the god delusion

1 /
ali kamber ali kamber
richard dawkins'in tanrı kavramını sorguladığı, bana bir tür ateist pride (bkz: gay pride) gibi gelen kitaptır.

neler anlattığı hakkında fikir vermesi için konu başlıklarını yazmak gerekirse:

1 a deeply religious non-believer - einstein'cı inanışı tanımladığı bölüm
2 the god hypothesis - tanrı kavramını tanımladığı bölüm
3 arguments for god's existence - tanrının şimdiye kadar bahsedilmiş ispatlarını özetlediği bölüm
4 why there almost certainly is no god - büyük ihtimalle tanrı olmadığını bilimsel olarak ortaya koyduğu bölüm
5 the roots of religion - dinlerin tarihini incelediği bölüm
6 the roots of morality: why are we good? - "iyi" olmak için dine ihtiyaç olup olmadığını sorguladığı bölüm
7 the 'good' book and the changing moral zeitgeist - dinle ahlâkın aynı şey olmadığını açıklamaya devam ettiği bölüm
8 what's wrong with religion? why be so hostile? - dinin zararlarından bahsettiği bölüm
9 childhood, abuse and the escape from religion - çocuklara dinin dayatılmasından yakındığı bölüm
10 a much needed gap? - boşlukları dinle değil bilimle ve felsefeyle doldurmanın gerektiğini söylediği bölüm
11 appendix - ekler
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
henüz okuyamadım ancak bende bir veda hutbesi hissi uyandırdı. "şimdiye kadar adam gibi bilimi, canlıları anlatmaya çalıştık, tanrı fikriyle dolaylı yollardan hesaplaştık, inanan insanların da ilgisini çektik, çeşitli tartışmalara itildik. yaş oldu 66, fazla vaktimiz kalmadı, giderayak bu konudaki fikirlerimi de doğrudan belirteyim, belki insanlığın kafamdaki dünyaya yaklaşması adına bir işe yarar" diyor sanki bu kitapla. bir kitabın inanan-inanmayan oranında büyük bir değişim yaratmayacağını bildiğini; kitabı, "öylesine" inanan insanların, bu sıralar yapacak daha iyi bir şeyi olmadığı için inanan insanların okumasını istediğini belirtiyor konuşmalarında.

edit: kitapta yazılanları okudum ve richard, sen haksızsın.
bambirella bambirella
douglas adams'a adanmış ve tüm dünyada en çok satanlar arasında yer alan kitap.

11 eylül sonrasında yaşanan dinsel bağnazlaşmadan çıkan yazar sorar "eğer kendinizi yetiştirdiğiniz dinin içinde kapana kısılmış hissediyorsanız, bunun nasıl meydana geldiğini kendinize sormanıza değerdir. yanıt, genelde çocuklukta uğranılan bir çeşit beyin yıkanmasıdır. eğer az da olsa dindarsanız, büyük bir ihtimalle dininiz ailenizin dinidir. eğer arkansas'ta doğup, hıristiyanlığın doğru islamiyet'in yanlış bir din olduğunu düşünüyorsanız, (afganistan'da doğmuş olsaydınız tamamen tam tersini düşüneceğinizi bilerek) çocuklukta beyninizin yıkanmasının kurbanısınız."

"etrafta şu ya da bu dinin öğretileriyle yetiştirilmiş olan, içinde mutsuz olan, bunlara inanmayan veya din adına yapılan bir sürü kötülükten endişe eden, ailelerinin dinini bırakmak için belirsiz arzular duyan ve bunu yapabilmeyi dileyen ama terketmenin gerçek bir seçenek olduğunu farkedemeyen birçok kişi olduğundan şüpheleniyorum....

(....) eğer bu kitap amaçladığım şekilde çalışırsa, kitabı eline alıp kapağını açan dindar okuyucular, okuyup ellerinden bıraktıklarında birer ateist olacaklar. ne cüretkar bir iyimserlik! elbette ki tutucu dindar zihinler kanıtlara karşı bağışıktırlar, dayanma güçleri olgunlaşması asırlar sürmüş olan (gerek evrimle, gerek planlı olan) çocukluk çağı beyin yıkama yöntemleri üzerine kuruludur. en etkişi bağışıklık kazanma yolları arasındai bunun gibi kesinlikle şeytan işi olan kitaplaron kapağını bile açmaktan kaçınmanın dehşetli uyarısı vardır." richard dawkins, tanrı yanılgısı

ne denmiş:

"umarım inançlarını sorgulayabilecek kadar güvenli ve akıllı kişiler bu kitabı okuyabilecek kadar büyük ve sağlam olurlar. kahramanca ve hayatı değiştirecek bir yapıt"-derren brown

yazar, bölüm 4'e thomas jefferson'dan alıntı yaparak girmiş: "farklı dinsel cemaatlerin din adamları, tıpkı cadıların gün ışığından korktukları gibi bilimin ilerlemesinden korkar ve benimsedikleri aldatmacaların yok oluşunu müjdeleyen kaçınılmaz sona nefretle kaş çatarlar."

nedeni soruda gizli sanki..
earendill earendill
türkçe baskısı da bu yakınlarda çıkmış olan din felsefesi kitabı. kitabı okumadım, ama yazarın dinlerin sebep olduğu kargaşadan bahsederken kullandığı (burada aktarılan) argümanlar bana grup bencilliği olgusunu hatırlatıyor. grup bencilliği dinlerle ortaya çıkmaz, grup bencilliği dinler olsa da olmasa da ortaya çıkar, çünkü yapanlara fayda sağlar, dışarıdakilere zarar verir. kendi grubunuzun içindeki bütün bireyler olarak birbirinizi tuttuğunuzu düşünün, dışarıdakiler aleyhine. bu sizin yararınıza olmaz mıydı? mülkiyeliler, galatasaray liseliler niye tutuyor birbirini, dindar oldukları için değil, aralarında dinden kalıntı bir bağ olduğu için de değil, dinden ilham alınmış bir bağ olduğu için de değil, sadece kendilerine faydalı olduğu için ve o faydayı hemen görebildiklerinden. aynı şey milliyetçilik konusunda da geçerli oldu dünya tarihinde. dinler savaşların ve gruplaşmaların sebebi değil, onlar bir kez oluştuktan sonra sebebi soylulaştırmak üzere kullanılan kamuflajlardır çoğu zaman. safi dini saiklerle yapılmış savaşların sayısı herhalde çok azdır, ama laik ülkeler arasında pekala dinsel hiç bir sebebi olmayan, sadece ve sadece toprak kazanmaya dayalı savaşlar olabilir ve olmaktadır. bunların da hiç birinin temelinde din yoktur, o grupların kendilerini ayrı hissetmelerinin temelinde de din yoktur, zaten çoğu zaman da savaşanlar aynı dindendir. almanya fransayı ve avrupanın yarısını işgal ettiğinde onlardan farklı bir dinde değildi, müttefiki italya ile farklı mezheptendi, diğer müttefiki japonya ile tamamen farklı dindendi. onun üzerine bomba yağdırıp savaşı bitiren amerika ileyse dindaş, hatta mezhepdaşdı. şimdi ne alaka diyor insan bu durumda.
öte yandan madem tanrı diye bir şey yok ve dinleri insan uydurdu, o halde neden savaş dinlerin suçu oluyor da insanların suçu olmuyor. dini insan yaratıyorsa bunu bir aidiyet oluşturmak için ve seküler, ideolojik amaçlarla yaratıyordur, o zaman sonra sanki din otonom, insanları gruplara ayırıp savaştıran bir dünya üstü ruhmuş gibi yorumlamak da mümkün olmamalı. ben tam anlamadım bu işi, ya da anlatanlar aktarmıyorlar tam, ya da biz sözlükçüler masumuz, dawkins hatalı düşünüyor. tabi okumak lazım, ama nerde vakit.

epey bi sonradan gelen edit: aşağıdaki yorumların bir çoğunda "kitabı okumadım ama" diye başlayanlara atıflar var. ben de okumadan yazmış olduğumu deklare ettiğim için bu konuda bir şey söylemek istiyorum. hiç dokunmadığım üstteki bölüm aynen duruyor. orada kitaptan yapılan bir aktarıma dayandığımı baştan zaten anlatıyorum, aktarılan doğru ise benim eleştirim dawkins'e yönelik olarak alınabilir ve kitabı okumadan konuşmama eleştirisinin bu andan itibaren tek anlamı üste çıkma arzusudur. yok eğer aktarılan şey kitabı yansıtmıyorsa, ki böyle olduğunu söyleyen kimse yok burada, dolayısıyla benim yansıtmadığını düşünmem için de sebep yok, bu durumda kitabı okumayanların bazılarının eleştirileri anlamsız olabilir, fakat benim eleştirim bir çok ateistin düzenli ve sürekli olarak kullandığı bir başka argümanla ilgilidir ve o haliyle gene de anlamlıdır, sadece kitapla ilgili bir tartışmada gene kitapla ilgili bağlamda ortaya atılmış bir ateizm argümanının çağrıştırdığı sorunsalla ilgilidir. ideali bu olmasa da bir çok başlıkta konu sadece başlık düzleminde değil başlık etrafındaki bir çok tartışmaya doğru genişleyerek sürüyor, bu da çok doğal bir durumdur. söylediklerimin dawkins'in kitabında yazanlarla bir ilgisi yoksa dawkins'in böyle bir şeyden bahsetmediğini söylemeniz anlamlı olabilir, oradan sonra da benim çağrışım üzerine söylediklerimin kendi doğruluğu üzerinde bir cevap verebilirsiniz. yok dawkins'in söyledikleri buraya doğru interpret edilmişse kitabı okumayanların bu konuda tartışmaya yetkinlikleri (able to) olsa da izinleri (be allowed to) yoktur gibi anlamsız ahlaki kriterler üretmemenizi öneriyorum. çünkü bu bir diğer "argumentum ad hominem" çeşididir ancak. yani tartışmadan kaçma çeşidi.
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
başlığa yazılanlarda da değinildiği gibi kitap içten inanan insanların düşüncelerini değiştirmeye yönelik değildir ki zaten önsözde dawkins "etrafta şu ya da bu dinin öğretileriyle yetiştirilmiş olan, içinde mutsuz olan, bunlara inanmayan veya din adıyla yapılan birsürü kötülükten endişe eden, ailelerinin dinini bırakmak için belirsiz arzular duyan ve bunu yapabilmeyi dileyen ama terketmenin gerçek bir seçenek olduğunu farkedemeyen birçok kişi olduğundan şüpheleniyorum (aslında olduğundan eminim). eğer siz de onlardan biriyseniz, bu kitap sizin için. bilinci artırmayı amaçlar, bir ateist olmanın gerçekçi, cesur ve görkemli bir istek olduğu konusunda bilinci artırmayı." yazmıştır.

kitabı okumadan kitap hakkında yorumda bulunmak ve bunu yaparken "götünden uydurduğu varsayımlardan yola çıktığını ve bir deve kuşu gibi onlara umarsızca bel bağladığını ortaya koyan" gibi bir cümle kurmak gerçekten ilginç. kitaptan alıntı yapmak yine faydalı olacak bu noktada;

" independent (londra) gazetesinin 6 ağustos 2005 sayısının ilk sayfa manşeti şöyleydi, "mekkenin yıkımı":

""islam ın beşiği tarihi şehir mekke dindar fanatiklerce sürdürülen eşi benzeri görülmemiş bir saldırıyla tarihe gömülmek üzere. kutsal şehrin tüm zengin ve çok katmanlı tarihi yitirildi. islam ı katı bir tutumla yorumlayan ve buna göre kendi miraslarını ortadan silmeye mecbur kalan suudi din otoritelerinin sorumsuzluğu yüzünden şu anda peygamber muhammed in doğum yeri üzerinde buldozerler faliyet gösteriyor. yıkımın arkasındaki neden, vahabilerin fanatik korkusu, tarihi yerlerde ve dinsel ilgi alanlarında, çoktanrıcılığa ya da putperestliğe ve birçok potansiyel olarak eşit tanrıya tapınmaya başlanmasıdır. suudi arabistan da putperestlik uygulamasına karşı boyun vurma cezası prensipte sürmektedir.""

dünya üzerinde mekkeyi yıkmak isteyecek bir ateist olduğuna inanmıyorum..." diyerek devam ediyor. bu noktada yine önsöze dönüp başlık altında yapılmış olan çarpıtmaları düzeltmeye çalışmak iyi olacak.

"2006 yılının ocak ayında bir ingiliz televizyon kanalında (kanal dört) bütün kötülüklerin kaynağı mı? adında iki bölümlük bir belgesel sundum. başlangıçta belgeselin adından pek hoşlanmamıştım. hiçbir şey tek başına bütün her şeyin kaynağı olamayacağı için din tüm kötülüklerin kaynağı değildir. fakat kanal dört ün ulusal gazetelerin sayfalarına verdiği reklamdan çok hoşlandım. reklamda manhattan ın silüeti üzerinde "dinin olmadığı bir dünya hayal edin" başlığı atılmıştı. peki bağlantı neydi? dünya ticaret merkezinin ikiz kuleleri çarpıcı bir biçimde yerli yerinde duruyordu.

john lennon ile birlikte dinin olmadığı bir dünya hayal edin. intihar bombacılarının, 9/11 in, 7/7 nin*, haçlı seferlerinin, cadı avlarının, barut komplosunun**, hintliler ile pakistanlıların ayrılmalarının, israil filistin savaşlarının, sırp hırvat müslüman katliamlarının, isa katilleri yakıştırmasıyla yahudilere yapılan eziyetin, kuzey irlanda sorunlarının, namus cinayetlerinin, saf insanların paralarını ellerinden alarak onları soyup soğana çeviren parlak takım elbiseli, kabarık saçlı, televanjelistlerin*** olmadığı hayal edin........ antik heykelleri yıkıp yok eden taliba nın olmadığı,kafirlerin halk içinde kafalarının kesilmediği, kadınların vücutlarının birkaç santimetresini gösterdikleri için kırbaçlanmadığı bir dünya hayal edin"

tanıdık gelmiş olabilir çoğunu daha önceki yazılarımda aynı mantıkla hareket ederek yazmıştım. dawkins tüm kötülüklerin tek kaynağı olarak dini göstermiyor. tek yaptığı dinin kötülük yapmak için çok elverişli bir araç olduğunu anlatmaya çalışmak.

peki tanrı yoksa neden iyi olmak zorundayız? duyduğum en aptalca sorulardan biridir. doğanın içinde iyi kötü gibi kavramlar bulunmadığını, bu kavramları kendi normlarımız içinde oluşturduğumuz söyler dururuz. bende aynı yanılgıya düşmüştüm daha önce. ama şimdi anlıyorum ki doğada iyi ve kötü insanoğlu sayesinde var. sokakta gördüğünüz düşmüş bir insana duyduğunuz acıma duygusu en az varoluşumuz kadar gerçek. ve sadece bunu bilmenin sorumluluğu bile kendimizi iyi olmaya zorlamak için kesinlikle yeterli. iyi bir insan olabilmek için ne saçma sapan inançlara ihtiyacım var ne de beni 24 saat boyunca dikizleyen bir tanrıya. son bir alıntıyla bitirmeyi uygun görüyorum; "insanlar dinsel inanç yoluyla yaptıkları kötülükleri başka bir yolla asla bu kadar eksiksiz ve neşeyle yapmazlar."

*2005 yılında yapılan londra metro saldırısı.
**katoliklerin ingiliz kralına karşı düzenledikleri başarısızlığa uğrayan suikast.
***televizyon aracılığıyla propaganda yapan misyonerler.
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
"the god delusion" bir kampanya, sadece bir kitap değil. dawkins'in the root of all evil adlı bir belgesel çekerek, konferanslara ve televizyon programlarına katılarak, röportajlar vererek, tişörtler bastırarak yürüttüğü dev bir farkındalık kampanyasının parçası o kitap.

ilginçtir, buraya uzun uzun fikirlerini yazan (ve sonra silen) çoğu kişinin aksine ben kitabı okudum. belgeseli seyrettim, konferansları dinledim, röportajlara baktım ve şu sonuca vardım: tüm "tanrı yanılgısı" projesinin nihayetinde başarmak istediği iki şey var.

ilki, çocukların din ile damgalanmasını önlemek. altı yaşında bir çocuğun komünist, freudyen veya darwinci olarak tanımlanması ne kadar garipse katolik veya müslüman olarak tanımlanması da o kadar gariptir; bir çocuk bunlarla ilgilenmez, ilgilenemez, ilgilenmemelidir de. dawkins'in yaratmak istediği farkındalıkların en önemlisi bu, kitapta birden samimileşerek bizzat okura "sizden ricam, 'hıristiyan çocuk', 'müslüman çocuk' gibi sözler duyunca irkilin ve bunun ne kadar yanlış olduğunu anlatın" demesi de bunun iyice anlaşılmasına verdiği öneme işaret ediyor.

sanıyorum ki dawkins'in aklında şu da var: kendi başına bile son derece akla yatkın olsa da bu farkındalığın yaratılması ve uygulamaya geçilmesi, "insanlık dinden kurtulmalıdır" fikrinin uygulanması için de tek yolu teşkil ediyor çünkü yetişkin zihinler için çoğu masal seviyesinde kalan din memlerinin etkili olmasının tek yolu çocuk beyinlerine yerleşip o beyinleri şekillendirme önceliğine sahip olmak. bence dawkins, çocuklarla ilgili bütün hümanist tavrının yanında, "çocukları dindar yapmazsak, zamanla dindar sayısı azalacaktır" diye de düşünüyor ve uzun vadeli bir süreci başlatmaya çalışıyor.

kampanyanın ikinci büyük hedefi de sadece ve sadece dinlerin sahip olduğu dokunulmazlık zırhı. bu zırh sayesindedir ki günümüzde her türlü ciddi fikir eleştirilirken dini masallar hala saygı görebiliyor. sebep? günah. kutsal. inanç. mencken'in de dediği gibi; birinin kendi dininin doğru olduğu düşüncesine duyduğumuz saygının, o kişinin kendi karısının dünyanın en güzel kadını olduğu düşüncesine duyduğumuz saygıdan farklı olması için herhangi bir sebep göremiyorum. dawkins diyor ki bir şeyi eleştiremiyor, sorgulayamıyorsanız o şey her türlü amaç için kullanılabilir ve sesinizi çıkaramazsınız. bir binaya uçak sokarak kendini ve birsürü masum insanı öldürmek gibi akıldışı eylemler ancak din gibi akıldışı yapılarla desteklenebilir. burada "akıldışı" derken insan aklının özgür değerlendirmesine ve eleştirisine kapalı olmasından bahsediyorum. "sus, günah" dendikçe, "bizim aklımız ona ermez" dendikçe, "şöyle şöyle yaparsan ölünce herşey süper olacak" dendikçe, "bu dünya ne ki, sen öbür dünyayı gör asıl" dendikçe "bu dünya"da akıldışı eylemler görmeye de alışık olmalıyız diyor dawkins.

ben şahsen ne kampanyanın hedefleri konusunda ne de insanlığın genel durumu hakkında iyimserim, dünyanın daha iyi bir yer olması için çalışmakla da ilgilenmiyorum. yine de yazdıklarımın özeti olarak, kitabı okumadan asıp kesmeye devam edecekler için faydalı anahtar bilgileri veriyorum, dawkins'e ait olduğu iddia edilen "bütün savaşlar din yüzünden olmuştur" fikrinin ne kadarının dawkins'e ait olduğunu görebilesiniz diye:

1- altı yaşında bir çocuğun komünist, freudyen veya darwinci olarak tanımlanması ne kadar garipse katolik veya müslüman olarak tanımlanması da o kadar gariptir, bunu yapmayalım. [savaşacak toplulukların etiketlenmesi]
2- dini inançlar da diğer inançlar, felsefi sistemler, bilimsel tavırlar, siyasi fikirler, sanatsal zevkler kadar tartışmaya, eleştiriye, sorgulamaya (ve bence mizaha) açık olmalıdır. [savaşacak, intihar eylemi yapacak kişilerin motive edilmesi]

(bkz: deadly memes: ıslamic & christian fundamentalism | yoism thousands of ıranians have been converting to christianity, and the underground church is thriving, according to reports. but other ıranians are re... yoism )
ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi
ön not: bu giri şu an sözlükte bulunmayan bir yazarın söyledikleri üzerine yazılmış idi fakat kitapla ilgili bilgi verdiği için silmiyorum. buyrun.

—

inatla yanlış yorumlanan, söylemediği şeyler söyletilen kitaptır. çok basit iki temel derdi var kitabın ve o dertlerin şu seviyeye çekilmesi "demagoji"nin tanımını veriyor bana:

— inananlar kötü şeyler yapıyor.
— ama inananlar iyi şeyler de yapıyor. mevlana falan.

— din kötü şeylere neden oluyor.
— ama bilim de kötü şeylere neden oluyor. atom bombası falan.

ne dawkins'in fikirleri bu kadar basit, ne de karşılıkları bu kadar basit olmalı. hatırlayalım:

dert 1 - altı yaşında bir çocuğun komünist, freudyen veya darwinci olarak tanımlanması ne kadar garipse katolik veya müslüman olarak tanımlanması da o kadar gariptir, bunu yapmayalım.

şimdi bunu "o zaman çocuklara bilim de öğretmeyelim atom bombası yapıyorlar" diye cevaplamak, "çocukların bilimle uğraşmasından" bahsetmek işin özünü kavramaktan ne kadar uzak olunduğunun göstergesidir. çocuklar bilimle veya dinle uğraşmazlar; çocuklar birbirleriyle, böceklerle, sümükleriyle uğraşırlar, böyle bir kitleden bahsediyoruz, ergenlerden değil. kitapta dile getirilen, küçük çocukların beyinlerinin, akıllarının ermediği, seviyelerinin üzerinde konularla doldurulması ve çocukların kendileri için karar verecek yaşa gelmeden sıfatlandırılması sorunudur. bu düşünce ışığında dawkins, altı yaşında bir çocuğa görelilik kuramı öğretilmesine veya darwinci olarak sıfatlandırılmasına da karşı çıkacaktır. kimsenin böyle bir şey yaptığını da sanmıyorum. atom bombasının icadının altı yaşında parçacık fiziği öğrenen biri tarafından yapıldığını da sanmıyorum. kaldı ki din öğrenmek ve bilim öğrenmek birbirlerinin almaşığı olabilecek şeyler değil. bilim bir bilgilenme yöntemidir; din ise bütün bir varlık, bilgi ve ahlak felsefesini içerir. din çocuğa ne yapması gerektiğini söyler, yasaklar koyar. bilimin böyle bir özelliği yoktur. bir çocuğa cehennem'den bahsederseniz o çocuğun bütün dünyası alt üst olur ve ömrü boyunca bu korkuyla yaşar. çocuğa din öğretmek ve bilim öğretmek arasındaki fark, bu şekilde anlaşılabilir. zaten dawkins'in asıl derdi çocukların sıfatlandırılması: altı yaşında bir çocuğa "darwinci" gibi bilimle ilgili herhangi bir sıfat verildiğini hiç sanmıyorum, oysa bu çocuklara "müslüman", "hıristiyan" denmesi bize normal geliyor. dawkins "gelmemeli" diyor.

dert 2 - dini inançlar da diğer inançlar, felsefi sistemler, bilimsel fikirler, siyasi tavırlar, sanatsal zevkler kadar tartışmaya, eleştiriye, sorgulamaya açık olmalıdır. bir binaya uçak sokarak kendini ve birsürü masum insanı öldürmek gibi akıldışı eylemler ancak din gibi akıldışı yapılarla desteklenebilir.

bu da "ateisler de kötü şeyler yapıyorlar ki. iyi şeyler yapan inananlar da var." diye cevaplanmış, insanın içindeki iyi ve kötünün her yerde ortaya çıkacağından dem vurulmuş, yine mesele bulandırılmış, asıl fikir buharlaşmış. orada salakça bir "inananlar kötü şeyler yapar" iddiasından fazlası var. dinlerin dogmatik yapısının, özgür düşünmeye bir yere kadar izin vermesinin akıldışı eylemler için iyi bir kaynak olabildiği söyleniyor orada. elbette dinler terörün asıl kaynağı değildir. terör eylemleri dinler "yüzünden" olmaz, ama önemli bir kısmı dinler "sayesinde" olur. bir insanı bir uçakla bir gökdelene dalmanın iyi bir şey olduğuna ikna etmenin en kolay (ve belki de tek) yolu, o insanı şehit olacağına ve cennet'le ödüllendirileceğine inandırmaktır. seks, para veya bilim gibi şeylerle bunu sağlayamazsınız. düşünmemiz bu dünyadan kopup öbür dünyaya yöneldikçe, bu dünyada akıldışı şeyler yapma olasılığımız artar. bir şeylere akıldan ve sorgudan muaf olma ayrıcalığı verirseniz doğuracağı akıldışı sonuçlara da hazır olmalısınız. basit bir "iyi veya kötü şeylere sebep olabilen şey" durumundan başka bir şey bahsettiğimiz. bilimadamları veya ateistler kötü şeyler yapabilirler, ama "bilim adına" veya "ateizm adına" yapılmış kanlı bir terör eylemi olduğunu sanmıyorum. altında başka sebepler olsa da "din adına" yapılan eylemlerin sıklığı bize dinde garip bir şeyler olduğunu, en azından bu tür eylemler için çok verimli bir araç olduğunu göstermeli.

buraya kadar benim de katıldığım fikirlerden (tekrar) bahsettim. dünyanın din olmadan daha iyi bir yer olacağı fikri ise bana değil dawkins'e aittir. ben herhangi bir şekilde dünyanın daha iyi bir yer olabileceğine inanmıyorum, böyle bir şey mümkünse bile bunun dinden kurtularak olacağına inanmıyorum, bu uğurda bir şeyler yapmak gibi bir niyetim de yok.


-------- çok önemli ek ---------

hala anlaşılmadığını gördüğüm için son olarak, çok açık biçimde tekrarlıyorum:

ben, dinin tamamen kötü olduğunu ve dinden kurtulmamız gerektiğini düşünmüyorum. dinin birçok iyi yanının olduğu kanısındayım. bu başlıkta sadece, dinin, "the god delusion" kitabında da bahsi geçen bazı kötü yanlarından bahsettim. kitaptaki bu fikirler, benim de katıldığım fikirlerdi. bu kötü etkilerden kurtulabilir miyiz, hiç sanmıyorum. arada sırada dawkins'in "dinden kurtulmalıyız" fikrinden de bahsettim, ve evet tekrar söylüyorum, bu benim katılmadığım bir fikirdi. ek olarak söylüyorum, recai pengül ve ali kamber kişilerinin de benim gibi düşündüğünü biliyorum. lütfen fikirlerden bahsederken sahiplerini karıştırmayalım.

konumum iyice belli olsun diye şunu da eklemek zorunda hissettim: öyle severek okuduğum, başucuma koyduğum bir kitap da değil "the god delusion". hatta olumsuz duygularım ağır basıyor, the selfish gene'in yazarını "dünyanın en ünlü ateisti" olarak piyasa yaptığı için, mtv'ye çıkardığı için. ben isterim ki sadece genetik yazsın memetik yazsın. yok ama, azdı adam.

-------- çok önemli ek ---------
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
kitabı okumadan kitap hakkında yorum yapanlar kervanına - yakında oldukça kalabalık bir kervan olacak sanırım - bay hilmi yavuz da katılmış, gazamız mübarek olsun!


"prof. dawkins'in kitabını henüz okumadım. dolayısıyla, burada, onun 'hürriyet eki'nde yayımlanan bu söyleşisini konu edineceğim.

ezgi başaran soruyor: 'neye göre bir tanrı yoktur, diyorsunuz? olmadığını nereden biliyorsunuz?' ateistimiz prof. dawkins'in cevabı şöyle: var olduğunu kanıtlayamadığınız bir şey yoktur, değil mi? tanrı'nın varlığıyla ilgili hiçbir kanıtımız yok...' ama ateist hoca, bir başka soruyu cevaplarken de kitabında 'tanrı'nın yokluğuyla ilgili çok ilginç argümanlar sun[duğunu]' söylüyor...

bay dawkins'e sormak gerekiyor: mademki, tanrı'nın yokluğu, o'nun varlığını kanıtlayamamaktan çıkarsanabiliyor, öyleyse niçin yokluğuna ilişkin 'çok ilginç' argümanlar sunma gereğini duydunuz? öyle ya, 'varsa vardır, yoksa yoktur' diye basit bir mantıktan yola çıkarak, tanrı'nın varlığını inkâr etmek mümkünken, niçin yokluğuna ilişkin yeni kanıtlar aramak zahmetine katlandınız? "

oysa ki eline alıp içindekileri incelese şu bölümleri hemen farkedecekti anlı şanlı zaman gazetesinin anlı şanlı köşekadısı hilmi yavuz,

"2 the god hypothesis - tanrı kavramını tanımladığı bölüm
3 arguments for god's existence - tanrının şimdiye kadar bahsedilmiş ispatlarını özetlediği bölüm
4 why there almost certainly is no god - büyük ihtimalle tanrı olmadığını bilimsel olarak ortaya koyduğu bölüm

dawkins in tanrının olmadığına dair ilginç argümanlarının sebebi, tanrının şimdiye kadar bahsedilmiş ispatlarıdır oysa ki. ispat derken kelimelerden bahsediyoruz. biliyorsunuz tanrı nın varlığı yalnızca ve yalnızca kelimelerle ispatlanabiliyor(!).

ama hilmi yavuz a da hoşgörüyle yaklaşmak gerekiyor aslında. yıllardır ateistlerin uğradığı bazı saldırılara - ki şiddet içermekteler - şimdi kendisi maruz kalıyor ama bir kitap yoluyla. kızmakta sonuna kadar haklı. saçmalamakta da sonuna kadar hakli ki yukarıdaki yazıda da bunu yapmış zaten kendisi.
ali kamber ali kamber
din hakkındaki en komik ayrıntılardan birisi her toplumun kendi dinini en iyi şekilde yorumluyor olduğunu iddia etmesidir. örneğin bugün iran'daki âlimler size ayetlerden çeşit çeşit örnekler sunarak zina eden bir kadını kırbaçlamanın islâm dinindeki yerini anlatır. hâlbuki bir türk âlimi tam aksine ayetlerin kadınların kırbaçlanmaması gerektiği yönünde olduğunu söyler. bir el kaide militanı ise intihar bombacısının cennetteki yeri konusunda şüphe taşımıyordur muhtemelen.

kimin olduğunu hatırlamadığım bir söz vardı, paylaşayım: "tanrılar ahlâk dışı konuşamazlar." ya da böyle bir şey... tam olarak demek istediği şu: herkesin kendine göre bir ahlâkı vardır. din sadece bunu tekrar eder. ciddi etkisi olmuş hiçbir din bebekleri kesin yiyin demez meselâ. deseydi yapar mıydık? bu ihtimali düşünmek bile saçma, diyemez. bebek kesip yemek hiçbir toplumun ahlâkına sığmıyor çünkü bu devirlerde. sonuçta, dinin ahlâk alanındaki görevi ortaya ilâhî bir ahlâk koymak değildir. yok çünkü böyle bir ahlâk. (varsa kimin ahlâkı sorarım? bizimki mi? iran'dakilerinki mi? el kaide militanlarınınki mi? katoliklerinki mi? "tabii ki bizimki" dediğinizi duyar gibiyim, "diğerleri sadece 'gerizekalı uygulayıcıları'." ama demeye çalıştığım şeyi görmeyi reddetmediğinizi varsayıyorum.) onun yerine her toplumun kendine ait bir ahlâkı ve buna ek olarak bu ahlâkı desteklemekte kullandığı bir dini vardır.

ahlâkla ilgili komik olan şey de nesnel olmaması. insanlara yardım etmeli mi? ne kadar etmeli? kimlere etmeli? fakirler olabilir mi bir toplumda? idam insanlığa sığar mı? bu konularda fikir birliğine varılması umudumuz, uzaylılarla el sıkışıma umudumuzdan az; en azından benim için böyle. dahası; bu konularda orta yol bulunmasını istemek bile bazıları için kabul edilemez olabilir; adamın ahlâkı taviz verme diyor, ne yapacaksın? ve onları ikna etmek için, ahlâkınıza sığıyorsa darağaçları dışında, tek bir yolumuz bile yok. ben insan öldürmekte direten bir insanı bu işten cayması gerektiğine ikna etmenin kibarca bir yolunu bilmiyorum. ama bir gün bir ahlâkın savunucuları çıkıp da "bizi dinlerseniz sonsuza dek yaşarsınız" derse işler değişebilir...

ahlâkınızı kendi ağzınızdan değil bir tanrı ağzından söyletirseniz, etki gücü artar. din, insanlara ahlâkı dayatma gücü verir. bu sizin için çocuğunuzu vatana millete hayırlı bir genç yapma gücü de olabilir, bir el kaide militanı için intihar bombacısını motive etme gücü de olabilir. iki durumda da gücü veren dindir. "bu benim dinim değil, bunu yapanlar dinimi temsil etmiyor" çıkışı boşa bir çıkış bu noktada. sorunumuz o dinle ya da bu dinle değil çünkü. sorunumuz din kavramının ahlâk dayatma konusunda insanlara verdiği güçle. siz çocuğunuza iyi bir ahlâk da dayatsanız, elinizde kötü ahlâk dayatanlarla aynı silahı taşıyorsunuz.

dawkins kitabında bu silaha karşı savaşıyor. bırakalım bu silahı, çocuklara sabit fikirler dayatmadan vatana millete hayırlı gençler yetiştirelim diyor. dinin bir dogma olmasını, sorgulanamamasını bir kenara bıraktım, haydi çocukların iyilik yapması için önlerine ilâhî bir ödül koymayı da tartışmayalım, aynı yöntemle birileri kendi çocuklarına "kötü" bir insan olmayı öğretiyor ve siz "iyi de o kitapta kötü olun demiyor ki" demekten başka bir şey yapamıyorsunuz. hiçbir din bu sorunu yıllardır çözmedi. sorunu çözecek yapıcı tek bir adım onca yüz yıldır atılamadı. dawkins bir çözüm gördü oturdu yazdı. çözümün uygulanabilirliği konusundaki ümitlerimizi tartışmadığımıza göre, basitçe soruyorum: bu bir çözüm müdür? evet. uygularsak ahlâksız insanlar mı oluruz? şimdikinden daha ahlâksız olmayacağımız kesin. öbür tarafta yanar mıyız? bilemiyorum, âlimlere sormak gerek.

toparlamak adına söylüyorum; uzun uzun tekrarlanan "benim dinime niye bok atıyor? benim dinim iyi olmayı öğütlüyor." lafı şundan fazla anlam içermiyor aslında: "bana niye bok atıyor? ben iyi bir insanım." dinin senin ahlâkın çünkü ve her ahlâk uygulayıcısına iyidir. ama durduk yere başka insanların canına kastettirecek ve bu uğurda canını verdirebilecek ahlâklar ancak din gibi "düşünce silahlarıyla" mümkün. insanlara silahlarını bir kenara bırakmayı önermek de bu yüzden gayet makul görünüyor. ordulara silahlarını bırakmayı önermek kadar da uçuk tabii.
recai pengül recai pengül
dawkins'in propaganda kitabı.

hepiniz yanlış biliyorsunuz ve ben doğrusunu söyleyeceğim şimdi.

bir, ede lafı saptırıyor. '[...] kıçına bomba bağlayıp da bunu masum insanların içinde patlatan herifin islamiyet ile ne denli bir bütünlük arzettiği/edemediği bile kavranamadan/kavranma çalışılmadan [...]' demiş. ördeklerin kitap özetinde böylesi doğrudan islamiyete veya ali kamber'in deyişiyle 'sizin islamınıza' dokunan bir yorum yok. ördeklerin dawkins'in ifade ettiğini iddia ettiği düşünce uçak kaçırıp gökdelenlere dalanların bunu din adına yaptığı ve bir insana bu tür bir eylemi yaptırabilecek din dışında pek de fazla motivasyon bulunmadığı. varsa itirazınız buradan yakın.

iki, 'eğer din öğretilmeyecekse bilim de öğretilmesin.' demek sadece tartışmayı saptırmaktır. çünkü ördekler dawkins'in tutarlı ve her metodolojiye eşit uzaklıkta olma çabasından bahsetmiyor. tamamen bugünün dünyasıyla ilgili siyasi bir kararından bahsediyor. bilim ile ilgili kelamı olmasa da çocukların çocuk yaşta kendi özgür iradeleri ile karar alamayacakları yaşlarda dini yönlendirmelerden uzak tutulması gerektiğine inandığını aktarmış.

üç, madem bir kitabı okumadan sadece sözlük yazarların yaptığı alıntılarla bir kitabı tartışıp bir yazarı veya insanı kendi yargı terazimize vurabiliyoruz bana da inanabilirsiniz. richard dawkins the god delusion adlı kitabında çilek ağacının bakımı ve dikimi hakkında çok değerli bilgiler veriyor. çilek ağacının hangi tip topraklarda kök salıp hangi mevsimde meyve verdiğinden tutun da çilek ağacı budarken dikkat edilmesi gereken hususlara kadar aklınıza gelebilecek her noktaya değinmiş. bu kadar ayrıntılı ve dikkatli bir çalışmanın ürünü olan bu kitap gerçekten çilek ağacı yetiştiricileri için eşi bulunmaz bir kaynak. hadi bu fikirlere de saldırın şimdi. dawkins bunları da yazmış çünkü, ben öyle diyorum. kolaylık olması açısından ben başlayayım: 'beyin ağırlığı, darasından az olanların dawkins'in nasıl olup da iyi ahlakı öğütleyen islamiyet ile çilek ağacı yetiştiriciliğini aynı kefeye koyduğunu sorgulamalarını beklemiyorum. niyetim iyi niyetle bu tartışmayı takip edenlere kendi fikirlerimi aktarmak...'

edit: bilenler bilir, böyle sert polemik kokulu giriler hiç tarzım değildir (!). ama burada öyle güzel tartışılmış ki ben de tutamadım kendimi dahil oldum cümbüşe.
recai pengül recai pengül
ben de ciddi olmak istiyorum. gerekli ilgi gösterilmeden üstünkörü tartışılan bir kitap bu. adı bile provoke edici. insanda okumadan etmeden hemen tartışmaya dahil olma ve konu hakkında iki çift kelam etme isteği uyandırıyor. belki ördeklerin* dediği gibi dawkins'in istediği de buydu. tartışılsın konuşulsun, kitap kendi kendisini pazarlasın ve mesajını almak isteyenlere ulaştırsın. farkındalık yaratsın.

bana gelince, ben kitabı hızlıca taradım/okudum, internette denk geldiğim eleştiri ve yorumları okudum. sonra da bir ara okurum diyerekten kafamda belli bir yere kaldırdım. o yüzden 'dawkins'in yaptığı demagojidir.' deme hakkını kendimde görürüm. ancak kitabı okumadan sadece ördeklerin aktardığı yorumla karışık özetten edindiğim fikirlerle bir insanın bir kitapta demagoji yaptığını iddia etme hakkını kendimde görmem. göreni de eleştiririm. (ördeklere yapılan eleştiri hariç, benim derdim dawkins'e getirilen eleştirilerin mahiyeti)

ede diyor ki '[kıçına bomba bağlayıp patlatan] bu herifin yaptığı yanlış islamiyetin öngörüsü olarak nitelendiriliyorsa emin olunsun ki dawkins'in fikirleri bu kadar basit!' işte benim eleştirimin odak noktası bu cümle ve bu yaklaşım. bu cümle 'eğer fillerin boku mor ise ben amerikan başkanıyım'. cümlem kadar doğru. ne fillerin boku mor ne de dawkins belirli bir dini ele alıp onu kötülemeye çalışıyor. dawkins'in özel olarak islamiyet ile alıp veremediği bir şey yok. o kıçına bomba bağlayan herif adına her ne dersek diyelim (ede onun islamiyet olmadığını iddia ediyor, islamiyet nedir gibi bir tartışmaya girmeden bu iddiayı kabul edelim) kendince bir dine inanıyor. o din o herife çocukluğundan itibaren empoze edildi. o din, mantıklı sorgulamalardan muaf, o herife o dini öğretenlerin kutsal kabul ettiği bir dogmalar bütünü. o herifin içinde yaşadığı toplumda o herifin inandığı dini eleştiremeyiz, espri unsuru yapamayız, sorgulayamayız. dawkins diyor ki bu doğru değil. hiç bir düşünce din ve kutsiyet şemsiyesi altında sorgulanma muafiyeti elde etmemeli. o herifin inandığı dinin gerçek islam olmadığını göstermenin ve hatta ispat etmenin bu tartışmaya yapacağı bir katkı yok.

peki ne yapalım? o herifin inandığı o dini sorgulayacağız. o herife o dinin çocukluktan itibaren öğretilmesini engelleyeceğiz. ama çizgiyi nerede çekmemiz lazım? dawkins bir öneride bulunuyor. sadece yanlış bulduğumuz dinler değil, her türlü din sorgulanabilmeli, inanılan her tanrı espri unsuru yapılabilmeli ve hiç bir din (hem o herifin inandığı din hem ede'nin inandığı islamiyet) çocuklara empoze edilmemeli, diyor. bu eleştirilebilecek bir düşünce. ama burada yapıldığı gibi değil. ali kamber bu konuya bence ilginç bir yaklaşım getirmiş. herkes kendi dininin iyi olduğuna inanır, herkes çizgiyi çekerken kendi dinini dışarıda bırakmak ister buna ede de dahildir, kıçına bomba bağlayıp patlatan herif de diyor. bu analiz bize bir şeyler anlatmalı.

işin ilginç yanı ördekler, dawkins'in taşıdığını tahmin ettiği çocuklara din empoze etmemenin bizi daha 'iyi' bir dünyaya taşıyacağı fikrine katılmadığını açıkça ifade etmiş. kişisel olarak ben de dinsiz bir dünyanın bugünkünden daha iyi olacağına inanmıyorum hatta yaşanmaya değer bir dünyada irrasyonel davranan insanlara da ihtiyaç duyduğumuz gerekçesi ile dinlerin günümüzde önemli bir işlevi olduğuna inanıyorum. ama hiçbirimiz dawkins'i demagoji yapmakla suçlamadık. ilginç ve tartışma yaratan bir kitabı alıp kendi düşüncelerimizi ve başkalarının düşüncelerini zenginleştirebilecek bir tartışma içinde ortaya koymaya çalıştık.

hadi kendimi geçiyorum, çoğu zaman derdim polemik yapmaktır, bilenler bilir. yukarıdaki kadar erdemli beklentilerim olmayabilir her zaman. ama ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisinin de zevzeklik yapmadan ciddi ciddi tartıştığı az konu vardır ve onunla tartışmanın zihin açıcı olduğuna inanırım. konuyu kişiselleştirmek böylesi bir şansı elimizden alıyor. buna sinirleniyorum.
açık kalp ameliyatı açık kalp ameliyatı
o kadar çok ruhsal bozuntuya uğramış insan var ki, ne din, ne de dinden arındırma ile düzelebilecekler. galiba esas sorun bu.

kitapla ilgili üstteki yorumum 21 karakterden ibaret. bundan gayrı ne nik dalaşına, ne de kelime hatalarına (kelime hatalarının tartışmaya daha fazla yarar sağlayacağını düşünsem de) girebilecek kadar genç ve toyum. bununla beraber 21 karakter okumadığım kitaplara yapabileceğim en uzun yorumdur ve aynısı tüm sözlük ahalisine tavsiyemdir. hayatınızı güzelleştirir, insanlığa yapacağınız katkıları arttırır ve ortamda bir tefekkür ikliminin doğmasını sağlarsınız (üstelik elinizde buz gibi kolanız, ruffles ve karşınızdaki erotik raksotek ile beraber).

dile kolay; 21 karakter.
atreju atreju
dawkins'in tüm dinlerin oluşumunu darwinizim ve hayatta kalma mücadelesi ile açıkladığı bir kitaptır ve benzer kitapları nasıl douglas adams gibi üstün zekalı insanları ateizme sürüklediyse, bu kitap da 2007 yılında inançsız olanları cesaretlendirmiş, arayış içindeki insanları da yönlendirmiştir.

öyle görülüyor ki, hilmi yavuz gibi bir edebiyat ustası dahi zaman gazetesindeki köşesinde, bu kitaba ve dawkins'in bir röportajına yorum yapmaktan çekinmemiş. yorumunu yaparken de, "dawkins neden ateistleri bir araya toplamaya çalışıyor?, neden tanrı'nın olmadığı konusunda argüman arayışı ihtiyacı içinde?" gibi sorular sorarak mü-min zaman (namaz?) gazetesi okurlarının duymak istedikleri şeyi söyleyerek puan toplamış. kitabı eline bile almamış olmasına rağmen, bilir kişi edasında "madem ki inanmıyorsun, inanmıyorum de geç..neden ispatlamaya uğraşıyorsun?" demeye getiriyor hilmi yavuz usta.

benzer mantıkla, hilmi yavuz'a "dindar olduğunu söyleme özgürlüğü var da dinsiz olduğunu söyleme özgürlüğü neden yok?" veya "patronunun patronunun patronunun patronuna (afedersiniz bir patron fazla oldu-amerikan senatöründen önceki olmalıydı) yani fethullah hoca efendi'ye sor bakalım, neden inanıp geçmiyor, dünyanın her yerine bir inancı yaymaya çalışıyor" diye sorulabilirdi.
aslında bu dawkins'in en çok sinirlendiği konulardan birisi ve kitapta da oldukça yer veriyor: "neden teistler (inançlılar) bilime burnunu sokuyor ve bilimin henüz çözmeyi başaramadığı durumları bi tanrı'ya bağlıyor da, bilim doğrudan kosmos ile ilgili olduğu halde bir tanrı'nın var olup olmadığını araştıramıyor?"


yazar bu konudan agnostizmin (bilinemezciliğin) yetersizliği başlığı altında bahsediyor. kısaca özetleyeceğim:

"agnostikler tanrı ya vardır, ya da yoktur, bu bilinemez olduğu için yüzde elli ihtimalle vardır diyorlar. öyleyse şu örneğe bakalım:
bir gün adamın biri kalabalığı topluyor ve jupiter ile satürn gezegenleri arasındaki yörüngede uçan ve kutsal bir çin demliği olduğunu ilan ediyor. biz bunun mümkün olmadığını ispat edebiliyor muyuz? hayır. çok küçük bir cisim olduğu için, teleskoplarımızla o kadar geniş bir bölgeyi taramamız çok uzun yıllar alır. peki o yörüngede hakikaten uçan bir çin demliği olması saçma mı? saçma. fakat yüzyıllar boyunca cumartesi günleri ibadethaneye gidip çin demliği için dua eden ve kurban kesen bir toplumun ferdi olsaydınız, bu çin demliğinin olmadığını söyleyerek hayatınızı bile riske atmış olurdunuz. sizce bu yüzde elli ihtimal, bir demlik için fazla değil mi? zaten ne kadar zaman alırsa alsın, teleskoplar gelişecek, eninde sonunda böyle bir demlik olmadığı ortaya çıkacak. tıpkı dünyada milyonlarca canlı türünün olduğunun anlaşılması ve bunların her bir çiftinin nuh'un gemisi'ne sığmayacağının ortaya çıkması gibi. veya tüm hayvanların insanların faydası için yaratıldığı tezini dinozor fosillerinin çürütmesi veya güneşin dünyanın çevresinde dönmediğinin ortaya çıkması gibi.

kitapta bahsedilen diğer bir konu din ve ahlak ilişkisi üzerine. john lennon meşhur şarkısında "imagine there is no heaven" derken, sadece hristiyanlık ve budizme harcadığı kendince gereksiz yıllara atıf yapmaz, ahlaklı ve mutlu olmak için dine ihtiyaç olmadığını da belirtir. lennon gibi bir filozof, ateistlerin içinde olduğu sözde korkunç boşluk ve ahlaksızlığın gerçek olmadığına en büyük kanıtlardan biridir dawkins'e göre.

son olarak eski çağlarda dinlerin nasıl oluştuğu üzerine bir kuramı var ki, yazar burada kendi dalı olan biyoloji dışına çıkıp antropolojiyi ilgilendiren konulardan bahsediyor, elbette sadece kuram olduğunu belirterek. yazara göre, çocuklar aynı bilgisayar gibi, ebeveynlerinin her dediğini yapmaya, onlara sonsuz güvenmeye ve söylediklerini tamamen doğru olarak kabul etmeye meyillidir. "timsahlarla dolu bir nehirde yüz" komutunun hatalı olduğunu çocuk farkedebilir, ancak "her cuma gecesi ay ışığında bir keçi kurban etmezsen tanrı bizi cezalandırır" ifadesini, üstelik ciddi bir ses tonu ile duyduğu zaman yüzde yüz doğru kabul edecek ve zamanı geldiğinde o da kendi çocuklarına aynı şeyi yapacaktır.

özetle, bir şeylerin ters olduğunun farkında olan, ama bunu kafasında geçiştiren ve çelişkileri görmezden gelmeyi tercih eden insanlara göre bir kitap.
1 /