steven wilson

1 /
alternatif maliyet alternatif maliyet
kendisini geç keşfetmiş olmaktan yakınacak değilim, zira o müzik yaşamına başladığı vakitlerde ben - muhtemeldir ki - ayaklarımı sallaya sallaya bir yerlerde oturmuş, dünyaya iniş izni bekliyordum. ilk başlarda kendisi hakkındaki yegane fikrim bir dahi olduğuydu; uzun bir süredir ise farkındayım ki bu adam hastalıklı bir yaratıcı - sadece müzikal anlamda değil elbette; sw headquarters'da gördüğüm kadarıyla ilginç fotoğraf kompozisyonlarına sahip mesela: bitmeyecekmiş gibi görünen yolları, koridorları çekiyor, fotoğrafların genelinde gözden kaçamayacak kadar belirgin açılar kullanıyor. psikoloji bilimine hakim olsaydım steven wilson'ı bu açılardan da incelerdim - abarttığımı hiç düşünmüyorum, bu adam sadece bir müzisyen değil çünkü, açık açık bir sanatçı. ve aynı zamanda, şu anda gördüğüm kadarıyla ciddi bir referans; içine girdiği hiçbir işte kötü bir sonuç çıkarabilecekmiş gibi görünmüyor.

şunları da yazmazsan kendimi rahatsız hissederim: russia on ice'ta sesi özellikle mükemmel, dislocated day'de sorunlu ve mükemmel; ve son olarak: dünyanın en güzel "truth" ve "her" diyen adamı*.
peace sells and i m buying peace sells and i m buying
efendim kendisi avrupa'nın son zamanlarda yetiştirdiği en büyük müzik adamlarından biridir. ben kendisini roger waters'la kıyaslayanlara önceleri "nah" çekmiştim sonra yavaş yavaş hak vermeye başladım. nitekim bence son 15 yılın dehası olan mikael akerfeldt steven wilson'ı örnek aldığını söylemiştir hatta kendisinin opeth üyesi olmasını çok istediğini de belirtmiştir. zaten steven wilson deliveration, blackwater park ve damnation albümlerinin prodüktörlüğünü yapmıştır, klavye çalmıştır, bazı şarkılarda doğaçlama sololar atmıştır, death whispered a lullaby şarkısının sözlerini yazmıştır, yani opeth'te baya emeği var bu arkadaşın.

sonra blackfield ve porcupine tree geliyor aklıma. porcupine tree'nin kurucusu, anası, babası, imparatoru. sözleri yazar, besteleri yapar, vokali yapar, soloları atar, albüm kapağına kadar tasarlar. ve bence porcupine tree son yılların en başarılı grubudur. son 3 albümü 2000'li yılların ilk 10 albümü arasına girer. arriving somewhere but not here da en iyi 10 şarkı arasına girer, daha neler neler girer de saydırmayın bana şimdi. blackfield desen ayrı bir olay, melankolinin tavan yaptığı bir grup, 2 albümü de tüm şarkıları güzel olan albümlerden, zaten steven wilson bir projede varsa oradan kötü bir sonuç çıkmaz. israilli arkadaş da iyi işler çıkartmış, pain'in sözlerini yazmış hiç olmazsa.

bir de kendisi konserlere numaralı gözlükle çıkmaktadır, ilk gördüğümde çok şaşırdım, progressive metal, kafa sallıyor falan ve gözünde gözlük. sonra alıştık tabi, gözlükle daha karizmatik hatta kendisi. ayrıca konserlere yalın ayak çıkar, cooldur.
alternatif maliyet alternatif maliyet
öncelikle ciddi manada takıntılı bir insan olduğunun altını çizmek gerek: trenler, ipod, meshuggah, kişilik bozuklukları, depresyon, mikael akerfeldt, çökmüş genç nesil ve bunun müsebbibi olarak gördüğü mtv ve türevleri, israil [deli bir arkadaş populasyonu varmış orada kendisinin], robert fripp, kısa siyah saçlı kızlar... hepsi bay wilson için uzun bir süre odaklanabileceği konulara dönüşebilir; röportajlarında bunlardan dakikalarca bahsedebilir [kısa siyah saçlı kız'dan hiç bahsetmedi ama şimdiye kadar sanırım, ahah! bakınız way out of here videosu ve insurgentes trailer'ı (ve hatta yine bkz. giri sonu editi)]. 70lerin rock'ına "aşık", en büyük korkusu - olasılıkla - kendini tekrar etmek ve boş oturmak olan bu adamın bu tip şeylere takmış olmasını elbette anlayabilir ve koca bir alkış da koparırız; şikayetçi de değiliz zaten [değiliz, değil mi?].

sonra zekasından, kararlılığından ve inatçılığından bahsedebiliriz: düşünün; sadece 10-11 yaşındasınız, arkadaşlarınızla beraber gitar çalmayı öğreniyorsunuz ve küt!, "ben müzisyen olmak istiyorum" diyor ve oluyorsunuz; hem de nasıl bir müzisyen... sırf bu kadar küçük yaşta böyle isabetli bir karar vermiş ve bunun için de gerçekten çok uğraşmış oluşu yüzünden bile saygıyı hak eden bir adam bu. kaldı ki körü körüne de girmemiş müzik dünyasına; hem çok sevdiği anne ve babasını mutlu etmek, hem de biraz para biriktirebilmek adına yaklaşık 4 yıl bilişim sektöründe çalışmış, buradan kazandığı parayla da kendi stüdyosunu kurmuş.

çok yönlülüğü de anılmalı elbette; yani hem tek bir müzik türüne saplanıp kalmayışı, hem de sadece müzikle ilgilenmiyor oluşundan bahsediyorum. ürettiği şeyi birilerinin ellerine tamamen bırakmıyor, alakasız bir saatte plak şirketini arayıp "şu booklet'i farklı bir kağıda bassak daha mı iyi olur acaba?" diye de sorabiliyor. şanslı olduğu nokta şu ki, mesela porcupine tree'nin kendisi dışındaki üyeleri de aynı şeyi düşünüyor eserleri hakkında: müzik, görselliği, gerçekliği, her şeyiyle bir bütündür ve yarattığın müziğe sahip çıkman gerekir. sırf bu bütünlüğü konserlerde hayran kitlesine tam anlamıyla sunabilmek adına panasonic'le anlaşma yapıp, temalarla, görüntülerle bizzat ilgileniyorlar.

müziğin kesinlikle internetten indirilip çabucak tüketilerek bir kenara atılmayı hak etmediğini her röportajında defalarca tekrarlayan bu mümtaz şahsiyet, tek bir led zeppelin şarkısı dinleyerek "beaan led zeppelin dinliyoruaaam" sözleriyle ortalıkta gezinen tiplere sağlam laflar sokarak müziğe bakış açısını, eğer şu ana kadar kimse anlamadıysa tabii, gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor.

peki böyle bir müzisyenle nasıl röportaj yapıyorlar? --> gelelim fasulyelerin faydalarına... bey, koş revolver'ımı getir!!!

- eee bu kadar yan proje? kafan karışmıyor mu şarkıları falan yazarken?
+ güzel kardeşim neden karışsın, aynı anda mı yazıyorum ben şarkıları?

- konserlere çıplak ayakla çıkıyorsun, neden?
+ küçüklüğümden beri ayakkabı giymekten hoşlanmıyorum. rahat oluyor böyle, ayrıca nasılsa bir kural yok "sahneye ayakkabıyla çıkılmalı" diye, değil mi?!

- neden "porcupine tree", ne anlama geliyor?
+ sadece saçma mizah anlayışımın bir ürünü işte. artık anlamını da kaybetti zaten; porcupine tree sadece porcupine tree demek, tamam mı?

- bu kadar projen var senin, nasıl vakit bulabiliyorsun tüm bunlara?
+ sadece sevdiğim şeyleri yapıyorum, o yüzden yorulmuyorum. yani umarım anlatabiliyorumdur, bir projeyi sevdiğim sürece ona ne kadar vakit harcıyor olduğumun hiçbir önemi yok!

- çıplak ayakla çıkıyorsun sahneye. bir şeyin batmasından, ne bileyim, ayağına bir şey düşmesinden falan korkmuyor musun?
+ niye, ayaklarım jöleden mi? bir şey düşse üstüne şeklini falan mı kaybedecek?

- çok... proje... tatil... yapıyor musun... steven... [bu soruyu soran "ankara çok gri yea sivil toplum platformu" üyeleriyle aynı kökten geliyor olsa gerek]
+ benim hayatım tatil! sevdiğim şeyi yapıyorum diyorum size ya!

- porcupine tree’nin anlamı ned...
+ eben!

- şarkı yazarken hangi projen için yazdığını nasıl biliyorsun? yani neden mesela iki projenin şarkılarını bir arada yazıyorsun? [adamı bir aptal yerine koymadığınız kalmıştı zaten]
+ çünkü eşeğin zikinden dolayı! bak arkadaşım, sabah kalkıp "bugün porcupine tree şarkılarını yazacağım" diyorum ve yazıyorum da. öğlen blackfield'ın kayıtlarına gidiyorum, bitiriyor ve çıkıyoruz. böyle söyleyince tuhaf gelmiyor, değil mi, yapılabilecek bir şey yani?!

- steven... çok... proje... vakit... farklı müzik türleri... dzzttt....
+ tek bir türe saplanıp kalmak, kendimi tekrar etmek istemiyorum! sizin anladığınız gibi kişilik bölünmesi falan yaşamıyorum yani!!!

eaah. ben bile sıkıldım. işin gerçeği şu ki, bay wilson [böyle de nasıl bir "fbi'dan geliyoruz adamım, konuşmama hakkına sahipsin!" havası yarattım anlatamam] bu sorulara tam olarak böyle cevaplar vermiyor - ama sadece şimdilik. aynı saçma soruları, adamın kızdığını bile bile sormaya devam ederlerse korkuyorum ki önce kafa göz dalacak, sonra da beyni patlayacak. yapmayın, etmeyin; iki sikindirik soruyla bu adamın karşısına nasıl geçiyorsunuz siz ya?

[öff. kıskandığımı çok belli ettim.]

neyse. bay wilson hakkında daha yazarım ben de, dur bakalım. yavaş yavaş.

işte o edit: insurgentes trailer'daki kız susana moyaho, insurgentes'in 3 fotoğrafçısından biri. bunu öğrenmemle kendisini sanal ortamda tespit etmem arasında geçen süre oldukça uzadı, olsun:

(bkz: prettycuntisgoingtohell flickr is almost certainly the best online photo management and sharing application in the world. show off your favorite photos and videos to the w... flickr )
twinkle twinkle
açıkçası kendisini hiç sevmiyorum. "kendisinden nefret ediyoram." tarzı girim çok şey(çok blue jean panosu) olduğu için de sebeplerini de yazayım dedim. durduk yere celallenmiş de giri sıçmış imajı vermeyeyim.

öncelikle malum şarkısındaki pearl jam hakkındaki tuhaf sözlerini çok ayıpladım kendisinin (oha?). kendisine tepki gösteren kişiler, direkt olarak pearl jam'e hıncından bu sözleri yazdığını düşünmüyorlardır sanırım; ancak "karanlık-siyah-intihar-grunge" şeklinde kavramları kendince eşleştirmiş gibi duruyor buradan bakınca. bu da bana gayet sığ geliyor. geldi. demek istediğim o ki, steven'ın (çelimsiz gördüğümden böyle diyorum) kendince eleştirdiği şeyin simgesi olarak pearl jam'i göstermesi alakasız. artık buna cahillik diyorlar, küstahlık diyorlar, bilemeyeceğim.

öbürü de böyle uzun uzun açıklamayacağım coldplay are wankers mevzusu. kısacası hoş değil.



edit: merhaba! giriyi komple editledim. içime sindi şimdi.
eleanor eleanor
"my friend says he wants to die
he's in a band
they sound like pearl jam
the clothes are all black
the music is crap"

hiç dinlemediğim bir şarkısının, biraz önce benim kadar gönlünü grunge a kaptırmış bir pearl jam sever,bir cengaverden öğrendiğim sözleridir. şimdi bu adamın grubu varmış falan , böyle sözler içeren şarkılar yapıyormuş. pearl jam e ve grunge a "bok" atarak mı? onların üzerinden kendini varetmeye çalışarak mı? o kadar iddialıysa bu arkadaş ve yandaşları kendi müzikleri ve sözleriyle varolsunlar o zaman. niye mevcudiyetlerini grunge a dayandırıp bii de iiyyy iğreeaaanç gibi bir ikilemle ortalıkla dolanıyorlar ki? bu ne yaman çelişki ya hu

çok sinirliyim çoook, geçmiyor, geçemiyor sultanım
vandal mimar vandal mimar
görsellerden baktım. epey çelimsiz bi çocuk. bu eddie vedder'e laf soktu diye celallenen gupçik grungerları neden bi "eddie vedder is a pussy" aforizmasıyla tarihe adını yazmış zakk wylde karşısında göremiyoruz, merak ediyorum. sebep ortada. açık. net. çok konuşmayın. progresifin sarkazmı ve hevi metalin azmanlığı tek bir doğruda birleşiyorsa "bu işte bi iş vardır" diye düşünmelisiniz. varsa yoksa ceremiiz sıpokın yeyyehhee. ruh bu değil.
eleanor eleanor
koskoca pearl jam i bir ceremizz sıpokın a indiren zihniyeti de yanına almış olduğu görülen şarkıcı kişisi.

yok tıfılmış da yok niye zakk wylde a karşı değilmişiz falan. ben şahsen karşıyım arkadaşım, tiskiniyorum o şahsiyetten de yok çok kocamaaan bir gitaristmiş (her anlamda), umurumda değil. sevmiyorum, netim. grunge a gönlümü vermişim ben yahu, karşısındakiler benim de karşımdadır. pehhh
vandal mimar vandal mimar
trains gibi bir şarkıyı yapan adam. ee ne var bunda? abartmayı sevmem. steven wilson'a özel bir sempatim yok; ama gördüğüm kadarıyla pörl cem'e laf sokabiliyor. bu başlı başına bir meziyettir. yani laf sokuyorsun, üstelik bir de pörl cem gibi yıllardır kutsallaştırma politikasından ekmek yemiş bir bende karşı gerçekleştiriyorsun bunu. alkışlanacak hareket. yahu ben bunu arkadaş ortamında yapıyorum, "love reign o'er me'yi roger daltrey daha güzel söylüyor" falan diyorum; üç ay küsüyorlar lan. adam üzerine şarkı yazmış, gelmiş eleştiriyorsun. bir pörl cem cdsi 35 ytl bu ülkede. sorgulayın biraz.
horny meydan horny meydan
kendisinin kişiliği, yaptığı müzik falan zerre sikimde değil de, şurda pearl jam'i savunucam diye zakk wylde'a laf sokanları gördüm ya, donumu başıma geçirip sokakta koşuya çıkıcam birazdan. bu hissiyatı başka türlü anlayabileceğimi zannetmiyorum zira.
alternatif maliyet alternatif maliyet
ey grunge ahalisi, sakin! sikko müziğe karşı birlik ve beraberliğe son derece iht... vazgeçtim bu cümleyi kurmaktan, iğrendim bir an kendimden zira.

kendisi pearl jam'e "sikko, ot, bok" demekle suçlanmaktadır; fikir teatisinde bulunduğum grunge insanlarından biriyle* vardığımız ortak kanı şudur ki "demez diye umuyorduk ama dediyse ayıp etmiş hakikaten." şimdi, bay wilson ve porcupine tree hayranlığımı bir kenara bırakırsak, öncelikle bahis konusu şarkı fear of a blank planet'ın popüler kültür üstüne giden bir şarkı olduğunu belirtme zorunluluğu hissediyorum; bu haliyle de grunge kültürünü herhangi bir haliyle eleştirmesinin saçma olacağı kanısındayım. buradaki fikir en fazla gitarı davulu kapan ergen insanlarımızın grunge'a sardırması olarak yorumlanmalı şahsi kanaatimce, pearl jam'e özel bir hakaret falan filan yok.

kaldı ki, sabahtan beri net üzerinde arayıp da bulamadığım fakat zamanında bilgisayarımın derin köşelerine atmış olduğum bir steven wilson röportajı buldum, orada kendisi şöyle demekte:

"and this year we did two festivals in germany and we played alongside sonic youth, pearl jam and placebo and it seems now the kind of music we make is no longer been put outside the mainstream." 2007 haziranında yapılmış bu röportaj ve evet, bahsi geçen şarkının bulunduğu albüm de 2007'de çıkmış idi. şu durumda, steven wilson'ın birlikte çaldığı insanlara "bok atacak" kadar sapkın, deli, olmadı kibirli ve küstah bir ingiliz olduğunu iddia etmeye kalkarsanız üzülürüm yani.

durum budur. adamımızın hiçbir yerde "pearl jam sikko müzik yapar" dediğini de duymuş/okumuş değilim. itirafları vardır* ama pearl jam hakkında bugüne kadar böyle tuhaf bir laf söylemiş değildir.

"sarılın gari!"
floydzede floydzede
efendim müzik grupları arasında olur böyle şeyler.zekeriya vedder a sallar , james mustaine e sallar, zeki müren ronnie james dio ya.söylenenler haklıdır haksızdır bir yana bahsi geçen grupların müzikalitelerine etki etmez.yani koskoca pearl jam 1-2 şahsın dokundurmasıyla zedelenmez.ha sinir bozucu olabilir belki ama çok da büyütülecek olaylar değil bunlar.koskoca kurt cobain de sonuna kadar kaydırdı eddie vedder a ama karşılığı çok ilginç oldu.kurt intihar etti ve sonraki ilk konserde eddie vedder eli kalbinde vokal yaptı.
1 /