tootsie

earendill earendill
bir tür oyunculuk destanıdır. dustin hoffman bu filmde işsiz bir aktörü canlandırır. çok yetenekli olmakla birlikte çok karışkan olduğu için kimse onunla çalışmak istememektedir. sevdiği kız da yüz vermemektedir, her şey başaşağı gitmektedir. derken bir dizi için aranan kadın karakterin seçmelerini duyar ve kadın kılığına girip seçmelere katılır. titiz, ama sevimli, yaşlıca bir kadın aktrist olarak kendini tanıtır ve seçmeleri kazanır. üstelik oynadığı rol de bir süre sonra dizinin kendisini aşar ve fenomene dönüşür, tootsie time'a kapak olur ve dustin hoffman gerçek hayatının da bir bölümünü bu kadını canlandırmakla geçirmeye başlar. bu arada sevdiği kızla da, ki bu da jessica lange'dir, sırdaş-arkadaş olarak yakınlaşır. para kazanır işler bir yandan iyiye giderken bir süre sonra sarpa sarmaya da başlayacaktır.

diye özetleyebiliriz. sydney pollack tarafından yönetilmiştir, senaryo matematiği denilen şey gayet iyidir, özellikle en sondaki final sahnesi yerine cuk oturur. bu türde çekilmiş berbat cross-dressing filmleri de vardır, ama tootsie tartışmasız bunların ilki ve en iyisidir.
setheleh setheleh
tootsie gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biridir. dustin hoffman'ın oyunculuğuna ve kusursuza yakın işlenmiş senaryoya dayanarak gönül rahatlığı ile bunu söyleyebilirim .

film içerisinde kimlikler arası geçişler mizahı doruğa çıkarır ki bu kimi zaman üzülsek mi gülsek mi ikileminde kaldığımız sahneleri oluşturur. cinsiyet kavramının beraberinde getirdiği kimlikler ve bu kimliklerin yansımalarını ve de toplumsal yapının "düş içinde bir düş" halini anlatır film . bu düş içinde düş durumu amerikan hülyasının temel direklerinden biri olan kült kent new york'u mesken tutar. zafere ulaşmak için çekilen çilenin kutsiyetine zeval getirmemek açısından film endüstrisi ve finans merkezi (new york) birleşimi ile hikaye desteklenir. hikayenin kahramanı da "straight" diye tabir edebileceğimiz "beyaz heteroseksüel amerikalı"dır. film içerisinde amacına ulaşmaya çalışırken bu kimliğini geride bırakacaktır, çünkü önemli olan ulaşılması gereken noktadır.


film içerisinde rol yapmak, iş kapmak için fırsat arayan sahte bir karakter ile onun gerçeklerden oluşan hikayesini seyir eyleriz. cross dressing filmlerinin çoğunun içine düştüğü bayağılığı barındırmadığı gibi gerçek anlamda bir mizah gösterisi niteliğini de kazanır film. bunun dışında bill murrey'nin gösterişsiz ama fevakalade katkısı ile yönetmen pollack'ın oynadığı menajer ile dustin hoffman'ın diyalogları komik olmasının yanında ayrıca çok iyi yazılmış bir metnin seyirciye aktığı noktalardır.

film aslında çok güzel bir şeyi yine çok da güzel bir yolla anlatır: hiçbirimiz aslında sandığımız kişi değiliz . sandığımız kişi değiliz çünkü kendi kimliğimizin bile farkında değiliz. bu durumdayken farklı kimlikleri ötekileştirmek , onları şer merkezi haline getirmek için insanları provoke etmek sadece gülünç olmaktır, fazlası değil. filmdeki michael karakterinin kadın kılığına girdiğinde "uyan ve kendini savun" aktivistliği yapmasına ama kendi ebedi kimliğinde tamamiyle bu söylemlerinde karşı çıktığı tarafla ortak paydalarda buluşmasına dikkat etmekte fayda var. çoğumuz geçici kimlikler ile ilahi bir güç kazanır sanki eğilip bükülmez bir zırha bürünmüşüz gibi hisseder. aslında söylemek isteyip de söyleyemediklerini dile getirme fırsatı bulur. ama bu zırhı çıkarıp kendi olduğunda yine eski haline bürünür.

filmde kadın kimliğinde söylenenler aslında gerçek bir kişilik tarafından söylenmediği için bir ilüzyondan ibarettir. tıpkı erdem, ahlak nutukları atıp da eylemleri ile söylemlerini yalanlayan insanlar gibi. çok iyi bir insan olacağımızı söyleriz hep, hep en iyiyi yapacağımızı söyleriz ama her zaman yapmayız. çoğu zaman yapmayız hatta...

film görünenin ötesinde olanı anlatır aslında. başka biri olabilseydik daha iyi olabilirdi,evet ama başka biri değiliz. başka biri olsaydık sevdiğimiz kız bize sarılabilirdi. başka biri olsaydık çok başka şeyler söyleyip çok başka şeyler yapabilirdik. bu düşler ülkesi daha adil olsaydı belki biz de şu an yaptıklarımız yapmak zorunda kalmazdık. belki başka biri olsaydık...başka biri değiliz biz, sadece kendimiziz. bu işe yarasa da yaramasa da , bizim için en iyisi olsa da olmasa da bu değişmeyecek. ama değişmek , değiştirmek için denemeye devam edeceğiz. bundan hiç kuşkunuz olmasın.