sözlükte etliye sütlüye karışmayan tayfa

buldur buldur
kalabalık ailede büyüdüm. kavga gürültü eksik olmazdı. gazı basınçlı kapta sıkıştırınca sıcaklığı artar ya, bizim ailede de sürekli bir aksiyon.

ama ufağım, çözemiyorum tam olayları da. eniştenin dostu varmış, e güzel yani? dost iyi bir şey?
ya da ne bileyim, küçük amcam ikinciyi alıyormuş. ilkini sevmiş ki ikinciyi alıyor diyordum. yoksa ilkini de bırakıp tövbekar olur.

sonra yıllar geçti de işin aslını öğrendim.
ama düşününce çok da bir şey kaybetmemişim bence.

ha ne diyordum, "onlar gene barışır, olan yine ara bulmaya çalışana olur anam. ağzımızın tadı kaçmasın."

yazarların en iyi yaptığı işler

pandorea jasminoides pandorea jasminoides
sorumluluklarımdan kaçmak.
harika yapıyorum bu işi. özellikle deadline ı olan bir görevim var ise son ana kadar o işe odaklanmamak için badana boyaya bile başlayabilirim. gereksiz ne var ne yok yapar bitiririm, esas yapmam gereken iş dışında. dünyadaki bütün gereksiz işleri tamamladıktan sonra gönül rahatlığı ile esas işime odaklanıp onu tamamlayabilirim.
ha bir de şu var, 1saatte yapılabilecek bir iş için bana 1gün verildiyse, 23buçuk saat bomboş oturup, insan üstü çaba sarfedip o işi kesinlikle son yarım saatte tamamlarım. son yarım saat kısmı önemli, çünkü ilk yarım saatte yapıp kafam rahat bir 23buçuk saat geçirebilirim ama yok, gergin bir 23buçuk saat geçirip işi son yarım saatte tamamlamayı tercih ediyorum. ne yaparsam yapayım bu huyumu kesinlikle değiştiremiyorum. değiştirebilen varsa help me.
2

5 yıllık ilişkiyi bitirmek

lenora lenora
beş yıllık ilişkim bitmeden önce artık sonlara yaklaşıldığında bir çıkış yolu bulabilmek adına başka insanların deneyimlerini okuyordum sözlüklerde bu başlığın altında. ve benim gibi canı yanan biri belki okur ve ufacık bir faydam olur diye kendi deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.

ondan ayrılmanın acısına dayanamayacağımı düşünüyordum. bu fikre kendimi inandırmıştım yıllar yılı ilk defa uzun zamandır biri ile birlikteyim ve bu acının beni yıkacağını mahvedeceğini düşünmüştüm. zaten ondan ayrılmanın acısından bu kadar korkmamış olsaydım ilişkim 3 senelikken iki yıl önce bitecekti ve ben iki yılımı daha çöpe atmamış olacaktım. bunun yanında sırf bu acı ile yüzleşmemek için defalarca kez gururumu hiçe saydım. hayatımda yaptığım en büyük hataydı bu.
sonunda artık canıma tak eden bir anda en sevdiğim dizinin en sevdiğim repliği geldi aklıma
"acıyı her zaman hissedersin sherlock ama ondan korkmak zorunda değilsin!"
aradım siktir git diye bağırdım ve bitti. evet hepsi bu kadardı işte. telefon görüşmesi bir dakika bile sürmemişti. karnıma saplanan bir hançeri bir anda çekip çıkarmış gibi hissediyordum. yaralıydım ağır kan kaybediyordum önümde yürümem gereken uzun karanlık bir yol vardı ama hayatta kalacağıma inancım tamdı bu kez.

bu noktadan sonra geçireceğiniz ilk bir hafta çok kritik olacak canlar. kendinize bir savunma mekanizması inşaa etmek zorundasınız ben aklıma ne gelirse yazdım yazdım yazdım. bu güne kadar biriktirdiğim tüm güzel şeylere kitaplarıma şiirlere şarkılara filmlere sıkı sıkıya sarıldım. ve şimdi bu kadar kısa sürede bu kadar iyileşebildiğime inanamıyorum. bakıyorum da izi bile kalmamış yüreğimde. yanılmışım beni yıkmadı tam aksine beni çok daha güçlü yaptı . nasıl korkutmuşum kendimi şimdi gülüyorum aklıma geldikçe bu duruma.

"halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
her şey naylondandı o kadar."
3

edgar allan poe

lorquet lorquet
güzel bir kadının ölümü dünyadaki en şiirsel meseledir, demiştir.

amerikan gotik edebiyatının dışına çıkarılabilse, bizim arabesk için büyük kaynak oluştururdu aslında. birkaç cümle ile, ya da paragraf, irdelenmesi imkansız. zira trajedilerin en büyük yazarlarındandır.
6

alparslan türkeş

elcordobez elcordobez
darbe sözcüsü albaydır. 1970 lerde kurulan ve abd fonlu komünizmle mücadele derneklerinin karanlık lordu. bugün, 20 günlük askeri okul öğrencileri ve erler darbeden müeebet yiyorlar. bütün sağımız neden türkeş'i saygıyla anıyor şimdi? yoksa bizim sağımız sadece başarısız darbe mi sevmiyor?
peki chp li ler neden sıraya girmiş türkeş'i saygıyla anmak için? babalarından, dedelerinden hiç mi utanmıyorlar?

alparslan türkeş

mersburglu mersburglu
ne vatan severlikmiş ama. kahrolsun gominizim, vatan bölünmez, vatan millet sakarya. paralar yabancı bankalarda gizli.
alparslan türkeş'in isviçre bankalarında 1.2 trilyon değerinde hesabı ortaya çıkmıştı. ailede mal varlığı ıçin birbirine girmişti. aile sonra darmadağan oldu. gizli servetin tamamının ne kadar olduğu da bilinmiyor. zengin olmak istiyorsan dünyanın her yerinde aynı. sağ dan politika yapacan.
kontrgerillanın türk gladyosunun başıydı.

instela yazarlarının çektiği fotoğraflar

yel değirmeni bekçisi yel değirmeni bekçisi


sahibinden kullanılmamış... (bkz: ay ben gülerim) sahiden insan merak ediyor bu kutunun ardındaki hikayeyi. sevgilisinden mi ayrıldı, başka bir marka ya da korunma yöntemi denemeye mi karar verdiler? stok fazlası da son kullanma tarihi yaklaştı diye mi acaba? (ne kadar iyi niyetliyim)

yine de komşularımın birbirlerinin cinsel hayat giderlerine -hele ki birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde- katkıda bulunması gözlerimi yaşarttı.

patron oglu

seniburdakimseduyamazbebek seniburdakimseduyamazbebek
ucuz.
tam anlamıyla bu yazarı ifade etmek istesem cuk oturan kelime ucuz. çünkü başta canım bebeğim diye attığı mesajlar istediklerini alamayınca kezban, keko ve diğer bayat laflara dönüştü. kişilere, hiç tanımadığı insanlara ve özellikle kadınlara nasıl yaklaşılır konusunda kendini eğitememiş.
zamanında bir kadınla nasıl konuşulur, ne gibi cümleler kurulur dikkat etmesi üzerine bir mesaj atıp kendisini engelledim. ama o kadar çok önemsendiğini düşünüyor ki daha dün senin sarkık memeni kim napsın diye mesaj atmış bu kez de. unutmuşum, dönüp sözlükte de engelledim. tacizinin sonu arkası gelmiyor. benim havam var, arabam var derdinde. ergenler bile bazen böyle değiller. gelişimini tam olarak tamamlayamamış. zihinsel gelişimden bahsediyorum. farz edelim, ben iki yüz kilo memeleri dizlerine kadar, bakımsız, bağnaz (yani onun kezban dediği) kadınlardanım, yine de insan olarak kime nasıl yaklaşacağını bilmek lazım. bu görgüdür, edeptir.
istediği kadar taciz etmeye devam etsin, önce de yaptığım gibi tek kelime cevap vermeyeceğim tabi ki. çünkü her ne olursa olsun belli bir beyinsel gelişim olmadan fiziksel özellikleri ile insanlara vurmaya çalışan yetersizlere ayıracak vaktim hiç yok. bu giriyi buraya, başka bir arkadaşı ya da konuşmaya çalıştığı birileri varsa diye bırakıyorum. belki bi referans olur. ben zaten kendisinin nickini görünce tek bir şey düşünüyorum, yazık ya kimin çocuğuysa.

noktalama işaretleri

loss loss
kısaca işaretlerin isimlerine göz atacak olursak;
ilk noktalama işaretlerinden olan nokta, dünya literatüründe punctûs, periodus, colon, point, dot gibi adlarla anılır. türkçede ise nokta ve şemseddin sami'nin önerisi ile kâtı'aterimleri önerilmiştir. her ikisi de arapça olan terimlerden "nokta" tercih edilmiştir. nokta kelimesinin asıl anlamı "delmek, gagalamak" manasındaki aramice / süryanice aslına kadar iner.

virgül, noktayla birlikte kullanılan en eski noktalama işaretlerindendir. işaret noktadan doğmuştur ve aslında yargı bildirmeyen ve okuyucunun okuma sırasında biraz ara vermesini sağlayan işarettir. isim, fransızcadan gelir. fransızcası virgula olan kelimesinin aslı da latincedir. esas olarak, "ince dal, çubuk" anlamına gelir. almanca "komma", ingilizce "comma" diye bilinir. türkçede, 19.yy osmanlı türkçesi zamanında fasıla ve mifrez olarak anılmış, daha sonra "virgül" benimsenmiştir.

noktalı virgül de antik yunan döneminden bu yana kullanılır. bu işareti gören okuyucu, virgülden daha fazla duraksaması gerektiğini anlardı. osmanlı türkçesine müfreze adıyla girmişe de daha sonra türkçeleştirilmiştir.

türkçenin en eski noktalama işareti olan iki nokta üst üste ifadesi ingilizcede "colon" adıyla anılır. colon kelimesi aslen grekçedir ve "ağacın ana dalı" anlamına gelir. osmanlı türkçesinde "şariha" denmiştir. şariha, "açıklayan" anlamında sıfattır.

üç nokta, eski dönemlerde iki nokta şeklinde de kullanılırdı. osmanlı türkçesinde "nukât-ı takdîriyye", "nikât-ı kat", "iki nokta", "noktateyn" gibi farklı adlar almıştır.

soru işareti, antik yunan'dan bu yana kullanılagelmiştir. ara ara kullanılmadığı görülse de ilk zamanlar, retorik için kullanılmıştır. ilk hali, ters şekildedir. osmanlı türkçesi döneminde, tanzimat döneminden bu yana kullanılagelmiştir. osmanlı türkçesinde istifhâmiyye olarak geçer.

ünlem işareti de antik yunan döneminden bu yana kullanılır. alman ekolünde ünlem işareti 1797 yılında martin luther king 'in incil basımında ilk kez görülmüştür. osmanlı türkçesinde şaşkınlık bildiren anlamına gelen taaccübiye terimiyle karşılanmıştır.

instela yazarlarının ruh hali

garson parçası garson parçası
yaşandığını öğrendiğim bir olay nedeniyle insanlığa dair son umutlarımı da kaybettim. kargo firması elemanı hastalandığı için acil hastaneye kaldırılıyor. elindeki ürünler adrese ulaşamıyor tabi ki o gün. alıcı firmayı arıyor benim ürünüm nerde diye. durumu öğrenen alıcının sözleri ' allah sizin de o elemanında belasını versin, bana ürünümü yollayın. başkasını bulamadınız mı ulaştıracak' şeklinde oluyor. hani ne bileyim o kadar da değil be. olmamalı yani. birileri can derdindeyken bunlar olmamalı.

baba

querido querido
fikirlerimiz, yaşam tarzımız, isteklerimiz uyuşmuyordu, bol bol kavga ederdik. asi ve asabi oluşumun da nedenidir kendisi kısmen. aslında sevgisini fazlasıyla gösteren ama beceremeyen bir adamdı, inatçıydı çok. bir gün sinirlenip hiç olmayacak, söylenmeyecek o kelime çıktı ağzımdan. ölsen de kurtulsam. öyle olmuyormuş. kurtulmuyormuşsun, hele bir de öldükten sonra son halini gördüysen, mıh gibi çakılıyor aklına, bütün bir ömür yaşadıkların gidiyor, son hali kalıyor aklında. gözler kapalı, mosmor bir yüz, buz kesmiş. yaşamayan bir vücut. alıp götürüyorlar yine inanmıyorsun öldüğüne. camideyiz, imam merhumu tanıtıyor, babamın adı geçiyor, yine inanmıyorsun. mezara gidiyorsun, buz gibi hava, yağmur yağıyor, tabuttan çıkartıyorlar, bu sefer üzerindeki bi beyaz bez diyorsun, kefeni kabul etmek imkansız. çok ince üşümez mi diyorsun, yağmur var ıslanır diyorsun. bir kere daha bakın belki yaşıyordur diyorsun, belki gözlerini açar bir kere olsun bir bakın diyorsun ama hep içinden. o kadar çabuk örttüler ki üstünü toprakla, nedir bu acele diye sorguluyorsun. eve geliyorsun, eşyalar aynı yerde, her şey aynı, dışardaki hava ve sesler aynı, evdeki sesler farklı bir tek, millet ağlıyor, niye ağlıyor bunlar diyorsun......

biz bize yeteriz türkiyem

dumrul dumrul
bu yardımlar vergiden düşülüyor mu diye sormuştum. düşülüyormuş.




hemen yasa üzerinden kontrol ediyoruz:

madde 89:

gelir vergisi matrahının tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden aşağıdaki indirimler yapılabilir

10. madde:

bakanlar kurulunca yardım kararı alınan doğal afetler dolayısıyla başbakanlık aracılığıyla makbuz mukabili yapılan aynî veya nakdî bağışların tamamı.

www.turkhukuksitesi.com

ama belki salgını doğal afet statüsüne sokmuyolardır canım...

sokmuyolardır değil mi? yani böyle üç kağıtçılıklarla akp'nin ve yandaş şirketlerinin ne işi olabilir?

pekii devletin doğrudan yapması gereken işlemler niye bu kadar dolambaçlı işlere alet ediliyor? ülkemizde salgını bile bahane ederek millleti soymanın yolunu yapıyor herifler. ocean s twelve olsa beğenirdiniz, narcos olsa beğenirdiniz. la casa de papel olsa beğenirdiniz. bunlar da merkez bankasını soymadı mı?

bu mafya bozuntuları islamcı diye mi beğenmiyorsunuz?

transhümanizm

funkybaggins funkybaggins
başlığı açıp konuyu hatırlatan iyi ya da kötü giri girip devam ettiren herkese ilham verdiği için, en çok da arthur c. clarke'a teşekkür ediyorum.
ps: fona siyah girsem daha iyi olardı ama keçeli kalemlerim bitesi olmuş ::)
piley siteyşın 2: umarım sözlüğü picture dictionary'e çeviriyorsun eşşoğleşşek "bunun yeri burası değil git blog aç" diye dayak yemem.

8

yaşlılara neden saygı duyuyoruz sorunsalı

loss loss
bilmem belki bir gün biz de yaşlanırız. belki psikolojik, biyolojik, fizyolojik ve pek tabi birçok jik bakımından gittikçe çocuklaşırız. ya da dünyaya nasıl ki bundan beş sene öncesinden farklı bakıyorsak, o yaşlarda da şu anımızdan farklı bakar farklı yorumlarız. bizler aslında yaşlıların yaşlarına ve yaşadıklarına saygı duyarız. sen yoruldun senelerdir otur biraz dinlen saygısı. kişilik, karakter, mizaç, fıtrat vb saygıyı hak eder, tecrübe saygıyı gerektirir. özetle biz kuşa değil de uçuşuna saygı duyarız.