tasavvuf

1 /
gülümsün gülümsün
insan ı kamil olmanın yolu imiş.
dört kapısı varmış;
şeriat kapısı, tarikat kapısı, marifet kapısı, hakikat kapısı*. okuduğuma göre zor olan kapıları açmak değil, sabredip dört apıyı kendinde açık bırakabilmekmiş, bir diğerinden diğerine geçebilmek, hak olan yolu yolu kaybetmemek için.
karahisari karahisari
tasavvuf, sırf allah sevgisi, ulvî, yüce aşk esâsı üzerine kurulmuştur. buna da ancak muhammed aleyhisselâma uymakla kavuşulabilir.

imâm-ı gazâlî rahmetullahi aleyh; “kalbi yalnız allahü teâlâya bağlayıp, mâsivâya (allahü teâlâdan başkasına) gönül bağlamamaktır.”

imâm-ı rabbânî rahmetullahi aleyh; “tasavvuf, allahü teâlânın emir ve yasaklarını yerine getirmekte yardımcı olarak, dindeki ihlâs mertebesini elde etmeye yarar.”

ebû sa’d ibni arabî; “tasavvuf, fuzûlî, boş işleri terk etmektir.”


şeklinde tarif etmişlerdir.
galak galak
dahil olduğu ya da sentez ögesi olduğu herşeyi ayrı bir lezzetlendiren felsefedir. bu olguyu o denli mühim ve değerli kılan şey asla teist bir bakış açısının ürünü olması değildir zannımca. o bakışın, o duruşun samimiyetinden ve o müthiş ulviliğe rağmen mütevazı oluşundan gelir. sanırım can baba da bunu fark etmiş olsa gerek ki o da tasavvufi yaşayışın en güzel ve kaliteli örneklerinden biri olan olan mesnevi dergahına olan hayranlığını dile getirmiştir. ateist olmasına rağmen eski mistikliğinde olsaydı oralar; ilgileneceğini ve hatta dahil olacağını belirmiştir.

tasavvuf tesiri ile icra edilen sanatlar her daim insanının yozlaşmış, nasır tutmuş,gündelik hayatın sığlığında derinlerde menzil dışına çıkmış ruhuna ve çoğu zaman karşılaşsa bile belkide tanıyamayacağı özüne ulaşmanın en zahmetsiz ve muntazam yoludur. bu yüzdendir ki ney*sesi her dem insanın kabuğundan usulca girer benliğine. sanki ferahlatır o nefes, biraz da acıtır insanın kalbini. bu yüzdendir ki bir ebru gördüğümüzde renkleri görsek bile onlara bakmış oluruz*, suyun üstünde yüzen halleri beyin kıvrımlarımızda dolanır aheste aheste. resimden müziğe, edebiyata kadar neyin içinde içinde bulunuyorsa tasavvuf; içtenlikle yer alıyorsa, onda samimiyet,tevazu ve estetik hadsafhadadır. müzik kulaktan önce kalbe sonra beyne, ışık da aynı şekilde gözden kalbe ve beyne gider. zaten bu öncelikli gidiş gelişin bir uyumu sağlanırsa o bünye da hazmetmiştir bu güzelliğin derinliğini kendi çapında.
beşincicemre beşincicemre
insanın kendini ve tanrıyı tanıyıp arınma ve hakikate erme yolculuğunun en samimi yol arkadaşı.

hoca ahmed yesevi, yunus emre, mevlana celaleddin i rumi, hacı bektaş ı veli ve nice erenlerin anadolu da bize has yoğurup en leziz bir tatla sundukları islami ilim.

dinin insanın varlığının bir çekirdeği olarak düşünüldüğü öngörülürse bunun kabuğunu kurallar bütünü olan şeriat olşuturur. ve öze yani tanrının varlığına ermek için çıkılan yol tarikat olarak nitelendirilir. asıl amaç olan tanrının varlığında buluşma ise hakikat olarak tanımlanır ve hakikate ermek isteyen insanın aydınlatıcısıdır tasavvuf.yunus emre nin de dediği gibi;

şeriat, tarikat, yoldur varana,
hakikat, marifet andan içeru...

(bkz: #281952)
(bkz: #989491)
anky anky
en büyük aşka tutulmaktır.
en güzeli sevmektir
en iyiyi öğrenmektir
ve bunların hiçbiri de değildir.

tasavvufun ne olduğunu anlamaya başladığında onu sözle anlatamayacağını da anlamaya başlamışsın demektir.
haldir yaşayan bilir.
mecaaz mecaaz
dünyadaki sol felsefeyle çıkış noktası ve karakter olarak benzerlik gösterir. emeviler zamanında devlet zengin, sarayda alemler, fakir kendini tasavvufa vurdu teselli bulmak için, dünya fani felan. millet malı götürdü tabi.tepkisel bi olgu diyelim.
neyzen neyzen
vahdet havuzunun şerbetidir. herşey tanrıdır, herşey tanrıdandır. dünya üzerinde olup biten herşeyin tanrının insan oğluna tesadüfü reddeden gizli anlatıları olduğuna inanmaktır. kayıtsız şartsız iman. "aşk imiş her ne var alem , bilim yaninda aciz bile değildir" sözü bu inanışın felsefesini ortaya koyar. sanılanın aksine sufi herkes olamaz lakin her dinden kişi sufi olabilir. tasavvuf insanlar arasında yapmaz , herşeyi vahdetin bir akisi gibi görür.
earendill earendill
bilgelik demektir. "fikir" kelimesinden "tefekkür", "te-fekkür" kelimesinin türetilmesi gibi, tasavvuf da savf kelimesinden türetilmiş bir kelimedir. savf arapça bir kelime olmayıp, hint avrupa dillerinin tamamında varolan "sophie" yani yalın bilgelik anlamına gelen kelimenin farsçadaki halidir. bu kelimenin bizim günümüzde kullandığımız ve tasavvuf anlamına geldiğini bilmediğimiz bir sürü varyantı vardır. sufi, sofu, sufizm, sofist (eski yunandaki sofistler), sophie, "philo-sophie", sofistike (=bilgece, ustaca) vs gibi. hatta bizdeki saf kelimesi de o savf'tır. sonuçta sufizm ve tasavvuf birebir aynı anlama gelen iki kelimedir, sufizm de sofizm demektir, sofizm de bilgelik demektir.
gramadevate gramadevate
oğlanlar tekkesi şeyhi ibrahim efendi ; tasavvufun tanımını aşağıdaki dizelerde çok güzel ifade etmiştir:

bidayette tasavvuf sofi bican olmaya derler
nihayette gönül tahtında sultan olmaya derler

tarikatte ibarettir tasavvuf mahv-ı suretten
hakikatte saray-ı sırda mihman olmaya derler

bu abu kil libasından tasavvuf ari olmaktır
tasavvuf cismi safi nur-ı yezdan olmaya derler

tasavvuf lemayı envar-ı mutlaktan uyarmaktır
tasavvuf ateş-i aşk ile suzan olmaya derler

tasavvuf şerait name-i hestiyi dürmektir
tasavvuf ehli iman olmaya derler

tasavvuf arif olmaktır hakimen adetullaha
tasavvuf cümle ehli derde derman olmaya derler

tasavvuf ten tılsımın ism miftahıyla açmaktır
tasavvuf bu imaret külli viran olmaya derler

tasavvuf sofi kali tebdil eylemektir bil
tasavvuf her söz ki söyler ab-ı hayat olmaya derler

tasavvuf ilm-i tabirat-ü tevilatı bilmektir
tasavvuf can evinde sırrı sübhan olmaya derler

tasavvuf hayret-i kübrada mestü valih olmaktır
tasavvuf hakkın esrarında hayran olmaya derler

tasavvuf kalb evinden masivallahı gidermektir
tasavvuf kalbi mümin arşı rahman olmaya derler

tasavvuf her nefeste şarka vü garba erişmektir
tasavvuf bu kamu halka nigehban omaya derler

tasavvuf cümle zerratı cihanda hakkı görmektir
tasavvuf gün gibi kevne nümayan olmaya derler

tasavvuf anlamaktır yetmiş iki milletin dilin
tasavvuf alem-i akla süleyman olmaya derler

tasavvuf uryet-i vüska yükün can ile çekmektir
tasavvuf mahzar-ı ayat-ı gufran olmaya derler

tasavvuf ismi azamla tasarruftur bütün kevne
tasavvuf camii ahkamı kuran olmaya derler

tasavvuf her nazarda zatı hakka nazır olmaktır
tasavvuf sofiye her müşkil asan olmaya derler

tasavvuf ilmi hakka sinesini mahzen etmektir
tasavvuf sofi bir katreyken umman olmaya derler

tasavvuf küllü yakmaktır vücudun nar-ı la ile
tasavvuf nur-ı illa ile insan olmaya derler

tasavvuf on sekiz bin aleme dopdolu olmaktır
tasavvuf nuh felek emrine ferman olmaya derler

tasavvuf kul kefa billah ile davet dürür halkı
tasavvuf ircii lafzıyla mestan olmaya derler

tasavvuf günde bin kere ölüp yine dirilmektir
tasavvuf cümle alem cismine can olmaya derler

tasavvuf zat-ı insan zat-ı hakkda fani olmaktır
tasavvuf kurbu ev ednada pinhan olmaya derler

tasavvuf canı canane verip azade olmaktır
tasavvuf can-ı canan can-ı canan olmaya derler

tasavvuf bende olmaktır hakikat hak ey ibrahim
tasavvuf şer-i ahmed dilde bürhan olmaya derler.
1 /