava açıyorlar.

inanılmaz. gerçekten i-na-nıl-maz...

bu nasıl bir utanmazlıktır, bu nasıl bir alçaklıktır? çalışmaktan ve çaba göstermekten başka hiçbir şey yapmayan yurdum gencinin kaçtığı halde kurtulamadığı bu aşağılık orospu çocukları nasıl yaratıklar allahım? tanrım bizi neden yolladın buraya?

ortağının desteğiyle haksız şekilde kadroları ele geçir. bir sürü insanı mağdur et. sonra ortağın seni aforoz edince hıncını, senin siktiğin düzen yüzünden emeği hiçe sayılan insanlardan çıkar. hem de senin kanalizasyon kokulu zihniyetine buladığın bok çukurundan kurtulmak için kmlerce kaçtıkları halde. gerçekten korkunç.

hayır arkadaşlar. ben bunca iğrençliğe asla alışamayacağım. düzen değişmiyor ve değişmeyecek diye tüm bu iğrençliği göz ardı edemem. aynı şeyleri daha önce konuştuk diye bundan sonra susamam. her seferinde aynı şeyleri konuşacağım, ama alışmayacağım. kabullenmeyeceğim. istesem de yapamam zaten.

instela

a good day to die a good day to die
sayın yönetim, bir siteye giriş süresi uzadıkça o siteye girme isteği azalıyor. haberiniz var mı acaba? duyan da gb'larca flash, imaj falan var zannedecek. %90'ı yazı olan bir sitenin bu kadar geç açılması kabul edilemez. açıklama da yapılmıyor.

erdem ile her dem

erdoo erdoo
yayın hayatına son verdiğim program. 3 ayı geçkin bir süredir
program yaptım, yaptığım işten çok keyif aldım. çok iyi dostlar edindim ve umarım bu dostluklar baki kalır . yayın sırasında üzdüğüm ve kırdığım insanlar varsa affola, benden yana varsa herkese hakkım helaldir.

istanbul şehir üniversitesinin kapatılması

dumrul dumrul
ahmet davutoğlu konuşma yapmış. medyaskop yayınlamış. biraz dinleyeyim dedim. yok çekilmiyor aga. her an cehape, hedepe, peğağa, kokteyil terör örgütü diye bağırmaya başlayacakmış gibi hissediyor insan.

ama düşene çok vurulmaz. davutoğlu hakkında çok fazla konuşmayacağım. fakat akp terör örgütü yandaşları senelerce şakşakladıkları davutoğlu'nun akıbetinden ders almak durumundalar. davutoğlu örgütün genel başkanı ve başbakanıydı. sırf diktatörü şakşaklamaktan vazgeçti diye adamın üniversitesini kapatıyorlar.

"faşist diktatörlük nedir?" denirse işte budur.

dünkü başbakanına bunu reva gören size ne yapmaz? kimi harcamadı bu herif? hiç düşünüyor musunuz?
3

lucky luke

almost almost
ülkemizde red kit ismi ile tanıdığımız hikaye serisindeki baş karakterin orijinal ismidir.

asıl adı maurice de bevere olup, morris ismiyle tanınan, belçikalı çizer tarafından yaratılmış olan bu karakterin geçmişi, çok uzun yıllar öncesine dayanır. öyle ki, morris'in bu karakteri oluşturup, ilk hikayesini yayınladığı tarih 1947 dir. kısa süre içerisinde tanınması ile birlikte, uzun yıllar süren birbirinden güzel serüvenleri, onun dünya çapında ve önemli sayıda bir hayran kitlesinin oluşmasına neden olmuştur. şüphesiz ki bu hayran kitlesi de, gerek çizgi film, gerekse sinema filmi olarak, sayısız kez televizyona ve beyazperdeye uyarlanmasına da yol açmıştır.

"gölgesinden hızlı silah çeken kovboy" sloganı ile de tanınan lucky luke karakterinin, bir çok serüveninde kendisine eşlik eden ve hikayelerindeki ana karakter olarak sayabileceğimiz 8 karakter daha vardır. çok ilginç bir şekilde tıpkı lucky luke'un red kit olarak çevriminin yapılması gibi, bu ana karakterlerin çoğunun ismi de orijinal hallerinden oldukça farklıdır. bu karakterleri sayacak olursak ;

jolly jumper : bizdeki çevrimi "düldül" olarak geçen, yalnız kovboyumuzun aslında asla yalnız olmadığını hissettiren, zeki ve esprili atının ismidir.

rantanplan (rin tin can) : bizdeki çevrimi "rin tin tin" olan, sınır tanımaz sadakati (bazen kime sadık olacağı konusunda kafası karışsa da) ve aptallık derecesindeki saflığı ile, jolly jumper'ı bile çileden çıkaran sevimli mi sevimli bir köpek. her ne kadar lucky luke' un köpeği gibi düşünülse de, aslında bir hapishane köpeğidir ancak pek çok serüveninde onunla birlikte boy gösterir.

joe dalton : the daltons olarak bilinen ve bizde dalton biraderler veya dalton kardeşler olarak da geçen, lucky luke'un ebedi ve ezeli düşmanları olan 4 kardeşten yaşça en büyüğü, en kısa boylusu ve daltonarın elebaşı diyebileceğimiz karakter. joe dalton, kendisini yakalayıp, sayısız kez hapishaneye tıkan! lucky luke dan o derece nefret eder ki, isminin bile geçmesi, onun olduğu yerde tepinmesine ve suratının sinirden kıpkırmızı kesilmesine neden olur.

jack dalton : daltonların iki numarası diyebileceğimiz karakter. diğer kardeşi william ile birlikte aslında pek de bir numarası yoktur. o nedenle joe'nun bir uzunu dememiz yeterli bir tanıtım olur sanırım.

william dalton : daltonların üç numarası. jack dalton için söylediğimizi kopyalayıp yapıştırabiliriz. jack'ten boyca uzundur, evet.

averell dalton : bizdeki çevrimi "avarel" olarak geçen, dalton kardeşlerin boyca en uzun akılca en kısa olan karakteri. dillere destan olan aptallığı ve diğer kardeşlerinin aksine, nispeten daha yumuşak bir kalbe sahip olması dolayısıyla, okurlar tarafından en sempatik bulunan daltondur dersek yanlış olmaz. zekasının çoğu zaman, rantanplan (rin tin tin) ile eşdeğer tutulması, sanırım onun nasıl biri olduğunu özetlemeye yeterli olur.

calamity jane : vahşi batıda geçen bu serüvenin, ana karakter olarak tanımlayabileceğimiz tek kadın karakteri. kadın deyince akıllara narin biri gelmesin lütfen, zira tütün çiğnemesi ve çiğnediği tütünü sürekli yere tükürmesi, sadece kovboy kıyafetleri içinde rahat etmesi, hızlı silah kullanması, argo ve hatta küfüre yatkın ağzıyla tam bir vahşi batı karakteridir kendisi. her ne kadar tarzı farklı olsa da, lucky luke ile aynı safta yer alması dolayısıyla, kendisini onun dostu olarak tanıtmak yanlış olmaz.

billy the kid : ülkemizdeki çevriminde de aynı isimle geçen bu karakter, isminden de anlaşılacağı üzere aslında çocuk yaşta olan ama, sabıka kaydı, yaşının fersah fersah ötesinde olan, azılı bir hayduttur. her ne kadar yaşça küçük olması, onun tanınmadığı yerlerde, yaşına göre muamele görmesine neden olsa da, acımasızlığı ve silah kullanmadaki hüneri ile, kısa zamanda, uğradığı kasabalarda kötü bir şöhret edinmesine neden olur. billy the kid'in, tezgahlardan elma çalmak gibi çocuksu yaramazlıklarına da, serüvenlerin de sıkça yer verilir. lucky luke'un daltonlar'dan sonra en azılı düşmanıdır.

tüm bu ana karakterlerin yanı sıra, bazı serüvenlerde karşımıza çıkan, dalton kardeşlerin annesi dalton ana, bir kaç tahtası eksik olsa da beyaz sakalıyla tonton bir dede görünümündeki yargıç roy bean, vahşi batı kasabalarını vazgeçilmezi, sevimli akbabaları yanından bir an olsun eksik olmayan cenaze levazımatçısı, gibi karakterleri ile, lucky luke, gerçekten de okuyucularını bambaşka bir atmosfer içine çekmeyi başaran, gerçek bir çizgi roman kahramandır. seviyoruz seni lucky luke...
3

ozan güven

bitli piyade bitli piyade
bu adamın yaptığının aynısını benim enişte dediğim orospu çocuğu da yaptı. o yüzden hiç şaşırmıyorum. çünkü türkiye'de adalet olgusu lağım çukuruna dönmüş vaziyette. deniz bulutsuz'un ve ailesinin hissettiklerini çok iyi anlayabiliyorum.

sivas katliamına sivas katliamı demek yasaklansın

neverendingblueroad neverendingblueroad
bakınız sözlükte nasıl geçiyor "katliam"ın tanımı: "katliam, kendini savunma imkânı bulunmayan çok sayıda insanın acımasızca öldürülmesi olayıdır."

kendilerini savunma imkanı var mıydı? hayır
sayıları çok muydu? evet
acımasızca öldürüldüler mi? evet
olay nerede geçti? madımak otelinde
madımak oteli nerede? sivas'ta
demek ki neymiş? sivas katliamı

malum kişi bile anlar bu anlatılanları. benim yazarken gözbebeklerim titriyor, onlar yakarken gözlerini bile kırpmadılar. hay sizin imajınızı...

becerememek

nastasya filippovna barashkova nastasya filippovna barashkova
benim beceremediğim birçok şey var. o sebeple spesifikleştirmeden bu başlığı tercih ettim.

asla ve asla kendimi ifade edemiyorum. doğru olduğunu düşündüğüm şeyler söylediğimde tamamen yanlış kelimeler seçiyor olucam ki ters tepiyor.

duygularımı geçiremiyorum. bazen çok net ifade etsem bile olmuyor. sanırım bu da madde 1'in konusu.

yemek yapamıyorum. en son elimi rendeledim. bi de dibi tuttu.

cumartesi günü olan yks sınavında da bileğimi kırıyordum. aq kutularını iki yerden kitlemişler kesemedim bi türlü. 40 tane hoca da gözümün içine bakıyor sınavları teslim edicem diye. aynı bileği üç kere kırdım daha önceden. iki gündür ağrıyor.

taşınayım dedim olmadı. 3 senedir sinir stres içindeyim. karar da veremiyorum zaten.

en az 6 ay boyunca kullanmam gereken bi ilaç var. bi buçuk ay kullandım. damardan kan çıksın diye iğne içindeyken kolumu sıktılar ashsj. olmadı tabi.

cildim hassas diye de ilaca başladım, ama cildim ilaca hassasiyet gösterdi diye artık kullanamıyorum :d

ağlamak istiyorum o bile olmuyor. tam olarak şu an yaptığım gibi aklıma bütün aptallıklarım geliyor, gülmeye başlıyorum.

ama mutsuz da olamıyorum. hani dicem sorun bu, mutsuzum. bari bunun için bi şeyler yapayım, ı ıh yok.

aşık olmak istiyorum ama yukarıda saydığım birkaç nedenden ötürü götüme bakıp uzaklaşmak zorunda kalıyorum. biliyorum ki birinin beni sevmesi zor bi ihtimal. burada dram yok. realite var. birkaç evlilik takıntısı olan adam için neredeyse doğru tercihtim. avm'ye çişimi yapmak için girmek istediğimde buzdolabı bakan insanlar bunlar. ne renk olsun diye soruyorlar bi de. bahtım gibi kara olsun :d zaten onlar da ben ayrıldıktan kısa bi süre sonra başkası ile evlendiler <3

yoruldum.
2