sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

di mi ya di mi ya
cok erken fark ettiğim bir gerçek vardı. uzun yıllar bunu hayatıma uyguladım.
sonra ne oldu nasıl oldu bilmiyorum insanlara değer vermeye başlayıp bu gerçeği unuttum.
ama şu yaşımda anlıyorum ki bu gerçek mıh gibi aklıma çakılmalıymış , pranga gibi ayağıma takılmalıymış.
aileniz dışında kimse ikinci bir şansı hak etmiyor. bilin ki o insanlar sizi kırdıkları, şaşırttıkları yerden tekrar tekrar vuruyor.
kimse sizi önemsediğinden filan dönmüyor.
bencilliginden, yalnızlığından dönüyor.
sizi üzmek istemeyen de hiç üzmüyor zaten.
gerisi boş.
sıla ablanın da dediği gibi " iki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze, bundandır boyle..."

iskenderun deniz alay komutanlığı

kim kibu kim kibu
"sözlüğün kalitesini arşa çıkaran başlıklarda bugün" listesinde top 20'ye ilk sıradan giriş yaptı daha demin. dandik forumlarda bile böylesine temel türkçe bilgisinden yoksun kelime birleşimlerine rastlamak zorken, burada denk gelmek bana nesli tükenen altın başlı langurlarla bu arkadaşlar yer değiştirse keşke dedirtiyor.
4

mekansal hafıza

belki de belki de
mimarlık öğrencisi olan bir arkadaşımın bir projesi için yaptığı deneyi hatırlattı bana. şöyle ki; fakültenin herhangi bir yerinden çevirilen üniversiteye yeni başlamış 1.sınıf öğrencilerinin gözleri bağlanır ve etraflarında bi kaç tur döndürülerek yönlerini kaybetmeleri sağlanır. sonrasında tutulup koridorlarda yürütülmeye başlatılır. 10-15 dakika boyunca projeyi yönlendiren arkadaşımın komutasıyla alt katlara inilir, koridorlardan geçilir, dönülür, sınıflara girilip çıkılır. sonrasında en son ulaşılan noktada öğrencinin gözleri açılır. aynı prosedür yıllardır aynı fakültede okuyan öğrencilere de uygulanır. sonrasında bu öğrencilere kendi yürüdükleri rotayı çizmeleri istenir. geçtiği koridorlarda neler olduğu, hangi derslikler, hangi amfiler, otomatlar, wcler vs.. hepsini çizmesi istenir.
sonuç olarak, yıllanmış öğrenciler hangi koridorlardan geçtiklerini, hangi merdivenleri kullanarak indiklerini, tüm bağlantı yollarını kurarak çiziyorlar fakat koridorda bulunan sınıfları sıralayamıyorlar, ya da eksik sayıda sınıf çiziyorlar, koridordaki diğer detaylara dair bilgi vermekte zorlanıyorlar. tabiri caizse sallıyorlar biraz.
1.sınıf öğrencileri ise, geçtikleri koridorlarda ne olduğunu doğru saptayıp birebir aktarıyorlar fakat hangi yoldan nereye geçtiklerini tam çıkaramıyorlar. yaklaşık 100öğrenciye uygulanan bu çalışmadan bir istatistik çıkarmak doğru olmaz tabi ama o fakülte öğrencileri için ufak bir genelleme yapılabilir.
bir mekanı yeni tanıyan ve ne nerde tam olarak bilmeyen kişiler o mekanda yönünü bulurken dikkatini tüm mekanı incelemeye veriyor. neyin yanında ne var, şu sınıf hangi katta, bu wc kadın mı erkek mi gibi birçok detayı hafızaya atıyor. fakat ana akslar haricinde kullanılan rotaları bilmiyor. (bahsedilen fakültenin epey karışık olduğunu belirtmek isterim). bu öğrencilere başlangıç noktasından sonra hangi yoldan gittiğini bilmeden doğru koridorları nasıl çizebildiği sorulunca, genelde ses, yerdeki döşemeler, koku gibi indikatörler sayesinde olduğu ortaya çıkıyor.
yıllanmış öğrenci ise artık ezbere bildiği yolları gözü açık olduğunda da çevresine bakmadan geçip gidiyor zaten. koridorlarda ne olduğunu 2 yıl öncesi gibi çizen birkaç öğrenci çıkıyor hatta. kendi kullanmadıkları sınıflara bakmadıkları için değişimi farketmiyorlar. o sınıfların yerinin değiştiğini bir yerlerde duymuş olsalar bile mekansal anıları onları yanıltıyor.
yani demem o ki, yeni tanıdığımız mekanlar öğreti şeklinde belleğimizde yer edinmeye başlıyor, aşama aşama yükleniyor ve bir süre sonra anıya dönüşüyor. sonrasında hafızamızda bütünüyle var oluyor.
çok uzun ve akmayan bok bir giri oldu bu ya. uykumu açamadım galiba sonra editlenecek muhtemelen.

mekansal hafıza

pink flamingo pink flamingo
"hafıza için önce mekân gerekir." demiş adını hatırlayamadığım bir zat. estetik kaygılarla yapılmış sanatsal değer taşıyan eski tarihi yapıları olduğu gibi korumakta çok iyi olan italya, ukrayna, avusturya vb. ülkeler sadece bu tarihi değil, 20. yy.'ın başında inşa edilmiş, hiçbir antik öğeye sahip olmayan sıradan depoları, ardiyeleri, fabrikaları bile korumuş, yaşayan, nefes alan yapılara dönüştürmüşler. ülkemizde ve özellikle büyükşehirlerde tahrip o kadar fazla ki, zaten unutmaya meyyal bünyemize bir de mekânsal hafızanın zayıflığı ekleniyor. standart, sıkıcı, sentetikleşmiş, tektipleşmiş bina yapımı ile de bu perçinleniyor, özgünlük toki binalarıyla sağlanmaya çalışılıyor. sokak yok oluyor, sokak kültürü ile birlikte.

bunları yazmak nereden geldi aklıma, selçuk aydemir'in mahalleden arkadaşlar kitabını okurken kendi küçüklüğüme ve mahalleme yaptığım yolculukta bazı şeyleri hatırlamak için hafızamı zorlamamın sebebi buydu çünkü. bir şehrin kimyası, hafızamızın yetişemeyeceği ölçüde değişip başka bir hal alıyorsa, yaşadığımız mekânlar gün geçtikçe bize yabancılaşıyorsa, kendimizi, kentimizi, ülkemizi benimseyiş şeklimiz farklı olacaktır.
bunlar da ispatı. fotoğraflamasam da unutmam mümkün değil buraları.





pembe gömlek giyen türk erkeği

aphross aphross
pembe gömlek ne alaka diye düşünürdüm ben de eskiden, taa ki hoşlandığım herifi pembe gömlekle görene kadar. allahım dedim, pembe bir erkeğe bu kadar mı yakışır dedim, neden yıllarca kadın kıyafetlerine kullanıp bu rengi ziyan etmişler ki dedim. adam düz bir renkle çok sıradanken, pembe gömlekle adeta olympos un tanrılarından birine evrilmişti.

şaka değil, gerçekten yakışana çok yakışıyor ama pembenin tonu önemli. elli tonunu da denemeye yeltenmeyin.

kadınların askere alınması

aphross aphross
belli bir yaşın üzerindekiler muaf olsun lütfen. koğuş kalk komutunu kaldırmaz bünye. yat kalk sürün de sıkıntı. komando dansı mı? evlerden ırak. her şey gençlikte oluyor işte.

hem bu saatten sonra ben mi tutayım nöbeti?

yok illa ki yapacaksam, bunlar kesmez beni. helikopterden helikoptere atlarken şarjör değiştirmek isterim.

aramızda silah kullanmayı öğrenmek isteyenler var ise, poligonları tavsiye ederim. öğrenme konusunda ciddi iseniz, öğretme konusunda gayet ciddi oluyorlar.

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

kolaylokma kolaylokma
tam bir hafta sonra 26 yaşına gireceğim. her doğum günümde olduğu gibi yine bir hüzün sardı. bakıyorum sanki bomboş geçirmişim ömrümü. aslında gerçekleştirdiğim hayallerim oldu. ama bazı şeyler için de geç kalmış gibiyim.
hiç sevmiyorum büyümeyi. bir tarafım inatla 5 yaşında. hala bir bisikletim olmadı mesela. hep soruyorum kendime alabilecek durumdasın neden halen almıyorsun diye. sanırım büyümemek için. öyle işte.
1

mevlid kandili

simurga iki çift lafım varr simurga iki çift lafım varr
serçesi öldüğü için 5 yaşındaki çocuğa taziyeye giden resûl sevilmez mi? yeryüzünün yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, alemlerin efendisi olan peygamberimiz muhammed mustafa ( s.a.v. ) ' nın kutlu doğumudur mevlüt.

inanan tüm müslümanların kandili mübarek olsun, sevdiklerimizle daha nice kandillere erişebilmek dileğiyle, hayırlı kandiller! kalbimizdeki kandiller hiç sönmesin!!!

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

sedatyamaci sedatyamaci
kitap yazıyorum biliyor musunuz? yayın evlerine göndercem. yayınlatmak için.
küçük bir kızın hayatını kurtaran yaşlı bir adamın bu uğurda hapse düşmesini ve çıktığında uğruna fedakarlık yaptığı insanlar dahil olmak üzere herşeyin ne kadar değiştiğini anlatıyorum. ölümden ne farkı var ki? başka bir hayata uyanmak gibi birşey bu.
şşştt kimse bilmiyor bu arada. kız arkadaşım bile. aramızda sır tamam mı sözlükcüler.