sürdürülebilirlik

katharsis katharsis
"sürebilen"in kendiliğinden olma hıfzından kurtulup bir başka kişinin aracılığından yararlanarak üçüncü kişi tarafından devam etmesine dönüşmesi sonucu türeyen olgunun eylemsel biçimi!
superista superista
markaların da artık dikkat ettiği bir konu olmaya başladı, örneğin unilever 2009 yılında 411 ton plastik 222 ton alüminyum 20 ton kağıt 15 ton çelik kullanımını azaltmış ve sürdürülebilirlik üzerine birçok proje gerçekleştirmiş (bkz: copmadam)
kızlaragösterilenpulkoleksiyonu kızlaragösterilenpulkoleksiyonu
şehir planlama bölümünde ve mimarlıkta iki güneş enerjisi ile çalışan panel konulunca, her tarafa ağaç dikilince elde edileceği düşünülen, gerçekte böyle olmayan uygulaması zor ama zorunlu olan kavramdır.

yanlış sürdürülebilirliğe örnek olarak abu dabi emirliği'nde bulunan masdar şehri verilebilir. masdar şehri, birleşik arap emirlikleri'nin en büyük emirliklerinden olan dubai emirliği'nin şehir konusu olarak turizmi seçmesi sonucu parasal açıdan güçlenmesine karşılık abu dabi emirliği'nin aynı mantıktan yola çıkarak sıfır karbon şehir konusuyla sıfırdan kurulmuştur. şehrin ulaşım sistemi bir ana hat üzerinde giden elektrikle çalışan tren ve gene elektrikle çalışan şehir için özel olarak tasarlanmış arabalardır. bunun dışında şehrin alışveriş merkezlerinin içi de dahil olmak üzere -güneş enerjisi tarlası hariç- her yerine ağaç ve su elemanları yerleştirilmesi planlanmıştır. bunun dışında binalar yenilenebilir enerji için özel olarak tasarlanmış binalar da bulunmaktadır. bakıldığı zaman sıfır karbon üretme konusuna uygun duran bu şehrin tek sorunu çöle kuruluyor olmasıdır. çöl, düşünüldüğünün aksine bir ekosistemdir, içinde kendine has en az 5.000 çeşit canlı türü barındır ve sırf bu korunması gerekmektedir. ayrıca bu şehrin arkasında yer alan elliden fazla mali destekçisi olmadığı sürece bu şehrin bir geleceği yoktur. zira şehir yaşayan bir organizmadır. doğar, büyür, gelişir veya geriler ve ölür. ancak tüm bunları yaparken kendisinde bulunan şeylerle yapabilir. masdar şehrinin sürdürülebilir olmadığını gösteren bir başka şey ise belirgin bir afet yönetim politakasının olmamasıdır.

örnekten de anlaşılacağı gibi sürdürülebilirlik sadece yeşille, güneş panelleriyle olmuyor. bir başka deyişle sürdürülebilirlik, mevcut kabiliyetlerin gzft analizi ile değerlendirmek ve değerlendirme sonucu akla yatkın, ekoloji, ekonomi ve sosyal adalet ile olabildiğince eşgüdümlü ve bunların önemseyen kararların alınmasıdır.

masdar şehri için kaynak: masdar corporate pioneering future energy - making profitable and sound investments in renewable energy and sustainable technology. masdar

ek: ekoloji, sosyal adalet ve ekonomi üçlüsünü üçgen olarak düşünürsek ve ideal sürdürülebilirdiği de bu üçgenin ağırlık merkezine taşımaya çalışmaktır. (bkz: #5819080 )mesela sahip olduğunuz bir ayakkabının alt kısmında açılma başladıysa yeni bir ayakkabı almak yerine yapıştırırsanız aile ekonominisine olumlu yönde katkı yapar, babanızın ya da sizin ya da her kimse kazandığı paranın önemli bir kısmı cebinizde kalır ve ayakkabı yapmak için harcanan enerji, ham madde vs. gibi şeyler de harcanmamış olur. tabi bu örneği farklı açıdan ele alırsanız kitlesel ve hatırı sayılır bir süre boyunca ayakkabı tamiri yapmanın sonucu ülkedeki ayakkabı satışlarında belli bir düşme görülecektir ancak önemli olan gelecek nesillerse şimdiki nesillerin belli bir açlık çekmesi de (şimdiki nesiller sürünsün demek değildir bu özveridir, fedakarlıktır aynı bir annenin çocuğu ile ilgilenmesi gibi) mantıklıdır. bu son bakış açısına karşılık bir şeyin daha olması mümkündür o da kitlesel ve hatırı sayılır bir şekilde ayakkabı tamiri yapılması ayakkabı tamiri sanayisinin canlanmasını sağlayacaktır böylece ekonomideki kazan kazan politikası da gerçekleşmiş olacaktır.
beloc beloc
ekosistemin insan elinde mahvolmasını engellemek adına özellikle son 10 yıldır atılmış adımların genel adıdır. her ülke çeşitli isimler altında kurdukları dernekler ve çıkardıkları sertifika sistemleriyle sürdürülebilirlik politikalarını yürüterek var olan dengesiz düzeni belli bir seviyeye çekmeye çabalamaktadır.

(bkz: leed)
(bkz: breeam)
(bkz: dngb)
papazzz papazzz
çok tatlı bişeydir bu sürdürülebilirlik.
o yüzden bazı devletler diğer bazı bebek devletlerin ağzına emzik diye verirler bunu...

çünkü sürdürülebilirliği sağlamanın en kolay yolu diğer devletlerin yaşam alanını kısıtlamaktır.

bunu sağlamak için sivil toplum kuruluşlarını, dernekleri ve çeşitli sertifika sistemlerini kullanırlar. onlar için en sürdürülebilir enerji kaynağı; ele geçirmeyi başardıkları enerji kaynağıdır.

güneş enerjisiyle uğraşmaya ne gerek var dimi? henüz petrol varken...
elde var olan ürünlerle yetinmek olur mu hiç? tüketimi özendirmek varken. ne de olsa para hareketlenir herkes kazanır...
beloc beloc
her ne kadar adı literatüre 'sürdürülebilirlik' ve 'yeşil binalar' olarak geçmiş de olsa ve de kulağa sanki sadece emlak geliştirici firmaları ilgilendiriyormuş gibi gelmiş de olsa, aslına bakılacak olursa sürdürülebilir yaşam temelinde düşündüğümüzde tüm inşaat sektörünü ve tüm yapıları ve hatta tüm yaşamı ilgilendirdiğini rahatlıkla söylemek mümkün bu 'yeşil binalar''ın.

peki nedir bu yeşil binalar? binayı yeşile boyadığımızda yeşil bina yapmış oluyor muyuz? bir bakalım.

yeşil binalar, yapının arazi seçiminden başlayarak tüm yaşam döngüsü boyunca (life cycle analysis -lca- ve cradle to cradle-c2c- yaklaşımları) analiz edilen, entegre bir yaklaşımla sosyal ve çevresel sorumluluk anlayışı ile tasarlanan, iklim verilerini, yerel koşulları göz önünde bulundurarak, ihtiyacı kadar tüketebilen, gerektiğinde kendi enerjisini üreterek ve hatta çevresindeki yapılara enerji sağlayan, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelen, atık üretmeyen malzemelerin kullanıldığı, ekosisteme duyarlı yapılar olarak tariflenebilir.

temelde baktığımızda doğayla uyumlu yapılar olarak tanımlanan yeşil binalar, yapıların gelecek nesillere verimli, etkili ve sürdürülebilir bir biçimde aktarılabilmesi düsturunu kabul eder. ilk olarak 1990'lı yılların başında ingiltere (breeam), ardından amerika (leed) ve sonrasında tüm dünya ülkelerinin yerel yeşil bina konseylerinin (green building couincil) (türkiye'nin de yerel yeşil bina sertifika sisteminin olduğunu biliyor muydunuz?) hazırlamış olduğu sertifika sistemleri ve bu sistemlerin gerektirdiği koşul ve önkoşullar ile bu yapıların kontrolünü ve inşa edilmesini temin eder. son yılların vermiş olduğu tecrübe ile, dünya çapındaki tüm yeşil bina konseyleri yeşil binaların yaygınlaşmasını sağlamak için binaları bu şekilde sertifikalandırmak ve 'yeşil etiket'lendirmenin en etkili yollardan birisi olduğunu belirlemiştir. bu yüzdendir ki sertifika sistemlerinin adını artık sıkça duymaya başladığımız bir gerçek.

dünya'da bu sertifikalandırmalar 2000'li yılların başında başlamış olsa da, türkiye olarak biz henüz yaklaşık 5 senedir yeşil binalara olan algılarımızı açık tutuyoruz. ve açıkçası bu süreç biraz da zorlu geçiyor. neden diye soracak olursak, öncelikli olarak tabi ki maliyet kıstası. inşaat sektörünün birer neferi olarak bizler, maliyeti artıracak her türlü yeni 'şey'den kaçmayı seviyoruz malum. fakat yeşil binalar ilk yatırım maliyetleri bazında bakıldığında yüksek maliyetli yapılar olarak görülse de, aslında yaşam döngüsü boyunca kendi kendini karşılayan ve hatta kendi kaynakları ile kâr sağlayan yapılardır. ikinci bir sebep ise, sadece konut türü yapıların yeşilleştirilebileceği olgusu (aslına bakarsak bu durum dünyada da yakın zamana kadar böyleydi). ancak özellikle son yıllarda tüm sertifika sistemleri her yapı türüne uygun kontrol mekanizmaları oluşturmaya başladı. sadece konutlar değil, okullar, hastaneler, endüstriyel yapılar, hatta mahalleler, hatta ve hatta köprüler, alt yapılar, yollar için bile sürdürülebilirlik sertifikaları oluşturuldu artık. ve bu çalışmalar ihtiyacın belirlenmesi ve talebin görülmesi ile hızla devam ediyor.

ve gelelim türkiye'deki en büyük yanılgılardan ve zorluklardan birisine "binayı sadece yeşillendirerek, sürdürülebilir bir yapı yapılabileceği" yanılgısına düşmek. bu yüzdendir ki artık levent-maslak-altunizade üçgeni ağırlıklı olmak üzere amiyane tabiriyle orasından burasından ağaççıklar fırlayan tepelerinde kocaman saksılar oturan binalar görmemek işten bile değil. açıkçası bu biraz komiğime giden bir durumdur benim. zira tepesine ağaç kondurulan her yapıyı 'yeşil bina' sanıyor, ve başvurduğumuz sertifikayı almaya hak kazanacağımızı düşünüyoruz. gerçi son birkaç yıldır bu yanılgıdan dönmeye başladık ve başarılı işlere imza attık bu konuda, bu da yadsınamaz bir gerçektir. ve fakat daha önce de değindiğim gibi, sadece ağaçlarla, sularla değil, bütüncül bir yaklaşımı sağlayarak inşa edebiliriz bir yeşil binayı. kiraladığımız veyahut satın aldığımız arazinin daha önceki durumundan tutalım da, bina havuzlu bir site içinde ise bu havuzun ışık enerjisinin bina tarafından sağlanmasına, cephelerinin gün ışığından faydalanma analizine hatta lotus çiçeğinden faydalanılarak oluşturulan cephe temizleme mekanizmasına kadar uzun bir değerlendirme sürecini kapsar bu anlayışlar.

işin en keyifli yanlarından birisi ise işte tüm bu bütüncül yaklaşımların bir parçadan bir tık fazla hayal gücü gerektirmesi. zira hayal gücümüzü katarak inşa ettiğimiz her yapının bizi daha da geliştirdiği, güzelleştirdiği ve özgüvenimizi artırdığı apaçık ortada.

peki gelelim bütün bu düsturların bizim işlerimize olan uyumluluğunu değerlendirmeye. benim inancıma göre bu kesinlikle yapılması gereken bir atılım. nedenini değerlendirecek olursak, birincisi işlerimiz doğayla iç içe olan, çevreyi kucaklayan işler malum. denizlerden sağlayacağımız enerjilerin, yeşil bina felsefesinin temelinde yatan, yenilenebilir enerji kaynaklarının mihenk taşını oluşturan adımlar olduğu ortada. ayrıca sertifika sistemlerinin alt yapı projeleri için oluşturmaya başladığı konu başlıklarının bizim süreçlerimizle iç içe olduğunun da farkındayız. doğrusu tüm bu faktörleri göz önünde bulundurarak sürdürülebilir yapıları temel almak yüzümüzü güneş'e dönmek gibi bir şey.

ne diyelim, yeşil bir dünyaya el ele yürüyebilmek umuduyla,