paradoks

loss loss
meselası içinde.

hukuk fakültesini bitiren genç, ülkenin en ünlü avukatının yanında staj yapmak için başvuruda bulunur. avukat gence tek şart ileri sürer: "ilk davandan elde ettiğin bütün parayı bana vereceksin". anlaşma imzalanır ve iki yıl beraber çalışırlar. tam staj bittiğinde genç anlaşmayı haksız bulduğunu, ilk davadan kazandığı parayı ona vermeyeceğini açıklar. avukat tazminat talebi ile mahkemeye başvurur.

hakimin kararı ne olmalıdır?

iki davalı duruşmada hakimin karşısına geçtiğinde avukat şunu söyler:

"-sayın yargıcım, bu davayı uzatmaya gerek yok; çünkü eğer ben kazanırsam zaten parayı alacağım, eğer kaybedersem yine alacağım, çünkü anlaşmamıza göre o ilk davasından kazandığı parayı bana verecek."

hakim tam avukatı haklı bulacakken bu kez genç avukat söz alır ve şöyle der:

"-sayın yargıcım, evet avukat haklı, bu duruşma gerçekten gereksiz, ama benim lehime; zira eğer ben bu davayı kazanırsam zaten ona birşey ödemeyeceğim. eğer kaybedersem, anlaşmamıza göre ilk davayı kaybettiğim için ona yine bir şey ödemeyeceğim."
7

hdp adına sahte broşür bastırıp dağıtmak

dumrul dumrul
"turkije" ve "koerdistan" ile göz kanatan broşürün dağıtılmasıdır. haritayı internette ne kadar aradılarsa artık , kürtçesini bulamayıp felemenkçe kullanmışlar. yetmedi iki gündür havuz medyası chp, sp, iyi partili belediye meclis üyeliği adaylarının sözde seceresini dökmüş. dayısı pkk'lı, amcasının oğlu dhkp/c'li eniştesi bilmem kim diye. "1969'da devrimci doğu kültür ocağının gecesine katıldı" dedikleri adam var. hadep'in batman'daki il kongresine katılmış dedikleri adam var... sanki aynı sene hadep'in genel başkan yardımcısı olan kişi mehmet metiner değilmiş gibi... türkiye'deki herhangi bir kürdün sülalesinde 40 tane pkk'lı yokmuş gibi. burada bir tane kürt çıksın desin ki "kardeş benim sülalemde pkk'dan dağa çıkan, hapse giren, ölen kimse yok" var mı böyle bir kürt? o zaman kürt aday göstermeyeceksin. ya da açık açık diyeceksin ki bu kürtlerin en az yüzde 40'ı pkk'lı kalanının da büyük çoğunluğu pkk'lı değilse bile bunu meşru görüyor. kürtlerin en az yarısının barzani'ye de sempatisi var. o halde meydanlarda "kürt kardeşim bik bik" demenin manası ne? adamın kendi bağlantısı varsa nasıl aday oluyor? al bütün ysk üyelerini görevden o zaman...

gerçi yedirmek istediğin hedef kitle moronlardan ibaret olduğu için çok sallamamış da olabilirler.

buradaki olay ne?

hdp millet ittifakı adaylarını destekliyormuş.

1- iyi parti ığdır'da akp ya da mhp'yi destekleyeceğini söyledikten beri hdp iyi parti'nin aday gösterdiği her yerde seçime giriyor. iyi parti adaylarını desteklemiyor.

2- hdp saadet partisi'nin aday çıkardığı 2 ya da 3 belediyede bunları destekliyor. diğer hiçbir yerde desteklemiyor.

3- hdp yanlış bilmiyorsam antep'te dsp adayını destekliyor.

4- hdp batıda chp adaylarını destekliyor. bunu da her yerde söylüyor.

5- akp güneydoğu'da en az 5 - 6 belediyede eski hdp'li adaylarla seçime giriyor.

pekii bunlar kimin umrunda?

bunlar mhp tabanı dahil kimsenin sikinde olmadığı için akp bu çeşit sahte broşürler dağıtıyor. üzerine kürdistan haritası falan koyarsan millet belki gaza gelir de skine takar diye.

bu ülkede yaşayıp hdp'ye kızdığı için akp'ye oy verecek adamın iq seviyesi maksimum 69 filandır. yani gezen tavuğun bir tık üstü. çok dertliysen sen de benim gibi sandığa gitme. sandığa gitme dediğimde de bana saldırıyorsun. ne çeşit bir malaksın bilmiyorum.

pkk militanı olduğu için 13 sene hapis yatan kurtuluş tayiz'i, eski pkk'lı orhan miroğlu'nu, hadep eski genel başkan yardımcısı mehmet metiner'i, çözüm sürecinin akil adamlarını okuyup gaza gelen tipler chp'lilere pkk'lı diye taarruz ediyor. çözüm sürecinin bürokrasideki koordinatörü, dolmabahçe mutabakatının baş aktörü, emekli fetöcü mahir ünal'ı dinleyip gaza geliyor malak. fetö'yü 40 sene yöneten latif erdoğan'ı, aynı süre fetö'nün baş kalemşörü olan hüseyin gülerce'yi okuyup sözcü'ye, oda tv'ye fetö'cü diyen beyinsizler gibi... tescilli fetöcü, 17 - 25 aralıktan sonra zaman denen paçavranın patronu olan fettah tamince'ye geçilen kıyakları görmüyor mu herif? bu ülkede herkes her şeyin farkında ve kimsenin kursağı dışında da bir meselesi yok. herifler hazineyi yutmuş kurutmuş, sofrana ekmek koyacağız diyemedikçe böyle çamura yatıyorlar. ekmek bulamıyorsanız beka yiyin diyorlar.

soru şu... ortada gizli saklı bir şey yokken, hdp nerede kimi destekliyorsa ve desteklemiyorsa açık açık zaten ifade ediyorken bu adamlar niye böyle hareketlere girme ihtiyacı hissediyorlar? hadi her şeyi geçtik, durduk yerde "koerdistan" propagandası yapmak niye aq? bu nasıl şuursuz bir yarrak kafası?

aşk

step2009 step2009
"sevmek tehlikelidir.
biliyorum bunu.
daha önce birini sevdim. sevmek, uyuşturucu almak gibidir.
başlangıçta kendini iyi hissedersin,bütünüyle verirsin.
ertesi gün daha fazlasını istersin.
henüz zehirlenmemiş, o duygudan hoşlanmışsındır ve onun üzerindeki egemenliği sürdürebileceğini sanırsın.
sevdiğin kişiyi iki dakika düşünür, sonraki üç saat boyunca unutursun.

ama, yavaş yavaş varlığına alışır, ona bütünüyle bağımlı hale gelirsin.
böylece, onu üç saat düşünüp iki dakika unutmaya başlarsın.
yakınında değilse, bağımlıların uyuşturucu bulamadıkları zaman hissettikleri şeyi hissedersin.
uyuşturucu bağımlılarının, gerek duydukları şeyi bulamadıkları zaman hırsızlık yaptıkları, kendilerini aşağıladıkları gibi,
aşk için her şeyi yapmaya sen de hazırsındır."

paulo coelho
2

orhan veli

laleli esnafı laleli esnafı
denizi öyle seviyor ki, en sevdiği yemek de haliyle balık orhan veli'nin. sadece yemeyi sevmiyor tabii. özel ilgi alanı aynı zamanda. bir gün sebahattin eyüboğlu'nun motorundayken sait faik'e soruyor :

"balıkların yüreği var mıdır?"
sait faik, " olmaz olur mu be" diyor.
-yoktur.
-yüreksiz yaşanır mı?
-bizim bildiğimiz manada değil onların kalbi diyor orhan veli de.

sait faik tuttuğu balıklardan motorun döşemesine bulaşan kanı gösteriyor, "bu kan nereden çıkar öyleyse" diye soruyor? orhan veli de , "sen lakırdıdan anlamazsın be sait" diyor.

sait faik, hachette kitabevi'nde balıkları araştırıyor. balıklardaki kan dolaşım sisteminin insanlardaki gibi olmadığını, yalnızca atardamarların ya da toplardamarların girip çıktığı iki hücreli bir kalpleri olduğunu okuyor. bunun üzerine de yeditepe dergisinde şöyle yazıyor orhan veli için :

"o, boğazın akıntılarını, balıkların yüreğini, ağların boyasını, yellerin koyu balıkçı ağzıyla isimlerini, neleri bilmiyor yahu"

denize bu denli sevdalı olunca, nazım hikmet bile o'na oğlum diye seslendiği şiirinde deniz ol diyor;

"denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda çıplak bir adam
durmuş düşünür.
bulut mu olsam
gemi mi yoksa,
balık mı olsam, yosun mu yoksa?
ne o, ne o, ne o.
deniz olunmalı oğlum.
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla."

dekolte bluz giyip göğüs çatalını elle kapatmak

80 sonrası genç 80 sonrası genç
dekolte, eğilmediğin haliyle güzel çünkü. eğildiğinde oluşan görüntü dekolte değil. dekolte verildiğinde istenildiği kadar gösterilir, eğildiğinde fazlası görünür. bu istenmediğinde de elle kapatılır.

gayet basit aslında ama bayağı tane tane anlattım fark edildiyse. bunu da belirttim çünkü belli ki çocuk eğitir gibi bir yandan eylemi eylerken bir yandan da anlatmak gerekiyor.

osmanlıca

iwouldpreferkalıbındanhoslasmayaningilizceerbabı iwouldpreferkalıbındanhoslasmayaningilizceerbabı
tam da bunun fedailiğine soyunanlarla kapışmaya gelmiştim.

evet ne arapça ne farsça ne türkçedir.bu yapış yapış ağdalı dil sarayın ve divanın uhdesinden çıkıp hiçbir zaman halka inememiş,

kültürü,sanatı,ilmi ve bir çoklarını ulema ve umeranın tekeline terk ettirmek için icat edilmiş bir rezil garabettir.

buyuruyor ki hazretler:" eğer yeterince okursanız bu dilin türkçe olduğunu görebilirsiniz."işte bir nesli sınıflarda çiçek edip koyuna çeviren "uslu çocuk olursanız şirinleri görebilirsiniz" yalanının yıllanmış olanı da budur.

zira bir dilin "galat-ı meşhur" diye bir garabete sahip olması bir utançtır.sizin yarattığınız dil öyle yapış yapış öyle kullanımdan uzak ki,halk bu anlaşmazlığı gidermek adına bunu törpüleyip tezgaha yatırmak zorunda kalıyor.

hani türkçe'de bazen "lan şimdi bu ne alaka?" diye sorduğunuz bazı deyişler vardır ya.hepsinin kökü bu ağdalı rezaletten peydah olmuştur.

mesela

(bkz: kazın ayağı öyle değil)

lan "kaz ayak filan ne alaka?" diye soran arkadaşlar çok haklı.zira sen arap çölüyle fars dağlarının arasından "kaziyye-i anha öyle değil" diye bir garabeti getirip halkın değil bahçende yatan köpeğin önüne atsan yemez.ne dili döner ne dişi keser.

zampara şairi karacaoğlanın bile toroslarda kurduğu kıl çadırdan romanın mermer salonlarına meydan okuyan bir yiğit ulusun,televizyon başında kafasında tencere elinde ayakkabı çekeceği ile hayali haçlıları biçen mankurtlara evrilmesi tam da bu garabet yüzünden dilini kaybetmesinden dili yitince peşini kavramların takip etmesinden.

bugün bu süslü saray lakırdısı ile kaleme alınmış zerzevat eminönü devlet kütüphanesinin tozlu raflarından dışarı çıkamazken,yunus'un duru türkçesinden en az bir iki kelam tebaanın en cahil fertlerinin bile zihninde duruyorsa

bu ucubenin bir milletin bünyesinin reddedeceği kadar absürd bir garabet olduğu açıktır.

aşk

domestoss domestoss
sözlük anlamında, bir kimseye ya da bir şeye karşı duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusu olarak tanımlanıyor.
elbette herkesin kendine göre bir aşk tanımı var. ama bugüne kadar okuduğum ve duyduğum benzetmeler arasında en güzeli iskender pala'nın sarmaşık benzetmesi idi sanırım.
''aşk, kelimesinin bir anlamı da sarmaşık demek. nasıl ki bir sarmaşık bir ağacı çepeçevre sarıp, onun dış dünya ile ilişkisini keser ve sardığı ağacı bir süre sonra kurutur ise, aşk da sardığı tuttuğu kişiyi çevresinden koparır ve bir süre sonra o ağaç gibi kurutur.''
3

paradoks

katia katia
bir gün köye bir adam gelir ve peygamber olduğunu söyler. köylüler adama inanmazlar:
"ispat et!" derler.
adam karşılarındaki eski suru göstererek: "eğer bu duvar konuşur ve benim peygamber olduğumu söylerse inanır mısınız?" diye sorar.
köylüler, "elhak inanırız!" derler.
adam duvara döner ve elini uzatarak, "konuş ya duvar!" diye buyurur.
bunun üzerine duvar dile gelir ve şöyle der:
"bu adam peygamber değildir. sizi kandırıyor, peygamber değildir."

(engereğin gözündeki kamaşma - zülfü livaneli)

tanım: türkçe karşılığı yanıltmaç olan kelime.
1

kenan sofuoğlu nun saatinin çalınması

dumrul dumrul
zafer çağlayan ın 700 bin liralık saatini akla getirmiştir. gerçi aradan geçen beş yılda döviz kurunun geldiği düzey hesap edilince o saat 700 bini birkaç kez katladı ama neyse.

sonuç olarak o da çalıntı sayılırdı. hırsız orospu çocuğu reza zarrab'ın bizden ve iran halkından çaldığı paralarla zafer çağlayan'a rüşvet ödeniyorsa duble çalıntı filan demek gerek herhalde...

pekii kenan sofuoğlu'na ne diyebiliriz? fakirmiş eleman. millet neler yedi içti sıçtı, onların sıçtıkları ile kimler beslendi. sen kolundakini de çaldırıyorsun. bence polise gitme, sonra başına bir iş gelebilir yeğen.



1