titus lucretius carus de rerum natura

1 /
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
titus lucretius carus (m.ö. 95-55) geç dönem roma cumhuriyeti'nde yaşamış bir epiküryen şairdi. altı kitaplık şiiri de rerum natura (kısaca drn), ona son dokunuşlarını yapacak kadar yaşayıp yaşamadığı tartışmalı olmasına rağmen, neredeyse hiç bozulmadan günümüze ulaşmıştır. felsefi şiir tarihinde öncü bir figür olmasının yanı sıra lucretius, şiirinin ana konusu olan epiküryen fiziği hakkında en önde gelen bilgi kaynağımız olmuştur. diğer epiküryen öğretileri arasında, özgür irade düşüncesine yol açan, atomik 'sapma' olgusu çoğunlukla lucretius'un aktarımıyla biliniyor. epiküryen sistemi ustaca ve tutkulu bir şekilde savunan lucretius'un özellikle üçüncü kitapta ölüm korkusuna karşı yönelttiği dokunaklı eleştiri takdire şayandır.

lucretius'un biyografisi hakkında drn'den yapabildiğimiz çok az sayıda çıkarımın ötesinde neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. ona sadece bir tane çağdaş referans var; m.ö. 54'te yazılmış bir mektubunda cicero, kardeşine, lucretius'un şiirini karakterize eden zeka parıltıları ve ustalık hakkında kendisiyle hemfikir olduğunu belirtir.

epikür, m.ö. 4. yüzyılın sonlarında ve m.ö. 3. yüzyılın başlarında sistemini kurdu ve bu, helenistik çağın en etkili sistemlerinden biri haline geldi. lucretius, italya'da, epiküryenizmin orada geliştiği bir dönemde, özellikle şair-filozof philodemus'un çevresinde büyük bir epiküryen çemberinin oluştuğu napoli körfezi bölgesinde yaşadı.

epiküryen olan romalılar arasında cicero'nun arkadaşı atticus ve daha sonra sezar'ın suikastçısı cassius da vardı. bu nedenle lucretius'un epiküryenizme yönelişini roma entelijansiyası arasındaki bir eğilimin bir parçası olarak düşünmek hem kolay hem de çekicidir.

kesin olarak söyleyebileceğimiz şey; drn, memmius ailesinin hangi üyesi olduğu kesin olmasa da, memmius adlı bir roma aristokratına adanmış ve ona hitaben yazılmıştır. lucretius, memmius ile dostluklarından söz etse de bu, gerçek bir sosyal eşitlikten farklı olarak asimetrik bir müşteri-patron ilişkisi olasılığını ortadan kaldırmıyor.

erken dönem hristiyanlık, lucretius'u bir din düşmanı olarak adlandırdığı için, hayatı ve ölümü bu yaklaşıma uygun olarak sefilce tasvir edilmişti. böylece, st. jerome'a göre, o bir aşk iksiri (afrodizyak) yüzünden delirdi, aklı başında olduğu aralıklarda şiir yazdı, kendini öldürdü ve şiirini ölümünden sonra cicero tarafından düzenlenmek üzere bıraktı. bu -bazılarının güvenilir bulduğu son detay dışında- açık bir çarpıtmadır.

lucretius'un genç bir hayranı ve çağdaşı olan virgil'in onun ardından yazmayı borç bildiği kutlayıcı satırlar, st. jerome'un perişan delilik tasviri ile çelişir:

"şeylerin nedenlerini bilen,
tüm korkuları ve acımasız kaderi ayaklarının altında ezen
ve cehennemi kükreyerek yutan o,
mutludur."

övgü dolu bu dizelerinde virgil, drn'nin dört baskın temasını düzgün bir şekilde özetliyordu:

1. evrensel bir nedensellik açıklaması.
2. tehditlerle dolu bir dünya imajının ortadan kaldırılması.
3. özgür iradenin kanıtlanması.
4. ruhun ölümsüzlüğü ve ölümden sonraki hayat hakkındaki inancın yok edilmesi.

lucretius'un felsefi anlayışının kıskanılacak bir mutluluk kaynağı olarak reklamını yaparken virgil, aynı zamanda da, drn'nin yazarının bu tarihe kadar intihar eden bir psikotik olarak ünlenmesini mantıksız kıldı.

şiir, lucretius'un istediği anlamda tamamlanmış durumda olsun ya da olmasın, altı kitabın dizilişi açıkça ve dikkatle planlanmış bir yapıdadır. eşleşen üç kitap çiftine ayrılır:

1. evrenin kalıcı bileşenleri: atomlar ve boşluk
2. atomlar fenomenleri nasıl açıklar?

3. ruhun doğası ve ölümü
4. ruhun fenomenleri

5. evren ve evrenin ölümü
6. evrendeki fenomenler

diziliş artan ölçeklidir: ilk kitap çifti atomların mikroskobik dünyasıyla, ikincisi insanlarla, üçüncüsü de bir bütün olarak evrenle ilgilidir. her bir kitap çifti içinde, ilki söz konusu varlık veya varlıkların temel doğasını açıklar, ikincisi onlarla ilişkili bir dizi fenomeni inceler. başka bir simetri, tek sayılı kitaplardaki ölümsüzlük temasında yatmaktadır. kitap 1, temel unsurların ölümsüzlüğünü en başından vurgularken belirgin bir zıtlıkla 3. ve 5. kitaplar, sırasıyla ruhun ve evrenin ölümlü olduğunu açıklar.

bu eşleşen üç çift kitaba ek olarak şiir, yaşam ve ölüm temalarına göre düzenlenmiş iki dengeli yarıdan oluşmuş gibi de görülebilir. doğum ve yaşamı ilham eden güç olan venüs'ü yücelten bir ilahi ile açılır. ilk yarı, 3. kitabın sonunda, lucretius'un ölüm korkusunu uzun ve etkili bir şekilde feshi ile sona erer.

ve bir bütün olarak şiir, kapanıştaki, peloponezya savaşı sırasındaki korkunç atina vebasının huzursuz pasajı ile ölüm temasına geri döner.

bu sonla ilgili çok fazla tartışma var. bazıları bunun şiirsel olarak etkili bir kapanış olduğunu iddia eder, diğerleri lucretius'un yaşamış olsaydı en azından ahlakla ilgili bir bölüm daha yazarak kitabı tamamlayacağına inanırlar. yaygın kabule göre, lucretius ölüm konusundaki nihai ahlaki kararı bu noktaya kadar getirdikten sonra okuyuculara bırakmıştır.

şu kadarı söylenebilir ki; lucretius, epikür'e ait metinleri kaynak alarak giriştiği yeniden yazma işlemini 1-3 kitapları için tamamlamıştı ancak ölümü sırasında hala 4-6 kitapları üzerinde çalışmaya devam ediyordu. diğer tamamlanmamışlık belirtilerinin yanı sıra son üç kitap çok uzundur ve muhtemelen bunlar da son revizyonda 1–3 kitapları kadar bir uzunluğa indirgenecekti.

çalışma şeklinden dolayı, lucretius'un şiirinin ana felsefi içeriğinin, epikür'de bulduklarını yakından yansıttığına dair güvenilir gerekçelerimiz var. epikür'den ayrılması, doktrin veya argümandan çok sekans meselesidir. epikür'ün orijinal metnine olan bu sadakat, lucretius'un efendisinin yazılarından bahsederken kullandığı saygı dolu ifadelerle daha da doğrulanıyor:

"sizi takip ediyorum, siz ki antik yunan ırkının ihtişamısınız, ayak izlerinize kendi ayak izlerimi ekliyorum, hiçbir arzu sizinle aşk için rekabet etme arzusundan daha şiddetli olamaz, dileğim sizi taklit etmektir... siz bizim üstadımızsınız; ey, gerçeğin kaşifi. bize emirlerinizi iletiyorsunuz ve tıpkı arıların çiçeklerde bulabildikleri her sırrı yudumladıkları gibi biz de görkemli parşömenlerinizdeki altın değerindeki kelimelerinizle besleniyoruz; altın değerindeler ve sonsuz bir hayatı hak ediyorlar."

lucretius, yöntem olarak düz yazıyı değil de şiiri seçmesinin nedenini, felsefenin ruh için bir ilaç olduğunu ve dizelerin cazibesi ile doktorların bir fincan acı tıbbın kenarına bulaştırdıkları bal gibi bir işlev gösterebileceğini, böylelikle çocukları iyileşmek için bu ilacı içmeye ikna edebileceğini umduğunu söyleyerek açıklar. lucretius, bilinmezlikler karşısındaki korku söz konusu olduğunda hiçbirimizin karanlıktan dehşete kapılmış çocuklardan bir farkımızın olmadığını hatırlatır.

de rerum natura, başlığının da teyit ettiği gibi, antik yunan'ın saygıdeğer doğa bilimleri geleneği içerisinde yazılmış bir fizik çalışmasıdır. yine de lucretius, sadece kozmoloji bilgisi vermek için değil, aynı zamanda bir epiküryen olarak okuyucusuna mutluluk için eksiksiz bir reçete sunmak için de yazıyor. elbette ilahi korkuyu fizik bilimi ile ortadan kaldırmak bu görevin bir bileşenidir, ama sadece bu değil. epiküryen ilkelere göre, ölüm korkusu da ortadan kaldırılmalı, ayrıca hazların ve acıların rasyonel yönetimi de öğrenilmeli.

böyle bir gündem, şiirin stratejik açıdan önemli çeşitli noktalarında, lucretius'un epiküryen değerleri yüceltmesi şeklinde kendini gösterir. kitap 3'ün muhteşem finali, ölümün basit bir yok oluş olduğu yönündeki önceki kanıtı başlangıç noktası olarak alır ve ölüm korkusuna karşı açık bir küçümsemedir. lucretius, sanki yok olduktan sonra da kederlenmeye, pişmanlık duymaya ve ağlamaya devam edebilecekmişiz gibi, gelecekteki bir ölüm durumundan korkmamızın aslında sadece bir kavram kargaşasından ibaret olduğunu savunur. gerçek şu ki, ölü olmak, daha önce hiç doğmamış olmaktan daha kötü olmayacaktır (daha iyi olmayacağı gibi). ölümle ilgili son felsefi literatürde yaygın olarak tartışılan bu lucretiusçu "simetri argümanı", kişinin gelecekteki kendi ölümünü kabullenebilmesi için daha fazla argümanla birlikte sunulur. kitap 4'teki cinsel tutku tedavisi, kendini herhangi bir bireye köleleştirmenin çılgınlığını komik bir şekilde kınayan benzer bir küçümseme içerir.

kitap 2, beraberinde kaçınılmaz olarak büyük kaygılar getiren büyük ihtiraslardan kaçınırken kolayca tatmin edilebilen mütevazı arzuları sürdürmek olarak tasvir edilen bağımsız, huzurlu, sükunet dolu epiküryen yaşam biçimini över.

kitap 6, medeniyetin sağladığı armağanlar için atina kentini överken, yine de tüm bunların, bu kentin insanlığa sunduğu en büyük armağan olan epiküryen felsefesinin yanında gölgede kaldıklarını da ekler. çünkü yaşamı gerçekten de yaşamaya değer kılan tek şey epiküryenizmdir; o sadece bizi korkudan ve eziyetten kurtarmakla kalmaz, aynı zamanda arzularımızı gerçek ve kalıcı memnuniyetin tadını çıkarabileceğimiz noktaya nasıl yönelteceğimizi de öğretir. lucretius'un 5. kitaptaki bütün medeniyet tarihini de aynı motifi güçlendirmek için yazdığı söylenebilir: medeniyet, insanın kendi payına düşeni artırma arzusu nedeniyle ilerlemiştir, ancak bu faydasızdır; çünkü her ilerleme bir keder kaynağını yalnızca bir diğeriyle değiştirmek için ortadan kaldırır. sorunlarımızın temel nedeni başka bir yerde yatıyor ve medeniyet zirveye ulaştıktan sonra artık geriye epikür'ün işte bu temel nedeni gün ışığına çıkarması kaldı; lucretius bunu ima ediyor.

epiküryen "dört parçalı tedavi" (tetrapharmakos) şudur:

1- tanrıdan korkma.
2- ölüm hakkında endişelenme.
3- iyi olanı elde etmek kolaydır.
4- kötü olana katlanmak kolaydır.

bu özdeyişlerin ilk üçü şiirde ahlak hakkındaki yorumlarda tam olarak temsil edilir, ancak ilginç bir şekilde dördüncüsü yoktur. kötülüğe nasıl katlanılacaktı? epikür'ün acıyı ağırbaşlılıkla kabul etme reçetesi, zihni geçmiş zevklere yoğunlaştırmak ve ağrının ölümcül olduğu yerde ağrısız ölüm durumunun yakın olduğuna yoğunlaşmak gibi stratejilerde yatıyordu. her ne kadar bu reçete epikür'ün modern yorumcularını [modern tıbbın sağladığı çok daha yararlı ağrı kesiciler olması nedeniyle] her zaman etkilememiş olsa da, eski takipçileri ve sempatizanları tarafından yaygın olarak ve hayranlıkla alıntılanmıştır. epiküryen etiği konusundaki derin kavrayışı göz önüne alındığında lucretius'un şiirde göze çarpan bu ihmali düzeltmeyi planlamadığına inanmak zor. eğer böyle bir plan yaptıysa, son özdeyişi dahil etmek için en uygun yer, büyük atina vebası sırasında yaşanan korkunç acıların betimlendiği kapanıştaki dizelerin yanı olurdu. şiirin bitmediğine ve yaşasaydı lucretius'un son kısmı geliştireceğine veya yeniden yapılandıracağına inananlar, bu görev için kaydettiği olası motifin, acı karşısında sunulacak güzel teselliler ve iyimserlik olduğundan haklı olarak şüphelenebilirler.

lucretius, epikür'ün baş başarısını dinlerin yenilgisi olarak sunar.

epikür, tanrıların varlığında ısrar etmişti, ancak onlara atfettiği varlık tarzı bir tartışma konusu haline geldi. örneğin, epikür'e göre tanrıların sadece yarı-bedenleri vardır ve sezgi, hayal gücü ya da rüyalar haline gelmek için gözlerimize ve zihnimize giren incecik ve yıldırım hızında görüntü maddelerinden başka bir şey değildirler.

bazı akademisyenler, bütün bileşiklerin nihayetinde parçalanması gerektiği kuralına bir istisna yaparak, ölümsüz tanrıları bütün gezegenler gibi kaçınılmaz olarak yok olacak olan dünyamızın dışında, ölümlü gezegenlerin arasındaki çok daha güvenli bölgelerde yaşayan, yüksek oranda seyreltilmiş bir biyolojik varlık formu olarak tanımlarlar.

böyle fiziksel bir yorumdan şüphe duyan diğerleri, tanrıları birer benzetmeye indirgeyerek epikür'ün bu ölümsüz varlıklarla kastettiğinin aslında kendi sezgisel düşünce yapılarımız ve doğal olarak arzu ettiğimiz dingin yaşamın idealize edilmiş bir hali olduğunu söylerler ve bu tür varlıkların evrenin herhangi bir yerinde yaşayan organizmalar olarak var olması gerektiği görüşüne katılmazlar.

ancak lucretius bu teolojiye başka bir boyut ekliyor: şiir ilerledikçe epikür'ün kendisi giderek bir tanrı olarak sunuluyor. nasıl ki herkül dünyayı hydra gibi bir canavardan kurtardıysa epikür de bize kalıcı bir kurtuluş sundu; korkular, kibir ve doyumsuz arzular gibi ruhlarımıza musallat olan ve gerçekten de korkunç olan canavarlar karşısında bir kurtuluş.

lucretius, roma imparatorluğu'nun erken dönemindeki yazarlar tarafından hem takdir edildi hem de taklit edildi; lactantius gibi latin yazarların gözünde o, tanrısız epiküryen felsefesinin önde gelen sözcüsüydü.

diogenes laertius'un, lucretius'u kaynak alarak yazdığı, "epikür'ün hayatı"nın latince çevirisi ile epiküryen fikirler o çağın özellikle etik alanındaki felsefi tartışmalarına dahil edilmişti.

drn, 1417'de papalık sekreteri poggio bracciolini tarafından yeniden keşfedilen ve ardından rönesans baskılarının temeli haline gelen, 9. yüzyıla ait iki seçkin el yazmasında hayatta kaldı. stephen greenblatt'ın "sapma, medeniyetin seyrini değiştiren keşfin öyküsü" adlı pulitzer ödüllü kitabı şiirin yeniden keşfine dair bu büyüleyici hikayeyi konu alır.

bu yeniden keşifle birlikte, edebiyat ve felsefe çevrelerindeki geniş etkisine rağmen -örneğin, montaigne tarafından en titizlikle alıntı yapılan yazarlar arasındadır- lucretius, şiiri aracılığıyla, 15. ve 16. yüzyıllar boyunca 'ateist' kelimesinin aşağılayıcı bir etiket olarak kullanılmasına karşı mücadele etti.

17. yüzyılda erken dönem modern atomcu materyalist dünya görüşünün ortaya çıkışı üzerinde önemli bir etkisi oldu. pierre gassendi, atomcu sistemini epikür'ün ve lucretius'un felsefeleri üzerine kurarken bunu hristiyan ideolojisi açısından da kabul edilebilir hale getirmeye çalıştı.

lucretius'un modern çağdaki pek çok hayranından biri de, şiirin çok sayıda baskısının yer aldığı bir koleksiyona sahip olan ve kendisinin bir epiküryen olduğunu ilan eden, thomas jefferson'dır.

[sadeleştirildi. fizik başlığı altında çok daha detaylı bilgi verilmiş.]

stanford felsefe ansiklopedisi
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
tomris uyar ve turgut uyar tarafından yapılan çeviri için selahattin hilav'ın yazdığı giriş yazısı:

"lucretius'un hayatı hakkında hemen hiçbir şey bilmiyoruz. bazıları onun soylu bir romalı olduğunu söylüyorlar, doğum ve ölüm tarihlerinin m.ö. 95-55 olduğu kabul ediliyor. kişiliği hakkındaki bu bilgisizliğimize rağmen, lucretius'un, roma edebiyatı ve düşüncesi içinde oynamış olduğu rolü, ortaya koyduğu eserin değerini ve daha sonra yaptığı etkiyi açıkça görüyoruz.

altı kitaptan oluşan yedi bin dört yüz dizelik eseri evrenin yapısı, dünya şiirinin en büyük örneklerinden biridir. eserin orijinal adı "de rerum natura"dır ve kelime kelime çevrilecek olursa "eşyanın tabiatı üzerine" ya da "evrenin tabiatı üzerine" anlamına gelir. lucretius, bu göz kamaştırıcı uzun şiirinde, varlıkların özünü ve yapısını, evrenin temel niteliklerini anlatmak istemiştir. bundan ötürü, eserin çevirisinin başlığı olarak, bugünkü dilimize en uygun olduğunu düşündüğümüz "evrenin yapısı" adını seçtik.

eski çağların şiiri, genellikle öğretici, bilgi verici ve yol gösterici bir şiirdir. özellikle didaktik şiir diye tanınan tür, felsefe, bilim, ahlak ya da belli bir sanat ya da zanaat konusunda bilgi veren bir kültür ürünüdür. bugün bize hayli garip gelmesine rağmen, eski çağlarda, şiirin böyle bir görev yüklenmiş ve yerine getirmiş olduğu besbellidir. eski doğu şiiri ve etkisinde kaldığımız islam şiiri de, bilgi vermeyi, yol göstermeyi, doğruları açıklamayı önemli bir görev olarak yüklenmiştir. eski şiirimizde, tarih, bilgelik, felsefe, ahlak gibi konuların sık sık ele alındığını ve en önemli şiir yaratışlarının bu alanlarda gerçekleştirildiğini biliyoruz. eskiden, şairin eğitici ve aydınlatıcı bir görevi olduğu, bugünkünden çok daha kesinlikle ve kuşkuya yer vermeyecek biçimde kabul ediliyordu. bundan ötürü, şairlerin, didaktik eserler vermeleri, yani öğretici ve eğitici konuları ele almaları da kimseyi şaşırtmıyordu. batı dünyasının kültür kaynağını oluşturan yunan edebiyatında, bu tür eserlerin ilk örnekleri verilmişti. hesiodos'un, ahlak öğütlerini ve tarım işlerini açıklayan "işler ve günler"i, tanrıların nereden ve nasıl doğduğunu, evrenin kaynağının ne olduğunu açıklayan "theogonia" adlı uzun şiirleri yazdığını biliyoruz. ünlü yunan filozofu empedokles de (m.ö. 493-433), felsefesini açıklamak amacıyla bir didaktik şiir yazmıştı.

yunan kültürünün roma üzerindeki etkisi, bu ülkenin edebiyatında da didaktik şiirin ön plana geçmesine yol açtı. latin şiirinin babası olarak kabul edilen ennius, günümüze ancak ufak bölümleri kalan birçok didaktik şiir yazmıştı. ama, m.ö. 1. yüzyılda, lucretius, evrenin yapısı'yla bu türün en büyük örneğini verdi.

lucretius, felsefe konularını ele aldığı eserinde, her şeyden önce, maddeci yunan filozofu epikür'ün (m.ö. 341-271) öğretisini açıklamak amacını güdüyordu. bilindiği gibi, epikür, daha önceki yunan filozoflarından leukippos ve demokritos'un etkisinde kalmıştı. bu iki düşünür, evrenin maddi bir yapısı olduğunu ve atomlardan meydana geldiğini ileri sürüyorlardı. epikuros'a göre, bütün varlıklar, maddi olan ve sürekli devinim halinde bulunan atomlardan oluşmuştu. maddenin yanı sıra bir de boşluk ya da boş uzay vardı. atomlar, uzay içinde düşüp duran dopdolu, som, bölünmez ve ortadan kaldırılamaz varlıklardı. bizimkine benzer başka dünyalar vardı ve evren sonsuzdu. atomların sadece belli bir boyutu, belli bir biçimi ve kütlesi vardı. lucretius'un, "ilk tohumlar", "kurucu parçacıklar" diye de adlandırdığı atomlar, sınırsız devinimleriyle, bir bileşimden bir başkasına geçerek, çeşitli ve sayısız varlıkları oluşturuyordu.

bütün bu açıklamaları yaparken, epikür ve lucretius, her şeyden önce, ahlakla yani insanın doğru yaşamasıyla ilgili bir amacı ortaya koymak istiyorlardı. bu amaç, insanoğlunun, batıl inançlardan ve ölüm korkusundan sıyrılarak gönül rahatlığına kavuşması ve mutlu olmasıdır. bundan ötürü, epikürcüler ve lucretius, fiziğe ilişkin konuları, sadece, insanı batıl inançlardan ve öteki dünya korkusundan kurtarmak, gönül rahatlığına kavuşturmak ve mutluluğa ulaştırmak amacıyla ele alır ve incelerler. lucretius, insanoğlunun mutlu olmayışının temel nedenlerini, dinle ilgili batıl inançlarda ve yükselme ya da toplum içinde kendini gösterme hırsında buluyordu. bu ön yargılardan kurtulması için de, düşüncesine ve aklına güvenmesinin, maddeci felsefeyi kabul etmesinin gerekli olduğunu düşünüyordu. başka bir deyişle, tanrıların dünya işlerine karışmadığını, ruhun ölümlü olduğunu ve bundan ötürü bir öteki dünya bulunmadığını ve orada ceza görmek diye bir şeyin söz konusu olmadığını kabul etmesi, insanoğlunun mutlu olması için yeterliydi. lucretius, insana ve onun özgürlüğüne de güveniyordu, insanoğlunun özgür olarak davranabileceğini kabul ediyordu. irade özgürlüğü dediğimiz bu durumu da, atomların düz bir çizgi izleyerek şaşmaz bir biçimde düşmemeleri, kimi zaman bu düz çizgiden şaşarak ya da saparak beklenmedik devinimler göstermeleri ile açıklıyordu. böylece, temeli madde ve zorunluluk olan bir dünyada, özgürlüğün de yer aldığını açıklıyordu.

çağının bütün bilgilerini, akıl ve gözlem süzgecinden geçirerek bir ansiklopedi ortaya koymak isteyen lucretius, bunu şiirin ve hayal gücünün etkileyici havası ile de pekiştirmek istemiş ve bugüne kadar benzerini görmediğimiz bir sanat eseri ortaya koymuştu. lucretius, şiir sanatının bütün araçlarını büyük bir ustalık ve yaratıcılıkla uygulamış, duygu dünyasını, akıl yürütmenin ve kanıtlamanın yardımcısı olarak kullanmıştı. onun şiiri, bilimin ve duyularımızla tanıdığımız somut dünyanın şiiridir. başka bir deyişle, kavrayış gücünün, duygunun ve duyumun eşine rastlanmadık bir kaynaşmasıdır. lucretius, iki bin yıl önce, evrenin yapısı'nda, bugünkü bilimin çeşitli doğrularını bir öngörü halinde açıkladığı gibi, bilimle şiirin, doğru ile güzelin nasıl kaynaştırılabileceğini de hayranlık verecek biçimde ortaya koymuştur. çevirinin titizliği ve şiirsel gücü, eserin bu özelliklerinin, türk okurunca kavranmasını sağlayacaktır."
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"aeneas'ın anası ve onun soyunun anası.
insan ve tanrı sevinci, can dağıtan venüs!
gökyüzünde dönüp duran yıldızlar altında
doğanın canlılarla dolup taşması senin,
denizin gemilerimizi yüzdürmesi senin,
toprağın bizi doyurması senin kayırışındandır.
seninle oluşur canlılar, gün ışığını görürler.
rüzgâr önün sıra koşar, bulut çekilir gelişinle,
deniz güler, gök yatışır, doygun parıltıyla yanar."

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 13.
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"gün bahar kılığını kuşandığında, favonius'un (1)
dölleyici soluğu estiğinde, ey ulu tanrıça,
o zaman havanın kuşları muştular gelişini
çünkü yürekleri delen güç sendedir
ve deliye döner sürüler, sulak çayırlarda,
tez akışlı ırmaklarda yüzerler. delice
gelirler ardından tılsımınla gözleri bağlı.
denizde, dağda, coşkun çavlanlarda, yeşil otlakta
kuşların yapraklı gölgeliklerinde, hepsinin,
her birinin göğsüne akıtırsın usulca
önüne durulmaz çiftleşme itisini ve onlar
üretirler soylarını amansız bir tutkuyla."

1. batı rüzgârı.

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 13.
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"tek sensin mademki kılavuz gücü evrenin
ve sensiz bir şey çıkamaz güneş-ışıklı dünyaya,
sevinç ve güzellik içinde serpilmek amacıyla,
sana başvuruyorum, soylu memmius'umuza adadığım
bu dizeleri yazmaya çabalarken evren üstüne
-ki ona her alanda olağanüstü bir yetkinlik
ve sonsuz bir ün vermişsin- öyleyse yine
sonsuz çekicilikle donat şiirimi, onun adına."

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 14.
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"kayırıcılığını da esirgeme bu arada:
denizde ve karada süren kıyıcı savaş bitsin!
çünkü dingin barışı ölümlülere bağışlayan güç
yalnız sendedir. senin kucağında mars (1) kendisi,
bu işin başbuğu bile yüz sürer yere
ve aşkın onulmaz yarasıyla yıkılır;
devrilmiş bir sütun sanki, aç gözlerini diker yüzüne,
tıka basa doyurur aşkla. uzanmış yatarken öyle
asılı kalır senin dudaklarına soluğu.
imdi, tanrıçaların en görkemlisi,
tatlı dualar fısılda, kucağında sarmala onu,
bozulmaz barışı iste ondan roma halkı için!
yurdumun bu kötü günlerinde sakin kafayla
sürdüremiyorum görevimi, nasıl ki memmius soyu da
esirgemez hizmetini böyle bir bunalımda kamudan."

1. savaş tanrısı.

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 14.
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"şimdi sevgili memmius, dinle söyleyeceklerimi,
kaygılarını at, kulak ver, duy gerçeğin sesini;
hor görme sakın, yadsımaya kalkma anlamadan,
ateşli bir sevgiyle sıraladığım bu armağanları.
gökyüzünün, tanrıların gerçeklerini anlatmakla
başlayacağım işe. sana atomları açıklayacağım, ki
doğa her şeyi onlarla yaratır, besler, onlara
ayrıştırır tükenince -onlara ham madde ya da
genellikle doğurgan gövdeler derim, yerine göre-
nesnelerin tohumları diye de adlandıracağım;
ilksel tozanlar (1) da diyebilirim. çünkü önce
onlar vardır, her şey onlardan oluşur aslında."

1. yani varlıkların temelindeki parçacıklar, zerreler.

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 14-15.
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"gerçekten de tanrılar yaradılışları gereği
büyük bir dinginlikte tadarlar ölümsüzlüklerini,
yaşadıklarımızın dışında, dünyamızdan uzak,
acıdan yoksun, tehlikenin dışında,
bizden bağımsızdırlar, yeterler kendilerine.
ne erdemlerimize kulak asar ne öfkeyi tanırlar."

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 15.
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"göz göre göre sürünürken insan yaşamı
ezici ağırlığı altında batıl inançların,
asık suratlı bağnazlık, göğün
dört bir yanından kuşatmışken ölümlüleri,
ilk bir yunanlı dirençle kafa tuttu,
ilk o dimdik durdu ve meydan okudu.
ne şimşek yıldırdı onu, ne tanrı efsaneleri,
ne göğün homurdanan öfkesi; hatta tam tersi
mertliği pekişti bu engellerle ve o, ilk kez o
açmayı diledi doğa kapılarına vurulmuş kilidi.
ve utku, güçlü ruhunun oldu sonunda.
aştı ötelere doğru dünyanın alevli surlarını,
ruhunda bütün bir sonsuzluğu dolaştı
ve utkuyla döndüğünde, neyin oluşabileceğini
anlattı bize, neyin doğamayacağını: her gücün
bir sınırı olduğunu, geçilmez bir kalesi.
böylece tepelendi bağnazlık, alındı ayak altına.
bizse utkuyla yükseldik göklere böylece."

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 15-16.
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"dinden sapacağımı sanmandır, tek kaygım, memmius.
bil, çoğu kez bağnazlıktır günahların nedeni.
unutma, tanrıça diana'nın (1) tapınağını, aulis'te (2),
nasıl lekeledi yunanlı önderler,
o soylu beyzadeler, iphigeneia'nın kanıyla.
yanaklarına iniyordu iki yandan kızcağızın
el değmemiş lülelerini sarmalayan saçbağı.
sunağın önünde duran üzgün babası
ilişiverdi birdenbire gözüne
ve rahipler gizlediler bıçağı
ve gözyaşlarına boğuldu halk, onu görünce.
dili tutuldu korkudan
yalvarırcasına diz çöktü yere
zavallı! avutur muydu onu, o anda
bir krala ilk kendisinin baba demesi.
kaldırdılar titreyen bedenini, götürdüler sunağa.
hymenaios'un (3) tatlı ezgilerini duysun diye değil
günahkâr bir töre uyarınca düğün gününde,
daha da acısı, öz babasının elleriyle
öldürülmekti onun kara yazgısı. elverişli
rüzgârla yola çıksın diye yunan donanması.
kötülüğün bu kertesine bağnazlık götürür kişiyi."

1. apollon'un kardeşi, ışık tanrıçası.
2. yunanistan'da, boiotia'da bir liman.
3. düğün tanrısı.

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 16.
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"ve senin de yargın, bir gün yalvaçların
o ürkünç masallarına tutsak düşerse,
ayrılacaksın bizim saflarımızdan.
neler uydurabilir onlar, bir düşün,
yaşamın uyumunu bozmak,
mutluluğu dönüştürmek için korkuya!
haklıdırlar üstelik; insanoğlu, acılarının
anladı mı bir sonu olduğunu, ne yapıp yapar, güçlenir,
karşı koyar bağnazlığa ve zulmüne yalvaçların.
oysa şu anda direnci yoktur, çünkü
ölümden sonraki ceza yıldırmaktadır gözünü."

[yalvaç: peygamber.]

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 16-17.
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"canının niteliği konusunda insan bilgisizdir.
bedenle birlik mi doğar can, sonra mı yerleşir?
ölümle çözülüp yok mu olur bizimle, yoksa
kara, korkunç bataklığında mı dolaşır orkus'un (1)?
başka yaratıklara mı aktarılır tanrısal güçle?
şiirlerinde anlattığı gibi ennius'umuzun.
ilk o, güzelim helikon'dan,
ünü bütün italyan budunlarını tutan
yemyeşil yapraklardan bir çelenk derlemişti,
ölümsüz dizelerinde o da söz eder akheron'dan (2),
bizim canlarımızla, bedenlerimizle değil de
korkutucu ve soluk imgelerle doludur orası.
solmayan anısıyla homeros oradadır. görünür ona
ve acı gözyaşlarıyla evreni açıklar."

1. cinler ya da ölüler ülkesi.
2. cehennem ırmaklarından biri.

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 17.
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"o yüzden göksel olayları ele almalıyız önce:
devinimlerini, güneşin ve ayın
ve güçleri, yeryüzündeki olaylara yön veren.
daha önemlisi kavramaya çalışmalıyız iyice
niteliğini insan ruhunun ve canının.
gün boyunca ruhumuzu etkileyen
gece uykudayken ya da hasta düşünce,
nedir o ansızın beliren düşler? ki
toprak olmuş kişiler görürüz, seslerini duyarız."

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 17-18.
a shakespearean atheist a shakespearean atheist
"kolay değil biliyorum latin şiirinde,
karmaşık bulgularını sergilemek yunanın.
dilimizin yoksulluğu, konunun yeniliği,
uygun sözcükler türetmeye zorluyor beni.
ama senin erdemlerin ve benim
güzel dostluğumuzdan alacağım tat itiyor
böylesine zor bir işi üstlenmeye beni.
budur beni uykudan eden gecenin ıssızlığında.
hangi sözcüklerle, nasıl bir ozan ustalığıyla
duru bir ışık düşürebilirim gözlerinin önüne,
gizli yüreğini gör diye nesnelerin o ışıkta?
parlak gün alt edemez karanlığı, korkuyu; doğanın
görünümünü, işlemesini çözmek başarabilir."

evrenin yapısı, çev. tomris ♥ turgut uyar (istanbul: hürriyet yayınları, 1974), 18.
1 /