the sheltering sky

1 /
qfwfq qfwfq
bernardo bertolucci'nin estetik dehasını kanıtlayan filmdir kanımca.bir diğeri için (bkz: stealing beauty) oryantalist öğelerinin -ilk sahnede limandaki maymunvari çocuklar, doğulunun pisliği(sinekler,dar ve pejmürde sokakları), cinsellik kokan doğulu kadın vs.- yanında avrupalı bir çift olan kit ve port'un ilişkilerindeki yeni arayışları ve kopuşu anlatır film. yönetmen filminde çölün boşluğunu, uçsuz bucaksızlığını ve insanı ezen varlığını o kadar iyi hissettiriyor ki size, karakterler arasındaki ilişkinin gidişhatı için başka bir ipucu aramaya çalışmıyorsunuz. karı koca arasındaki aslında filmin başından beri görünen uzaklık daha doğrusu uçurum, bu sahnelerle çok şık bir biçimde tasvir edilmiş. filmin büyüsünde kesinlikle ryuichi sakamato'nun müziklerinin de payı var. özellikle tema müziği olan "the sheltering sky theme" parçası insanın içini burkan cinsten.
hamiş: debra winger'a da oyunculuğu ve güzelliğiyle de aşık olmamak elde değil.
nvr ws a crnflk grl nvr ws a crnflk grl
erotik bir film yapalım, hayır vazgeçtik bu sanat filmi olsun, ondan da vazgeçtik sadece develeri, çölü çekelim de discovery channel tadı yakalayalım derken filmin yapımcıları yapılabilecek en başarısız, en anlamsız, en ne idüğü belirsiz filmi yapmayı başarmışlardır.

(bkz: ayakta alkışlamak)
marlasinger marlasinger
paul bowles'in 1949'da yayımlanan, bertolucci'nin yönetiminde sinemaya aktarılan, genç dimağların zihnine teoman'ın iki yabancı adlı şarkısıyla kazınan( 'yazdan kalma bir günden ya da çölde çay filminden' ), benimse ankara'da sahafları dolaşırken bir milyon olduğunu duyup üstüne atladığım romandır. kitabı bitirdiğimde sonuna şöyle bir not düşmüşümdür: 'sürükleyici, ilerledikçe insanın içini kemiren bir sürüngene dönüşüyor!'

(okunası kitaptır tavsiye ederim)
blondie blondie
paul bowles'un "ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için hayat hiçbitmeyecekmiş gibi gelir.ama hiçbir şey çok tekrarlamaz kendini, aslında çok az tekrarlar...çocukluğumuzun bir öğleden sonrasını , öyle ki hayatınızı onsuz düşünemediğiniz, sizi derinden etkilemiş bir öğleden sonrayı daha kaç kez anımsayabilirsiniz ki, belki dört beş kez daha, belki o kadar bile değil,dolunayın çıkışını daha kaç kez izleyebileceksiniz?belki yirmi.ama yine de herşey sonsuz gibi gelir..." sözleriyle; o kırışmış, yaşlı ve yaşlılığın getirdiği bilgeliğin yüzüne yansımış ifadesiyle biter film...kitabın da zaten kendi hikayesi olduğu söylenir, eşiyle ilişkisi heycanını kaybetmiş ama yine varlığını sürdüren bi ilişki, artık sevgili olmayan ama yine de birbirinden ayrılmayı göze alamayan iki insan...
ferforje ferforje
çok küçükken izlenip bi kaç sahnesi* akılda kalan filmlerimden biridir. raflarda görünce içimi burkan izlenmemiş ve en kısa zamanda izlenmesi gereken filmler arasındadır bu yüzden..
bu filmlerin bana süpriz yapıp bi gün masamın üstünde belirmelerini bekliyor olabilirim.
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
"ne zaman öleceğimizi bilemememiz nedeniyle, hayatı sonsuz bir kaynakmış gibi düşünürüz, ama herşey sadece belli sayıda gerçekleşir ve gerçekten bu da oldukça az sayıda olur. hayatınızı onsuz düşünemeyeceğiniz denli derin bir biçimde varlığınızın bir parçası olmuş, çocukluğunuzda yaşamış olduğunuz bir öğleden sonrayı daha kaç defa daha hatırlayacaksınız? belki dört veya beş kez daha, belki o kadar bile değil. dolunayın yükselişini daha kaç kere izleme şansınız olacak? belki yirmi kez daha. ve yine de herşey sonsuzmuş gibi görünür"
mabel mabel
filmin sonunda anlatıcı ( paul bowles ) döner ve şöyle der:


"are you lost kit ?"


aslında filmi özetleyen cümle budur.

çünkü film içinde çöller taşıyanlara ve kendi hayatlarında

kaybolanlara adanmıştır.



ayrıca port'un sevgi tarifi dehşetengizdir.


"kit,

benim için sevmek,

seni sevmektir."
pirasa sac pirasa sac
izlerken sıkıcı, izledikten sonra da güzel bulduğum film. nedense film bittikten sonra kit'in filmde daha çok görünmesine rağmen içimde port'a karşı bir sempati uyanmıştı da gerçekten öyle bir insan tanımak istemiştim bi süre.
1 /