the grapes of wrath

1 /
mavio mavio
john steinbeck'in yazdığı bir dünya klasiği. sıkıntı halindeki amerikan ekonomisi sonucu tarımda makinalaşmaya gidilmesiyle işsiz kalan binlerce insanın öyküsünü anlatan bir kitap. çok güzel olduğunu söylememe gerek yok zira kendisi bir dünya klasiğidir
(bkz: john steinbeck)
(bkz: dünya klasiği)
zoe zoe
sinemayada uyarlanan başyapıt. filmide gerçekten çok başarılıydı john ford amcamıza burdan birkere daha teşekkür ediyoruz...filmide klasikler arasındadır...
spitfire spitfire
girişinde bi 10 sayfa kadar sıkmadan "bir kamplumbağa karşıdan karşıya geçerken yolda olanlar" nasıl anlatılır dersi veren kitap.
orjinal adı "grapes of wrath"dir. okumayanlar okusunlardır hatta.
dengesiz çay tabağı dengesiz çay tabağı
yaklaşık on yıl önce tiyatroda izlediğim ardından kitabını okuduğum ve keşke herkes bu kitabı okusa dediğim nadir eserlerden.ben yoktur kitapta biz vardır,bir papaz vardır ki hele hayata bakışınız taban tabana zıt bile olsa öngörüleri üzerine inanılmaz düşündüren,insan denilen ırk ve yaratıcı arasındaki ilişkiye bambaşka bir yerden bakarak yorumlayan düşündüren karakterdir.genel olarak konusu kölelik dönemi sonrası amerika halkının çektiği sıkıntılar üzerine kurulmuş kapitalizme inceden inceden dokunduran ve bunu haklı gereçkelere dayandıran oldukça uzun dünya klasiğidir.

edit:amerikadaki sistem çürüyen bir meyveye benzetilmiştir ve kitap da ismini burdan almıştır.
me vale madre me vale madre
kanadalı folk rock grubu, 80 ve 90'larda popüler olmuştur.

albümler:

the grapes of wrath (1984)
september bowl of green (1985)
treehouse (1987)
now and again (1989)
these days (1991)
seems like fate 1984 1992 (1994)
field trip (2000)

single'lar:

misunderstanding (1985)
love comes around (1985)
peace of mind (1987)
o lucky man (1987)
backward town (1987)
all the things i wasn t (1989)
do you want to tell me? (1989)
what was going through my head (1989)
the most (1989)
i am here (1991)
you may be right (1991)
a fishing tale (1991)

(bkz: grapes of wrath)
hedehödö hedehödö
john steinbeck in her zamanki gibi muhteşem bir gerçekçilikle tarımdaki hızlı gelişime yetişememiş olan işçilerin hayatta kalma mücadelesini anlatır.kitabı okuduktan sonra 1 hafta kadar etkisinden çıkamamış fast food yiyenlere düşman olmuş her fazla lokmamda açlıktan ölen insanları düşünmüştüm...
serpico serpico
türkçeye çevrilen tercüme kitapların kaderini çoğu zaman yayıncılar belirliyor. onun için aynı kitabın hem 250 sayfalık hem 500 sayfalık versiyonu (bazen daha da fazla) piyasada bulunabiliyor. onun için kitapların eski çevirileri birçok noktada daha güvenilir oluyor.
gazap üzümlerini remzi kitabevinin 1965 baskısından rasih güran'ın tercümesinden okudum. kitap ara ara konulan illüstrasyonlarla beraber 688 sayfaydı.
john steinbeck müthiş bir gözlemcilik yeteneğiyle yaşadığı zamana tanıklık etmiş ve kuvvetli tasvirlerle, hayata tutunmaya çalışan joad ailesini gözlerimizin önünde canlandırmış ete kemiğe büründürmüş.
yazar bölülere ayrıdığı kitabının her iki bölüm arasında birkaç sayfa da olsa araya girmiş ve aileyi bir kenara bırakarak genel bir tasvir yapmış. roman sanatı açısından günümüz için hoş bir durum olmasa da o zamanlar pek göze batan bir durum değildi sanırım.
yokluğun içinde çırpınan insanların biribirlerine nasıl sımsıkı tutunduğunu çok güzel bir şekilde anlatır kitap.
müthiş bir sonla biter. son sahnede kalakalırsınız.
serpico serpico
kitabını taze taze bitirip üzerine de filmini seyreden birisi olarak ikisi arasında kendimce bir karşılaştırma yapmak istiyorum.
öncelikle filmin en vahim hatası bir kere kitaptaki o canım sonu harcamışlar. halbuki beni en çok etkileyen kitabın sonuydu. çok etkileyici, can evinden vuran bir sondu. ama filmde sondan eser yok. onun yerine beylik laflarla filmi sona erdirmişler. "biz halkız, her zaman yaşayacak olan bizleriz gibi..."
tabii bir de gözden kaçırılmayacak bir gerçek var ki 688 sayfalık kitabı filme yedirmek kolay bir şey değil. filmi 130 dakikalık çekmelerine rağmen birçok şeyi atlamak zorunda kalmışlar. malum yıl 1940. sinemanın hâlâ insanlara toplu propaganda yapıldığı zamanlar. ve kitapta bahsi geçen sıkıntıların da hâlâ sürdüğü dönemler. kitapla filmin tarihlerinin arası çok fazla değil.
kitaptaki birçok ayrıntı atlanmış. ve tom joad rolündeki henri fonda çok ön planda tutulmuş. aslında kitapta anne en baskın karakter, çoğu zaman oğlunu, tüm aileyi azarlayacak denli otorite sahibi. ama filmde henri fonda nın jön olmasından dolayı en artistik lafları ona ettirmişler. kitaptaki ayrıntı kişiler çıkarılınca onların dilinden ifade edilenler de yine baş karakterin ağzından söylenilmiş. ve birçok olay sanki tesadüf eseri gibi görünmüş ki bu filmi zayıflatan, türk filmlerine benzeten bir etken.
öncelikle kitabı okumakla ne kadar doğru bir karar verdiğimi filmi seyredince anladım. film de yapıldığı tarihin şartlarına uydurulmaya çalışılmış, bunu da anlamak gerektiğinin farkındayım. ama farkına varılması gereken şey sinemanın edebiyatın yerini tutmadığıdır.
karamelize ekmek karamelize ekmek
hani bazı kitaplar vardır ya veya filmler. sıkılmadan izlersiniz ama sonunda hüsrana uğratır. bu kadar mıydı yani bitti mi şimdi dedirtir. gazap üzümleri bunun tam tersini başarıyor. okurken bazen biraz sıkıyor belki ama kitabın son sayfasında fark ediyorsunuz ki tüm olanları okuyup anladığınız için bu kadar etkilenmişsiniz finalden. yoksa kitabı eline alıp da son sayfasını okuyan birinin hiçbir şey hissedeceğini sanmıyorum. dünya klasikleri arasında en iyilerinden biri. steinbeck fareler ve insanlar kadar başarılı bir başyapıt daha koymuş ortaya.
divdiv divdiv
ismi gazap üzümleri değil de üzümlerin gazabı olarak değiştirilse daha makbule geçecek olan güzel kitap. neden mi böyle söylüyorum? oku oku bitmedi bu kitap her sayfasında içim bi tuhaf oldu. empati kurdum, sefaletin içinde buldum kendimi. umudun yolculuğudur bu kitap, bitmek tükenmek bilmeyen bir umut... tüm olumsuzluklara rağmen gelecekte güzel şeylerin düşlenmenin engelenmeyeceğini, bir ailenin her koşulda beraber ve mutlu olabileceğini gösteriyor insana. okuyacağınız dönemi iyi seçin perişan edebilir sizi!

''aç insanların bakışlarına giderek artan bir öfke yerleşiyor.gazap üzümleri insanların ruhlarında olgunlaşıyor, bağbozumu yaklaşıyor...''
laleydeldeseo laleydeldeseo
insan dediğin,keşfedecek kadar akıllı,keşfettiğinin emrine girecek kadar aptal olandı.
insan dediğin,kendi yarattığı makinenin kölesiydi.
insan dediğin,makine aksamaya başladığında bile ona sadakatini sürdürendi.
insan dediğin,makine kendisini ezerken de sabretmeyi sürdürendi.
insan dediğin,icat ettiği makineyi önce ruhunun sonra da bedeninin parçalarıyla besleyendi.
ve insan dediğin her şeye rağmen,bir diğerini beslemek için bedenindeki hayatı ona cömertçe bahşedendi...
vercignatorix vercignatorix
yazar john steinback e 1962 pulitzer ödülünü kazandıran enfes kitabı. abd deki lise ve üniversitelerde mutlaka okutulan, kapitalizm, liberalizm, ekonomik kriz ve bu krizlerin ortasında ezilen, yok olan insanların hikayesi bir nevi.

yazıldığı tarihe bakmak yeterli aslında. ilk basım tarihi '39. abd, tarihinin en ağır krizini yaşıyor o sıralarda. bankacılık sektörü iflas etmiş durumda, ekonominin bel kemiği durumunda olan tarım sektörü ise, o yılki hava şartları sebebiyle tek kelimeyle mahvolmuş. dust bowl (toz kasesi) denilen orta ve orta batı amerika da bulunan, ki bu bölge içerisindeki oklahoma da bu en çok hissedilir, dev buğday tarlaları, toz fırtınaları altında tamamen yok olur. işsiz ve aç kalan insanlar, verimli topraklar olarak gördükleri batı ya doğru, altına hücum dan bu yana görülmüş en büyük göç hareketini başlatır. california, oregon gibi eyaletlerde, bu dışarıdan gelen fakirlere karşı müthiş bir kin ve aşağılık duygusu vardır.

kitap, oklahoma dan california ya göç eden joad ailesinin başından geçenleri anlatmaktadır. ana teması olan açlık ve hayatta kalma mücadelesinin yanında, içerisinde çok sayıda sosyalizm-kapitalizm göndermeleri, iki dünya savaşı arasındaki dünyada, özellikle amerika daki sosyo-ekonomik durum hakkında tespitler ve yaklaşmakta olan savaşa dair farklı bakış açıları bulunmaktadır.
1 /