tek kişilik dev ülke

yerçekimli karanfil yerçekimli karanfil
akşamüzeri evde günlük makarnamı yerken, günlük televizyonumu alırken, günlük çayımı içerken, günlük nikotin ihtiyacımı filan giderirken, yani ortalama bir insanın ortalama bir günde yapabileceği ortalama şeylerden birkaçını yaparken ve bütün bu olaylar etrafımı çevreleyen uçsuz bucaksız kara parçaları, deniz ve havadan mürekkep biricik dünyamızın, dünyalıların ezici bir çoğunluğu tarafından hiç görülmemiş, adı duyulmamış, duyulsa da zerre umursanmayacak, umursansa da “he” denip geçilecek, evrende kapladığı yer belki ufacık bir tozun milyarda biri bile olmayacak ebatlarda küçücük bir kara parçasında cereyan ederken, (çok uzun tümce) pireler berber, develer tellal iken, televizyondan kulağıma çalınıyor şunlar:

“biz, bu ülkenin evlatları olarak, sonuçta, vatanımızı devletimizi evet, sonuçta türklüğümüzle, milletimizle elbet gurur duyarak…”

ben buna vatansevicilik diyorum müsaadenizle.

ben, yerçekimli karanfil olarak, yirmi küsur yıl önce, asya ile avrupa’yı birbirine bağladığı için stratejik önem arz eden bir toprak parçasının kırmızı çizgilerine kuzeydoğu tarafından en yakın bir yerinde dünyaya geliyorum ve vallahi doğmadan önce bundan hiç haberim olmuyor. evet, inanılmaz ama gerçek. insan, nerede doğacağını önceden kestiremiyor, buna karar veremiyor. televizyondaki amcanın da bu topraklarda doğmuş olmaya önceden karar verdiğini sanmıyorum. anne ile babanın hangi sınırlar dahilinde seviştiği ile bağlantılı tesadüfi milyonlarca doğumdan biri olan bu amca, birtakım şeylerden gurur duyuyor. ben, yerçekimli karanfil olarak, günlük makarnamı yiyorum. dışarıda ağaç filan var, ağaç türk değil, bunu biliyorum, amca toprak parçasından gurur duymaya devam ediyor, makarnam bitiyor.

dünyadaki tüm bu anlamsızlığın, karmaşanın, düzenin, uyumun, uyumsuzluğun, makarnanın, dostoyevski'nin, kafka'nın ve diğer onlarca renkli renksiz, sıvı, katı, iyi kötü, uzun, kısa, dişi, erkek şeyin içinde amca, bir yerde yaşıyor olmaktan, bir ırka mensup olmaktan gurur duyuyor. bayıldığım şeylerden biri olan yabancılaşma, geliyor koynuma giriyor.

amca, elli küsur yıllık amca, elli küsur yıl önce belki herhangi bir mayısın orta yerinde resmen bu toprak parçasına “atıldı”.

ben, yirmi küsur yıllık yerçekimli karanfil, yirmi küsur yıl önce herhangi bir ağustosun on ikisinde, resmen bu toprak parçasına “atıldım.”

amca, bu, kendisiyle, kendi öz varlığıyla, kendini gerçekleştirmişliğiyle, oluşuyla, benliği ile zerre ilgisi olmayan atılma durumundan gurur duyuyor.

ben, makarna yiyorum ve dışarıya bakıyorum. o an, ülkemi kurmaya karar veriyorum.

“tek kişilik dev ülke,

amcalar giremez!”


buna kim ne diyebilir ki?