kilo vermek

jan valjean jan valjean
gerçekten isteyince olumlu sonuç alabileceğiniz, kendinizi daha mutlu hissedebileceğiz, belirli bir sistem ve kurallar dahilinde yaparsanız, bazı şeylerden fedakarlık edecek ancak asla aç kalmayacağınız eylemler bütünü.

aralık 2017 de ciddi bir ameliyat oldum. hem psikolojik hemde, fizyolojik olarak yıprandığın bu dönemde 89 kilodan 98,5 kiloya 2,5 ay gibi bir sürede yükseldim. bu senenin şubat ayında test sonuçlarının temiz gelmesiyle, kilolardan arınmanın zamanı geldiğini düşünerek. ilk önce internetten kendi kendime diyete başladım ama çok sağlıklı hissetmedim ve profesyonel yardım almam gerektiğini düşünerek bir diyetisyene başvurdum. bu geçen 10 günde 4 kilo vererek 94,5 kiloya kadar düştüm diyetisyene ilk başvurduğumdaki yağ-kas ölçümüm.




bu da 3. aydaki fotoğrafım.




diyetle beraber spor salonuna yazıldım ve sistemli bir şekilde kilo vermeye başladım. hayatınızdan belirli fedakarlıklar yapmak zorunda kalıyorsunuz bu süreçte. örneğin son 6 aydır tatlı olarak sadece 1 tane tremisu yiyebildim. bununla beraber hamur işini çok azalttım. çok, çok, çokkkk. sporda özel ders aldım 1.5 ay ve daha sonra öğrendiğim hareketleri kendim tekrarladım. üzerine koya koya, elinizin altında da internet varken belirli bi yere getiriyorsunuz zaten. dün tartıldığımda 78 kiloydum. yukarıda ölçümdeki yağ ağırlığı 27 kiloydu şu an bu yağ ağırlığı 11 kiloya kadar düştü. yani verdiğim 20 kilonun 16 kilosunu yağdan verdim.

özetle internetteki değişim videoları gerçek arkadaşlar 6 aylık sıkı bir diyet/spor programıyla gerçekten inanılmaz değişimler oluyor. hedefim 74 kiloya düşmek.


20

instela

pink flamingo pink flamingo
bugünlerde tam bir mahalle havasında. bir-iki tane de pencere önü teyzesi var, ohhh şıkır şıkır.
gezdiğin yeri paylaşırsın, anladık en çok sen gezdin derler.
okuduğun kitabı paylaşırsın, en entel sensin tamam derler.
sevdiğin filmi paylaşırsın, ne ara film izliyorsan artık derler.
fotoğraf paylaşırsın laf ederler, şiir paylaşırsın amma da edebiyat yaptın derler, müzik paylaşırsın birine gönderdiğini düşünürler.
düşünceni yazarsın, fikir beyan edersin, itin götüne sokarlar.
karikatür paylaşırsın, burası facebook mu derler.
eleştirirsin işsiz derler. susunca ezik derler.

derler de derler. onu paylaşma bunu paylaşma, dükkanı kapatıp gidelim o zaman. haa yok gidersen ona da laf ederler. haber vermeden gidersen arkandan kovuldu derler, silik yedi derler. haber verince gidişinin goygoyunu yapıyor derler.
burası cidden tam bir mahalle. ismail abiler ve perihan ablalar olmasa bi goygoy da ben yapacağım ama hiiiiiç heveslenmeyin. daha anlatacak paylaşacak çok şeyimiz var.
10

otopsi

orkestrada çelik üçgen çalan şanslı orkestrada çelik üçgen çalan şanslı
not: bu giri rahatsız edici öğeler içermektedir.



uzun süredir otopsiye girmiyordum. pek çok otopsiye katıldım. yıllarca duyguları olmayan bir adam olarak yaşadığım için hiç etkilenmeden atlattım bu prosedürü. ama bugün biraz farklıydı. bir süre önce bana insani yanımı hatırlatan bir kişi girdi hayatıma. bir anda. ve bir anda hayatıma girdiği gibi bir anda da kayboldu.

sabah telefonum çaldı. yeni savcı çıkan bir arkadaşım. ilk otopsisine girecek heyecanlı biraz da ürkek.

ona eşlik edip edemeyeceğimi soruyor. kabul edip adli tıp kurumuna doğru yol alıyorum.

havalandırması berbat otopsi odasındayız. masada 20-25 yaşlarında genç bir adam. şüpheli ölüm. savcı hanımın cesedi görmesi ve o ölüm kokusunu soluması kendinden geçmesine yetiyor. farkında olmadan kolumu koparacak gibi sıkıyor.

prosedür tamamlanıp bedenin açılması işlemine geçiliyor.

önce göğüs ve karın açılıyor. bir bıçakla boyundan genital bölgeye kadar kesik atılıyor. göğüs kafesi kesilip açılıyor.

işte orada. sol yanda. o yumruk kadar kırmızı et parçası. işte onunla seviyoruz. işte o sevdiğimiz insanın yanındayken heyecanla kıpır kıpır oluyor. o 200-300 gram gelen kalbini veriyorsun işte sevdiğine.

sevdiğinin kokusunu içine çeken ciğerler işte orada.

sevdiğini kaybettiğinde yumruk yemiş gibi acı hissettiğin miden.
bir bir çıkarıyorlar o organları.

gövdeyle iş bittiğinde sıra kafatasının açılmasına geliyor. o güzel yüz, sevdiğinin öpmesinden büyük haz duyduğun o yüzü kafa tasından bir maske gibi ayırırlar önce. sonra o minik testerenin çalışma sesi gelir kulaklarına, sonra o testerenin kemiği keserken çıkardığı iğrenç ses.

işte orada seni 1.5 - 2 kiloluk bir doku parçası karşılıyor. tüm o sen aslında o kıvrımlı doku parçası işte.

seven kalbini yöneten, sevdiğini arzulatan onu her an yaninda isteyen o işte.

aslında o kadar basit bir yaratığız işte. 300 gramlık bir et parçasıyla 1.5 kiloluk bir doku parçası arasında bir ömürüz. seviyoruz, aşık oluyoruz hayal kuruyoruz, yarını umut ediyoruz.

bir an masadan bıçağı alıp göğüs kafesimi yarıp o kırmızı et parçasını yerinden söküp atmak istiyorum. sevdiğimi kaybettikten sonra girdiğim bu otopsi ilk defa beni etkiliyor.

ölümün soğukluğu ilk kez içime işliyor. tüm bedenimle ve ruhumla ilk defa kendimi tam olarak bir insan olarak hissedebilmişken şimdi ayrılığın verdiği o acıyla kazandığım insani yönü de yavaş yavaş yiritiyorum.

ondan geriye yalnızca yansımalar kaldı. terlikleri, tshirtü, bir kaç tel saçı, makyajini sildiği bir küçük pamuk ve paramparça olmuş bir ben.

masada yatan cesetten tek farkım, organlarımın hala vücudumda olması. onun dışında ruhum çürüyor ve yeniden yok oluyor.

" +avukat bey savcı hanım pek iyi değil dışarıya alın isterseniz " bir an kendime geliyorum. savcı hanımın gözleri faltaşı gibi açık, teni bembeyaz olmuş. onu alıp dışarıya çıkarıyorum.

o neydi öyle diyor savcı hanım.

ebedi ayrılık diyorum.

anlamıyor.

oysa

" ayrılık o küçük ölüm, usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan. "

yaşam standardını iki katına çıkaran şeyler

soolcan soolcan
asgari ücretin en az 4 katı maaş
mutlu ebeveynler
sevilen / sevişilen sevgili/eş
apple ürünleri
d segmenti binek araç
en azından kapalı bir otopark ve azcık manzarası olan bir ev
ssd harddisk
akrabalar ile irtibatı koparmak
siyaset ve ekonomiden bihaber olmak
tahammül edilebilir düzeyde bir iş sahibi olmak
kaliteli ve rahat ayakkabılar
kaliteli arkadaşlar
seviyeli komşular
2

instela yazarlarının itirafları

jewel jewel
ağzımdan daha özledim lafı çıkmadan kilometrelerce öteden yanımda biten, seninle dünyanın en kötu yerinde bile yaşarım diyen insanlardan, özledim dediğimde bile gelmeyenlerle muhataplığa evrildiğimi farkettiğim gün kafamda bitirdim olayı. hayatta her şeyin yokluğuna veya azına tahammül edebilirim ama sevginin az'ına asla tahammül edemem. her zaman daha fazlasını isterim ve daha fazla veririm, sevgiye ilgiye doyamam.

bunu niye yazdın derseniz ben de bilmiyorum evli barklı eski sevgilim linkedin profilime girip bakıyor sinirlerim bozuldu sanırım.
3

dizi kararmış olmasına rağmen mini giyen kadın

ambarda darı yok evde karı yok ambarda darı yok evde karı yok
belki bacakları çok güzeldir. ya da kalçaları çok hoştur. veya sadece canı öyle istemiştir.

kadın savunucu meriç triplerine girmek istemem ancak; saçmalamanın da lüzumu yok.

dizlerin kara olmasının bi kaç sebebi vardır. diz, bir eklem bölgesi olduğu için, o bölgede vücudun diğer kısımlarına nazaran daha fazla deri bulunması gerekir çünkü mafsal açıldığında deri gerilecek ve esneme ihtiyacı duyacaktır. tıpkı dirsekte olduğu gibi. kolunuz düz konumdayken dirseğinizin uç nokasına bakın o noktada deri üst üste bindiği için daha koyu görünecektir çünkü yoğunluğu fazladır. ama kolunuzu büküp aynı noktaya tekrar bakın, deri gerildiği için daha açık renkte görünür.

bir diğer husus, kadın, etek ya da şort giydiğinde bacaklarına düşen ışık, kaval kemiği ve baldır bölgesine dar açıyla düşerken, dizdeki bombeden dolayı o noktaya dik açıyla düşer. bu da daha fazla kararmaya yol açar.

kaldı ki mükemmel olmak zorunda değiliz. mini etek giymesi için sütun gibi bacakları olması zorunlu değil. senin six pack diye tabir edilen karın kasın var mı da slim fit gömlek ya tişört giyiyorsun ? hatta ne kadar saçma olduğunu bi kaç örnekle çoğaltalım.

göbekli olmasına rağmen tişört giyen erkek.
küçücük götüne rağmen pantolon giyen erkek.
kıllı bacaklarına rağmen şort giyen erkek.
kısa boylu olduğu halde vücut geliştiren atom karınca erkek.

hoş mu ? değil. gerek var mı ? yok.
2

öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

orkestrada çelik üçgen çalan şanslı orkestrada çelik üçgen çalan şanslı
mandela etkisi ve insan beyninin muhteşem tamamlayıcı yapısı.

bir zamanlar reddit'te dönen monopoly adamının namı diğer rich uncle pennybags in tek mercekli gözlüğü var mıydı yok muydu muhabbeti ardından ben de doğrudan tabi vardı lan olmaz mı diye olaya atladım.


amma velakin 1935 den bu yana üretilen monopoly kutularına tek tek baktıktandan sonra büyük bir hassktir çektim.

muhtemelen monopoly nin 90lardaki bu reklamını pek çoğumuz hatırlarız ;





evet videoda da görebileceğimiz gibi yine monopoly adamının bir gözlüğü yok.


peki nasıl oluyor da pek çoğumuz bu rich uncle pennybags i tek gözlüklü olarak hatırlıyoruz?





olay aslında gayet açık.

muhteşem insan beyninin duyum ve algı sistemi.

burada olaya açıklık getirmek için doğrudan bakılacak nokta algı organizasyonu dediğimiz parçadır. peki nedir bu algı organizasyonu ?

şöyle açıklayayım duyum dediğimiz olgu çevremizde olup biten şeylerin bir ön incelemesi niteliğindedir, örneğin gece yatağımızda yatarken dışarıdan gelen bazı sesler duyuyoruz fakat ne olduğunu anlayamıyoruz işte bu duyum aşamasıdır ardından kalkıp cama yöneliyoruz ve kavga eden iki köpek görüyoruz ve çıkan seslerin hırlama, havlama karışımı şeyler olduğunu algılıyoruz.

işte bu noktada algı ile duyumu birbirinden ayıran en önemli özellik algıda uyarıcıları tam anlamıyla kavrayabiliyorken duyumda bu netliği yakalayamamamızdır.

uyarıcılara beynimiz tarafından anlam katılırken organizmayı etkileyen uyarıcılar tek tek olarak değil anlamlı bütünler halinde algılanır.

işte, değişik uyarıcıların bir bütün haline getirilerek anlamlı kılınmasına algıda organizasyon denir. yukarıdaki örneğimiz üzerinden öncelikli olarak anlam veremediğimiz sesler köpekleri görmemizle doğrudan bir anlam taşımaya başlıyor beynimiz köpek denilen hayvanın nasıl sesler çıkardığını daha önceden bildiği için anlamlandıramadığımız seslerin bir anda hırlama, havlama olduğunu algı organizasyonu içerisinde bir bütün olarak algılıyoruz.

algı organizasyonunu da etkileyen bazı etmenler söz konusudur. bunları

benzerlik, devamlılık,yakınlık, gruplama, zıtlık, simetri,tamamlama olarak sıralayabiliriz.

şimdi monopoly olayında bizim algı organizasyonumuzu etkileyen faktörler şunlar,

gruplama, simetri ve tamamlama

monokl denilen tek mercekli gözlükler 18. yüzyılda ortaya çıkmaya başlamıştır ve 19. yüzyılda popüler olmuştur, melon şapkaların ortaya çıkışı da 19. yüzyıla dayanmaktadır, papyon ise 17. yüzyılda ortaya çıkmakla 18. ve 19. yüzyılda oldukça popülerdi, dönemsel olarak bakıldığında o dönem erkeklerin genelinin bıyıklı oldukları ve zenginlik simgesi olarak baston taşıdıkları da görülmektedir.

döneminin popüler olan bu 5 faktör erkekler tarafından çok fazla kullanılmaktaydı. bu algı organizasyonu için önemli bir faktör olarak gruplaşmış şekilde zihnimize oturdu ve o dönemle ilgili filmler, diziler izlediğimizde genel olarak benzer bir tip görme olasılığımız çok yüksektir.

monokl + melon şapka + papyon + baston + bıyık gruplaması













ayrıca gördüğümüz üzere bu 5 faktör arasında oldukça güzel gayet şık bir simetri mevcut.



peki monopoly adamına bize ne oldu nasıl gözlüklü olmayan bu adamı biz gözlüklü olarak hatırladık?

algı organizasyonunun tamamlayıcı yönü burada devreye girdi diyebiliriz ve böylelikle beynimiz algıda bir bütünlük meydana getirdi.

tıpkı şurada olduğu gibi






psikolojideki gestalt ekolü bütünlük psikolojisine dayanır. bu ekole göre beynimiz insanları, nesneleri ve olayları bütün halinde algılar. olaya bu bakış açısıyla baktığımız zaman beynimizin bize küçük bir oyun oynayarak biri yanılttığını görebiliriz.


yani rich uncle pennybags şöyleyken





gestaltcı yaklaşımın algılamada basitlik ilkesinden yola çıkarak algı organizasyonundaki gruplama, simetri ve tamamlama kavramlarını birbirine harmanlayarak minik bir monokl gözlük ekledik.

çünkü yıllardan beri süre gelen izlediğimiz 18. 19. yy tasviri filmlerde, okuduğumuz çizgiromanlarda vs bize lanse edilen kavramlar

monokl gözlük + melon şapka + papyon + baston + bıyık 5 lisiydi tıpkı şöyle







yeni sözün özü;

harikasın insan beyni!

sapyoseksüel

lorenzo nun laması lorenzo nun laması
burada genç insanlar bir hevesle böyle olduklarını iddia ediyorlar. hadi onlar genç filan, daha toylar. koca koca adamlar/kadınlar da kendilerini böyle bir kelime ile bağdaştırıyorlar ya, ben ona şaşırıyorum.

sen ne biliyorsun olm derseniz, benim de bir bok bildiğim yok. ama bence sapyoseksüel olmak, öyle herkesin harcı değil. yani çok ekstrem bir durum. misal, florasan fetişizmi gibi (götümden atıyorum ama, belki de vardır böyle bir şey.) bir şey. yani öyle ekstrem bir durum.

bazı arkadaşlar da zeki adam, başarılı, zengin, karizmatik olur demiş. hayır bacım, zeki olmak tek başına bunu getirmez. hırslı ve cesur olman da gerekir zekanın yanında. yani zeka eşittir güç demek değil. kaçınız, stephen hawking ile konuştuğunda tahrik olurdu, ya da ona acırdı. bence pür bir sapyoseksüel, stephen hawking karşısında eriyip biterdi. tabi burda anlatmak istediğim şey, zeki insanları anlamak için, az da olsa onların zekasına yakınsamak gerektiği. tabii, seri köz getir kardeşim diyen, müteahhit çocuğunu zeki sanıyorsanız orası ayrı. o zaman diyecek bir şey yok.

kitap ayraçı olarak kullanılan nesneler

marlboronunrharfi marlboronunrharfi
lefkoşa'da bir kadın var. matbaa geçmişi var ve kitap aşığı. küçük bir kütüphane açmış kendine oyalanıyor. okunabilir ne var diye girdim, gelen her müşterisinden bir cümle söylemesini rica edip adınızla birlikte basıp karma bir şekilde dağıtıyor kitap alanlara. siz kendi cümlenizi alamıyorsunuz mesela. 'burada oturup kitap okurken bişeyler yiyebiliriiiz?'(kıbrıs ağzı) cümlesi denk geldi bana. ne kadar hoş bişey düşünmüş kadın. ek olarak kitap ayracı olarak her şey kullanılabilir. ayracın amacı teknik olarak kaldığımız yeri kaybetmemekse eğer ayraca para vermek mantıklı değil. ki böyle güzel, yaratıcı düşünceler varken özellikle..

c başkanı erdoğan ın varlık fonu başkanı olması

mordor belediye başkanı mordor belediye başkanı
bünyesinde ziraat bankası, botaş, tpao, ptt, borsa istanbul, türksat, eti maden işletmeleri, çaykur ve thy gibi en önemli kamu kuruluşlarını bulunduran varlık fonu' nun yönetim kurulu başkanı, artık cumhurbaşkanımız sayın recep tayyip erdoğan.
ilgili karar, resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş. başkan vekili kim tahmin edin bakalım. damat bakan berat albayrak diyenleri kutluyorum, doğru cevap.

haberin linki.
www.gazeteduvar.com.tr
2