ta m e guilass

1 /
kırmızı kalem kırmızı kalem
iran'lı yönetmen abbas kiarostami'nin filmi. başrolünde homayon ershadi isimli izlemekten zevk aldığım amatör bir oyuncu oynuyor. filmde ölmek isteyen ve öldükten sonra cesedini gömecek birini arayan bir adamın hikayesi anlatılıyor. doğaçlamaya ağırlık verilmiş. başına oturduğunuzda izlemekten bu kadar haz alacağınızı tahmin edemiyorsunuz. hayatla ölüm arasında tercih yapabilmenin irade özgürlüğünü(!) anlatıyor....

filmin bir sahnesinde yolda arabasına aldığı yaşlı adam soruyor bay badii'ye:"... kirazın tadını unutabilir misin?..."
phoebe phoebe
tam olarak hatırlayamadığım çok güzel bir türkçe şiirin okunduğu filmdir. böylesine güzel bir filmde anadilinizi duymak gurur vericidir.
koalamsı koalamsı
filmde badii'nin en son arabasına aldığı yaşlı adam

"azizim, uçtum gel
dost bağına düştüm gel
iyi günün kardeşi
yaman güne düştüm gel" şeklinde türkçe bir şiir okuyor.
ballı vodka ballı vodka
sinema, film demek için milyonlar harcanmaması gerektiğini gösteriyor ya bu film her şeyden önce o bile yeter be. neyse, fazla gaza gelmeyelim.

nerede ise tamamı araba içinde geçen bir film. tende bunun gibi arabada geçiyor ya şimdi aklıma çocuk ekolünden sonra bu iran'lı yönetmeneler arabayı mı keşfetti sorusu geliyor ama olsun diyorum. adamlar arabanın o daracık kapalı ortamını bile değme platolardan iyi kullandıktan sonra isterlerse istanbul'da cuma akşamı trafiğinde çeksinler gene izlerim diyorum.

filmde, agaye bedii aracı ile dolaşarak istediği işi yapacak kişiyi aramaktadır. değişik kişiler biner arabasına, agaye bedii'nin istediği şey ile ilgili farklı bakış açıları taşıyan dialoglara tanık oluruz. agaye bedii'nin istediğini niye istediği, ne yaptığı önemli değildir filmde. zira filmin tüm anlatısı bu dialoglarda ve bunlarla oluşan süreçte yatar.

hani filmin izlenirliğini bozmamak adına çok kapalı anlatmaya çalışıyorum ama dediğim gibi eylemlerden ziyade anlatılanlarda çözülüyor film. zira ne evveli ne de ahiri önemli. filmin sonunun açıklığı da buna dalalet ediyor.

aklıma takılan bir iki şey var filmle ilgili. mesela agaye bedii'nin konuştuğu herkes iran'ı oluşturan farklı bir etnik azınlıktan. çöpçü loristanlı, asker kürt, ilahiyat öğrencisi afgan, agaye baxari ise türk. tabii agaye bedii'nin etnik kökeni muğlak kalmakta. sanırım farisi olsa gerek ..

zorlama olsa da agaye bedii'nin varlığı ile simgelenenin iran'ın kendisi olduğunu düşündüm. neden ve nasıl olduğu önemli olmadan şimdide şu anda kendi yok oluş sürecinde olan bir iran ve onu gömecek olan kim ? etnik gruplardan hangisi bir yugoslavya olmasına neden olacak iran'ın ? dedim ya biraz zorlama ama olsun. neyse altmetin arayıcılığı yapmaya gerek yok zaten. film ilk anlamı ile bile bir başka güzel. hülasa, çoğunluğu bir arabanın ön koltuğunda oturan iki kişi arasındaki dialoglarla ilerleyen ve seyrinin tadı aynı adındaki kirazın bıraktığı ferahlık gibi damaklarda kalan bir film.
trt 2 gibi gız trt 2 gibi gız
diller var bizim dile benzemez. farklı dillerde farklı farklı söylenişlerini duyarsınız. ta'm-e gilas - ta'm e guilass- the taste of cherry-kirazın tadı. 1997 iran yapımı film altın palmiye ödüllüdür. film türkiye'de hiç gösterime girmemiş, kirazın tadı: bir abbas kiyarüstemi klasiği - çekim senaryosu adıyla kitap olarak yayımlanmıştır. film açık uçlu olarak biter. filmden sonra gösterilen çekim ekibi görüntüleri ve çekim bitti toplanıyoruz sözüyle yönetmen bu izlediğiniz filmdi bilgisini dikkatimize sunar.
endefinononebonjorno endefinononebonjorno
spoiler

-sabah uyandığında, hiç gökyüzüne baktın mı? şafakta güneşin doğuşunu görmek, istemez misin? gün batımında, güneşin kırmızısını ve sarısını, artık daha fazla görmek istemiyor musun? sen ayı gördün mü? yıldızları görmeyi istemez misin? dolunaylı geceyi, yeniden görmeyi istemez misin? gözlerini kapatmak mı istiyorsun? bir kez daha ırmaktan su içmeyi istemez misin, ya da yüzünü yıkamak istemez misin bu suyla? tüm bunlardan vazgeçmek mi istiyorsun? her şeyi bırakmak mı istiyorsun? kirazların lezzetini bırakmak mı istiyorsun ?
benkendimveben benkendimveben
ölmek için can atan , hatta ölümüne yardımcı olan kişiye para vereceği vaadinde bulunan bir adam ve onun bu teklifini sırasıyla sunduğu kişilerin filmi.

orta yaş bunalımı geçiren birisi sırasıyla bir askeri öğrenci( daha acemi ve daha ürkektir bu),bir işçi( yaşı olmasına rağmen eğitimsiz ve cahil), bir ilahiyat öğrencisi ( ölümle ilgili vaazlar verip ona öğütler veren) ve daha yaşlı ve tecrübeli bir türk , onun isteğini kabul eden. bu karakterlerin hepsinin ölümle ilintili işlere sahip olması ve ölüme yabancı olmamaları gözden kaçırılmamalı.

işin garip tarafı ise filmin son sahnesinde yaşanıyor ki : yönetmen mezarda yatan adamın üzerine kara bulutlar çöktüğünde sizin merakınız tavan yapmışken ilginç bir şekilde kamera film set ekibine ve o mezardaki adama çevriliyor. o da nesi adam mezarda değil elinde sigara ortalıkta dolaşıyor.


işin özeti: en küçük zevkler bile yaşama isteğinizi canlı tutmaya yeter.
satürn sakini satürn sakini
97 yapımı abbas kiarostami filmi.

ömrünün baharında toy bir delikanlının, artık genç diyebileceğimiz bir ilahiyat öğrencisinin ve artık yaşını almış bir ağabeyin yaşam algıları, hayat ya da yaşamak olgusuna bakışları yalın ve mümkün olabildiğince sade bir şekilde verilmiş. tüm film bu üç şahsın ağa bedii ile diyaloglarında gizli. zaten filmin geri kalanı bir jipin içinde iki adamdan ibaret.

-----------------spoiler------------

öyle illa da bir sona bağlanan, öykü sineması manyağı değilimdir ama o son öyle olmayaydı iyiydi be hacı. lan makarada azcık film kaldı, napsak ki diye kasmış biraz. yani o filmi ağa bedii mezardayken bitirmek varken, kamera arkasından görüntüler ekleyerek bitirmenin başka bir açıklaması gelmiyor aklıma.

-------------spoiler----------------

tema olarak mar adentro ya benzettim ben biraz.
heizenberg heizenberg
bana farsça dilinin ne kadar mükemmel bir dil olduğunu göstermiş film. arabada yaşlı amcayla geçen diyaloglar müthişti. iran sinemasını bu film ile tanımıştım. filmde renkler çok iyi kullanılmış. karamsar hava çok güzel işlenmiş.
kerr kulik kerr kulik
"(...) fakat insanın devam edemeyeceği bir an gelir. tükenmiştir ve allah’ı bekleyemez. o yüzden kendisi harekete geçmeye karar verir. o an ‘intihar’ın adlandırıldığı andır ..."
uncool uncool
ölüm ve yaşam hakkında bir film. adamın kuledeki inşaat bekçisine gittiği sahne olmasa ya da daha kısa sürse çok iyi olcaktı. 3. aynı sahne tekrarı çok sıkıyor. ancak bir şekilde müzede çalışan pala dayının gelmesiyle film kendine geliyor. fena değil ama bu gibi filmlere 3 yıldızdan fazla vermemek gerek kanısındayım.
mr bloom mr bloom
bir adam intihar etmeye karar verir ve kendisini gömecek birini bulmak için kırsal kesimde dolaşmaya başlar. bu işe talip olabilecek birini bulunca da onu gezintiye çıkarır. seyirci hipnotik yapımla çekilmiş sahneleri uzaktan izlerken arabanın tozlu tepeler arasında rüzgar estirerek ilerleyişini görüp bir yandan da konuşulanları duyar. peş peşe konuştuğu -hepsi de kendince ölüme aşina olan- bir asker, bir işçi ve bir ilahiyat öğrencisi onu reddeder. en sonunda hayvan postu dolduran biri teklifi kabul eder. adam kuyuya uzanıp gözlerini kapattıktan sonra büyük cesaret gösteren kiarostami tepelerde çekim yapan film ekibinin bulanık görüntüsünü perdeye yansıtır. film ekibi arka plan sesini kaydederken sözde ölü adam sigara içer bu sahne filmin başlığına yani en küçük hazların bile insanın yaşama arzısunu geri getirebileceğine atıfta bulunuyordu. 
beynimde sevişen filler beynimde sevişen filler
----------------------------------------- spoiler ------------------------------------------------

iş için kendilerini almasını isteyen amelelerin ortasında bir araç içinde, yüz ifadesiyle çok şeyler anlatan bir adam ile başlıyor film. zorla araca binmek isteyenlerin hepsini reddedip aracınla gezinmeye başlıyor ve daha sonra sırayla farklı yerlerden aracına binen kişilere onlardan yapmak istediği işi anlatıyor ve en sonunda da kabul eden biri çıkıyor.

abbas kriastomi bu sefer karşımıza intihar konusu ile çıkıyor ve bunu çok güzel işliyor. tozun toprağın içinde, hayat ile ölüm arasında gidip geliyor. ana karakterin karşısına koyduğu karakterle, para, savaş, hastalık, inanç gibi bir çok konuyu da değerlendiriyor. en sonunda da bakış açısının, bir dutun lezzetinde olduğunu söylüyor bize. filmin kısa olmasını bir avantaj haline getirip, içine koyduğu metaforlar ile düşünmemize de sebep oluyor.

--------------------------------------------- spoiler -----------------------------------------------
1 /