the fault in our stars

1 /
lennon lennon
john green'in yazdığı biri kanser hastası hazel grace diğeride kanserden dolayı bir ayağı protez olan augustus waters'ın aşk hikayesi konulu kitap.john green bu kitap sayesinde ;
time dergisi, 2012’nin en iyi romanı
goodreads, 2012’nin en iyi genç yetişkin kitap ödülü
new york times’ın en çok satanlar listesinde #1
wall street journal’ın en çok satanlar listesinde #1
amazon’un en çok satanlar listesinde #1
indiebound’un en çok satanlar listesinde #1
ödüllerinde adaylık gosterilmiştir.bu kitap hakkında markus zusak, printz ödüllü bestseller yazarı söyle demiştir;
“hayata, ölüme ve araya sıkışanlara dair bir roman olan aynı yıldızın altında, john green’in en iyi kitabı.
kahkaha atıyor, ağlıyor, hızınızı alamayıp tekrar okuyorsunuz.”
time dergiside bu kitap hakkında ;
“aynı yıldızın altında bir aşk hikâyesi. son dönem edebiyatın en içten ve dokunaklı romanlarından biri ama aynı zamanda korkunç bir zekâ, cesaret ve hüznün varoluşsal trajedisini de anlatıyor.”
behtül behtül
john green'in ölüm ve empati üzerine yazdığı roman.
gençlik kategorisinde olduğunu düşünmekteyim bu romanın, dili oldukça akıcı ve boğmadan kendini okutturuyor fakat içerisinde klişe öğeler de barındırmıyor değil. augustus waters karakteri ise muhteşem işlenmiş.

şimdilerde beyaz perdeye aktarmaya hazırlanıyorlar kendisini. başrollerde shailene woodley, ansel elgort ve willem dafoe bulunmakta. genel seçilen oyunculara lafım yok fakat augustus waters karakterinin ansel elgort denen kişinin canlandırması şahsımda büyük hayal kırıklığına sebep oldu. logan lerman varken o kimdir arkadaş?
kralınkızı kralınkızı
seninle aynı yıldızın altında oturuyoruz sevgili,
aynı gökyüzünü,aynı havayı,aynı soğuğu paylaşıyoruz.
birbirimizden habersiz birbirimizi özlüyoruz.
mutlu olacağımız günlerin hayalini kuruyoruz.
umut ediyoruz, hayal kuruyoruz , gülümsüyoruz.
seninle sevgili bu gece ilk kez aynı yıldızın altında oturuyoruz.
iamwhoiam iamwhoiam
bir yaz boyunca dilimden düşmeyen okumalara doymadığım kitap.
bu haziran'da filmi çıkacak ve eminim ki büyük bi gişeye sahip olacaktır.
john green mükemmel bir yazar
mantarcanavarı mantarcanavarı
mesela siz şimdi bu ülkede yaşıyorsunuz ve biliyorsunuz ki o avrupanın ortasında yaşıyor. iki dilin ve kültürün haricinde bir noktada anlaşmaya çalışıyorsunuz hani. sonra o can sıkan mesafeler var. içiniz bunalıyor ya avutmaya çalışıyorsunuz kendinizi. işte bu durumdaki tek teselli.
befree befree
kitaptan bir kesit.
-- spoiler --
"seninle tekrar görüşebilir miyiz?" diye sordu. sesinde sevimli bir gerginlik vardı.
gülümsedim."tabii."
"yarın olur mu?"
"sabırlı ol,çekirge,"diye nasihat verdim."aşırı istekli görünmek istemezsin."
"evet,zaten o yüzden yarın dedim," dedi. "seni bu akşam yine görmek istiyorum ama tüm gece ve yarının büyük kısmını beklemeye razıyım." gözlerimi devirdim. "ciddiyim," dedi


-- spoiler --
muguet de mai muguet de mai
isminin böyle çevrilmesiyle orijinal adındaki esprisini kaybetmiş kitap. batı kültüründe yıldızların kaderi, şansı belirlediğine inanılır. dolayısıyla "the fault in our stars" kaderimizdeki kusur gibi bir anlam verir kabaca. sanırım kulağa fazla arabesk geldiği için böyle çevirmişler.
zaten kitabın bir yerinde de sözün esasen geçtiği shakespeare oyununa -iulius ceasar- atıfta bulunuluyor: "kusur kaderlerimizde değildi sevgili brütüs, bizlerdeydi."
ayrıca "sonu belli olduğu halde bitince hunharca ağladığım kitaplar" listesine girecek sanırım.

edit: gece 3te kitabı bitirdim ağlamaktan hala gözlerim ve başım ağrıyor. ağzıma sıçtı pezevenk john green, şimdi hangi kitabını okusam diye düşünüyorum.
en azından bence öyle en azından bence öyle
kitaplar çok farklı. özellikle de şu aşk romanları. o karakterler öylesine aşklar yaşıyor ki. onların öylesine güzel hikayeleri, öylesine içten seni seviyorumları var ki. o karakterler kendinden emin, ne yapacaklarını biliyor. nasıl seveceklerini de .kitaplarda her zaman bencil olmayan insanlar var. bunun gerçek
olmadığını hatırlarken kendinize boşversene böylesi daha iyi diyorsunuz. evet belki dünyada gerçekten kitaplardaki gibi aşık olunası insanlar yok. insan bir an olsun o karakterlerin gerçekten var olduğuna inanmak, bir süre kitabın içinde yaşamak istiyor. aynı yıldızın altında, o hayallerinizdeki aşk hikayenize dokunuyor,
özenmeden edemiyorsunuz.

kitaptan bazı kısımlar;

-- spoiler --

o okurken uykuya dalar gibi aşık oldum. önce yavaş yavaş, sonra bir anda.

"adım hazel. augustus waters hayatımın yıldızı düşkün aşkıydı. bizimki destansı bir aşk hikayesiydi ve bu konuda gözyaşlarına boğulmadan bir cümle dahi kurmam mümkün değil. size aşk hikayemizi anlatmayacağım çünkü tüm gerçek aşk hikayeleri gibi olması gerektiği şekilde, bizimle ölecek. aşk hikayemizi anlatamayacağım için matematikten bahsedeceğim. matematikçi olmayabilirim ama bildiğim bir şey var, o da 0 ile 1 arasında sonsuz sayı olduğu. tabi ki 0 ile 2 arasında veya 0 ile bir milyon arasında daha büyük sonsuz sayı dizileri var. bazı sonsuzlar başka sonsuzlardan büyük. bunu bize eskiden sevdiğimiz bir yazar öğretti. bazı günler, aslında çoğu gün sınırı olmayan dizimin boyutuna içerliyorum. tanrım, elime geçenden daha fazla sayıya sahip olmak istiyorum, tıpkı augustus waters'ın eline geçenden daha fazla sayıya sahip olmasını istediğim gibi. ama gus, sevgilim, kendi küçük sonsuzumuz için sana ne kadar teşekkür etsem az. yaşadiklarimizi hiçbir şeye değişmem. sayili günler içinde bana bir sonsuzluk verdin ve bunun için sana müteşekkirim."

"... o çok güzel. ona bakmaktan sıkılmıyorsun. senden daha zeki olup olmadığını düşünmüyorsun, öyle olduğunu biliyorsun. kimseyi incitmeden komik olabiliyor. onu seviyorum. onu sevdiğim için şanslıyım. bu dünyada incinip incinmeyeceğine dair tercih yapma şansin yok ancak seni kimin inciteceğini seçebilirsin. ben kendi tercihlerimden memnunum. umarim o da tercihlerini sever."

-- spoiler --
crimson crimson
bu kadar geç okuduğum için kendime bir parça kızdıran kitap.
hem bestseller olduğu için; herkes o dönemde aynı şeyden bahsederken ister istemez gelen nefret duygusu, hem de kitabın kapağına bakıp vıcık vıcık bir içerik beklediğim için ötelediğim kitaplardandı. lakin, gençlik romanı olmasına rağmen yetişkin bünyeyi rahatsız etmeyecek bir john green romanı.

bir genç kız düşünün, triod kanseri farkedildiğinde zaten ciğerlerine sıçramış,deneme aşamasındaki "mucize" bir ilaçla daha da ilerlemesi durdurulmuş; ama sürekli yanındaki bavul gibi taşıdığı oksijen tüpüyle yaşaması gerekiyor; taa ki usanmadan beklediği ölüm kapısını çalana kadar. aslında bayağı bayağı bekliyor ölümü; ama öyle her şeyi bir kenara bırakmış, vazgeçmiş değil, isyankar değil; belki fazla olgun, belki fazla anlayışlı. yalnızca arkasında bırakacğı annesi ve babası için üzülen, onlar için yaşamaya çalışan biri; sırf bu yüzden onların ısrarı ile kanserli çocuklar destek grubuna katılıyor. burada arkadaşına destek için gruba katılmış augustus water ile tanışıyor, aslında gus’ta kanserden bacağını kaybetmiş bir hasta. kader ağlarını örüyor aşık oluyorlar; ama hazel kolay kolay kabullenmek istemez arkasında ağlayacak birilerini bırakmak istemediği için. zaten kendisini sıradan bir genç olmadığını; çünkü el bombası gibi olduğunu belirtiyor, etrafındakilerin kendi şarapnel parçaları ile yaralanacağını düşünüyor.

şimdi kitabı böyle anlatınca ağır, ağlak, duygu dömürüsüyle dolu bir kitap hayal edebilirsiniz; ama gerçekte kitap bundan çok farklı. kitap aslında ne kanser, ne de ölüm hakkında; tabii ki bu temalarda işlense de karakterler çok daha ön planda. o kadar canlı kanlı, kendileri gibi, şahane karakterlerdi ki, sizi asıl çarpacak olan gus ve hazel oluyor aslında. özellikler gus’un cümleleri.. kitabın tabii ki gözlerinizi dolduran yönleri var; ama siz daha o moda yeni geçmişken güldüren bir akışa sahip. “ağlatırken güldüren” romanlardan.
1 /