the birds

1 /
jelly bom jelly bom
birds bir electrelane şarkısı.. yutula yutula söylenen sözleri,belki ben onları dinleyerek tam olarak çıkartamadığımdan,içimi yemiş bitirmiştir.bu melodinin anlattıklarını anlayabilmeliyim diye şöyle bi bakındım,ben gibi düşünebilecek olanlar için,sözlerini paylaşmak isterim:
i loved you in the morning, before the sun would come
you were the dawn to me
i loved you in the evening, while the birds were still singing
you gave every song to me

i want to see you
more than anything
babe i miss you
all day and everyday

it's not that i can't go on without you
got a lot of things to do
i'm busy, busy all the time
still i can't stop thinking about you

meğer bu kadar basitmiş! ve çok güzel bi şarkı
ceyyar kermit ceyyar kermit
az önce karşımda gördüğüm manzarayla "hasiktir gerçekmiş" dedirten hitchcock filmi. her şey balkona çıkmamla gerçekleşti. karşımda binlercesi vardı. şu fotoğrafla da anı ölümsüzleştirdim;


http://img210.imageshack.us/img210/6158/photo3761tl2.jpg


çatılarda gördüğünüz "siyahlık" kuşların ta kendileridir. gönül isterdi ki telefon yerine iyi bir fotoğraf makinesi olsun ama şartlar diyoruz. fotoğrafları çekerken de tırsmadım değil hani. filmi izlememiş olsa bile etkiler adamı.

"lan bunlar şimdi bi saldırsa, on saniyede moleküllere ayırır be. gir lan içeri."
(bkz: iç ses)
umur samaz umur samaz
alfred hitchcock ve kuşlar ortak olup bizi korkutmaya gelmiş.

bu diğerlerinden çok farklı. teması karanlık değil aydınlık, gizli kapalı odalarda değil dışarda geçiyor gerçekten de çok ilginç. bence en başarılı yönü bu.

kıyıda günlük güneşlik açık havada yeşillikler arasında nasıl korku duygusu işlenmiş. gündüz yolda yürürken böyle basit havancağızlardan korkacağım hiç aklıma gelmezdi. hitchcock hoca başka işin mi kalmadı da dünyanın en cici hayvancağızlarıyla korkutuyorsun bizi.

not: sakın türkçe dublajla seyretmeye kalkmayın.
wozzeck wozzeck
muhabbet kuşlarına, konuştuklarından değil de muhabbetin "sevgi" anlamı ele alınarak muhabbet kuşu deniyormuş, aklıma hiç gelmezdi...

muhabbet sözünün, sözcüğünün gerçek anlamını unutmuşum demek.
piedra piedra
her ne kadar tarihi kesin olarak belli olmasa da yeniden çekilen 1963 yapımı alfred hitchcock filmi.yeni versiyonunu ya bu yıl eylül ayında izleme imkanı bulacağız ya da 2011'e kadar vizyona girmeyecek.ayrıca başrollerinde george clooney ve naomi watts'ın yer alacağı söylenmekte.

orijinal filmde hitchcock yine sarışın bir başrol oyuncusu kullanır fakat favori oyuncusu grace kelly'nin ölümünün ardından çektiği bu filmde duyduğu üzüntüden olsa gerek melanie daniels'a oldukça eziyet etmiştir.
sukura bamka sukura bamka
çocukken bir sahnesini görüp korktuğum, ancak büyüyünce izleyebildiğim sinirleri alt üst eden film. bu filmi bir kere izlemiş olmak bile yeterlidir insanın zihnindeki yerini alabilmesi için. şu an ege üniversitesini martılar istila etmiş durumda, penceremden serçe cıvıltılarını dinlemeye alışkın olan bendeniz, martı seslerini duyunca mütemadiyen irkiliveriyorum, bu meşhur filmin karelerini aklıma getiriveriyorum.
kurreder kurreder
oyunculukları en zayıf hicthcock filmi.(topu topu on filmi izlemişim ayıp) başroldeki kadının fatma girek'e benzerliği barizdir. paniklediği sahnelerdeki gözleri tam fatma bacının tecavüz ihtmali karşsında teyakkuza geçme halidir. buna rağmen gerçekten geren bir filmdir.bir çok okumaya elverişli olduğu söylenir.zorlamanın anlamı var mı bilmem. onu zizek yapsın . belki çıkar kuşların tahakkümcü hatta cinsel anne sevgisinin bir felaketi olduğunu söyler.ne de olsa yeni bir gelin adayı vardır bu da kaynanın şeytani hıncını öfkesini ayaklandırmıştır.ama gerilim son sahnede en aza iner. gelin adayı kızımız aradığı anne şefkatini şirret kaynanın sıcak koynunda bulur gibi başını omzunu yaslar. kuşlar da barıştan memnun arabayı ve içindekileri azat ederler.tabi sıkıyorum bunları. yalnız ekolojik bir felaket filmi olarak da okunabir. sonrasında bu filmin içeriğinin biçimin yanına asla yaklaşamayacak tamamiyle gece yarısı altınna işeyen çocuk kabuslarını andıran katil karıncalar, hain balinalar, bölücü örümcekler gibi bir sürü film yapıldı. holliwodda.(bu kelimeyi yanlış yazmak istedim) asıl bu filmleri psikanalist bir yoruma tabi tutmak lazım. doğayı korkunç,gaddar iyi yürekli insanları öldüren bir canavar olarak kodlayan tüm bu filmlerin canı cehenneme.kameraları mümkün yerlerine girer inşallah. sormayın ya çok sinirlendin birden. hayvan haklarına sahip çıkın çabuk.
a night of summer a night of summer
alfred hitchcock'un feminizm karşıtlığı üzerine gerilim filmi.babası bir gazetenin sahibi olan zengin ve ukala melanie kuş dükkanında tanıştığı mitch'i takip ederek yaşadığı kasabaya gider ve olaylar gelişir.filmin sonunda melanie o güçlü ve ukala halinden eser kalmamışçasına kendini erkeğin (mitch) kollarına bırakır,savunmasız ve erkeğe muhtaç olduğunu kabul eder.
serbest çağrışım serbest çağrışım
bu filmi küçükken televizyonda izlemiştim çokta gülmüştüm. ben bebekten kuşları ellerimle yakalayıp boğazlarını sıkayım filmde birkaç kuş insanların kafasını kemirsin bunlarda mal mal dursun, gülerim tabi.
frieda frieda
baştaki petshop sahnesinde mitch ile melanie arasında geçen konuşmadan:

mitch: bu olay sizi kötü hissettirmiyor mu ?
malenie: ne beni kötü hissettirmiyor mu ?
mitch: tüm bu suçsuz, zavallı yaratıkların kafeslerde tutulması.
malenie: onların dükkanın içinde uçmasına izin veremeyiz.

malanie tam olarak uygar insanı temsil eder filmde. iki muhabbet kuşuyla birlikte kasabaya gittiğinde olaylar gelişir ki kasaba sakinlerinden yaşlı bir kadın olayların başlamasından bu yabancı uygar insanı sorumlu tutar.

doğanın uygar insandan intikamı var ki doğa insanı kendi kendine kafeslettirecektir.

fakat sondaki sahne manidardır ki eve kapanan insanlar kasabadan canlarını kurtarmaya çalışırken kafesteki iki muhabbet kuşunu kendileriyle götürmeyi unutmazlar. kuşları götürmek isteyen küçük kızsa bir 10 yıl sonrasının uygar insanıdır bir bakıma.
1 /