toplumsal cinsiyet

1 /
lazarushadow lazarushadow
itü'de değil belki ama bilgi üniversitesinde, karşılaştırmalı edebiyat ve sosyaloji bölümlerinde üçüncü sınıflara ortak verilen "zorunlu(!)" kültürel analiz dersi. (meraklısı için kodu fsl 302 gender/bahar)

ansiklopedi gibi tuğla kalınlığında okuması vardır, hepi topu 3 aylık bu dersin. 4 ayrı hocası ve 5 assistanı mevcuttur. sırf "syllabus" denen hedesiyle bile korkutucu olmakta; fakat, içine girildikçe şaşırılmakta, şaşırıldıkça sevilmektedir.
temelde, "toplumsal cinsiyet nedir, nasıl oluşur? cinsel ayrımcılık ortadan kalkabilir mi?" vb. sorularına cevap aramakla birlikte aslında cinsiyetin, kurulmuş (bence uydurma), tamamen suni bir olgu olduğunu hafızalara kazımaktadır. (aha da vize sorusunun cevabını verdim.)
bu keyifli ders, insanda biran önce bu erkek egemen toplumdan kaçma arzusu uyandırmakla birlikte, cinsel tercihlere karşı önyargıların yıkılabileceğini gösterir. (görebilene).
ayrıca; (bkz: cinsiyet ayrımcılığı )
sevmek bir eylemdir sevmek bir eylemdir
cinsiyet doğuştan gelir değiştirilemez,toplumsal cinsiyet insanlar tarafından giydirilir,yapaydır ve değiştirilebilir.cinsiyet süreklidir,toplumsal cinsiyet geçicidir.
bir mendil niye kanar bir mendil niye kanar
toplumsal cinsiyetin ne menem bir şey olduğunu anlamak için özellikle reklamlara dikkat edilmelidir. deterjan reklamlarında ürünü kullanarak çamaşır, bulaşık yıkayanlar sadece kadınlardır. çocuk bezi ya da mama reklamlarında çocuğun bakımından yükümlü olanlar da kadınlardır. ama süper teknoloji bir araba reklamında araba için herşeyini feda eden ve onu kullanma keyfini yaşayanlar erkeklerdir. nihayetinde yinelersek kapitalizm insanları kendi çıkarlarına uygun hale getirebilmek için onlara türlü cambazlıklarla gizli mesajlar, görevler enjekte eder. toplumsal cinsiyetin konusu da budur, yani cinsiyetlere göre giydirilmiş davranış kalıpları. bir kadın pencere pervazının temizliğiyle kaynanasının gözüne girmek zorundadır, bir kız çocuğu fino köpeğin peşinden giderken bir oğlan çocuğu da askercilik, poliscilik oynamalıdır..falan filan..
always alone always alone
bu arkadaşın normal cinsiyetle ayrımını iyi yapmak gerekir. çünkü cinsiyet (ing. sex) kadın ve erkeğin biyolojik farklılıklarından ötürü doğmuş bir kavramken toplumsal cinsiyet (ing. gender) eril ve dişile toplum tarafından yüklenmiş rollerin farklılığını içerir. bu nedenledir ki toplumsal cinsiyetin anlamı ve gerektirdikleri kültürden kültüre değişkenlik gösterir. örneğin ataerkil bir toplumda evin reisliği görevi erkeğe verilmiştir ve toplumsal cinsiyeti gereği erkeğin bu eril kimliğe yakışanı, bu kimliğin gerektirdiklerini yapması beklenir. keza kadın için de evinin kadını çocuklarının anası olması öngörülmüşse, o da toplumun kendine yüklediği bu rolün gereğini yapmak zorundadır.
my name isobel my name isobel
biyolojik farklılıktan öte, kadın ve erkeğe sosyal yönden yüklenen toplumsal sorumluluklardan oluşur. statü belirlieyici özelliği vardır.

mesela kadınların daha nazik ve yumuşak huylu bi doğalarının olduğunu iddia ederek, onlara daha ck hemşirelik, çocuk bakımı gibi rolleri vermiştir.

erkeklere ise, daha cok 'bussiness mind' a sahip olamlarından dolayı, daha farklı rolleri vermiştir.

feminist düşünce ise, bu kavramın kültürel mücadele yoluyla aşılabileceğini savunur ve bu yönde büyük önem taşır.

(bkz: simone de beauvoir)
recai pengül recai pengül
itü sözlük gibi yerlerde yazar niklerinin yanında kromozomal bilgi verilmediği için çoğu yazarın cinsiyeti hakkındaki tahminimiz aslında toplumsal cinsiyeti hakkında tahminimiz oluyor. üslubuna bakarak bir yazarın erkek olduğunu tahmin etmek esasında o yazarın erkek yazarların yazmasını bekleyeceğimiz şekilde yazdığı anlamına gelmekte. "erkek gibi yazar" dediğim zaman zihninizde oluşan beklentilerin üç aşağı beş yukarı benzer olması da toplumsal zihniyet gibi bir şeyden bahsetmemizi olanaklı kılmakta.

her ne kadar doğuştan gelen cinsiyet ve toplumsal cinsiyet birbirinden farklı şeylerdir desek de, belli özel örnekler dışında şimdilik arada pek büyük bir fark olduğuna inanmıyorum. eğer erkek olarak doğduysanız toplumsal cinsiyetiniz de erkek olacak, kadın olarak doğduysanız kadın. aksi şaşırtıcı olurdu. başka deyişle eğer doğdunuz zaman penisiniz varsa, cinsiyet belirleyicisinin de sizi itü sözlük'te erkek olarak etiketlemesini bekleriz, aksi pek düşük bir ihtimal.

gelecekte bir gün toplumsal cinsiyetin olmadığı bir toplumu düşlemek ilginç. ama bana daha da ilginç gelen başka bir hayal var; o da toplumsal cinsiyetin varlığını sürdürdüğü ama doğuştan gelen cinsiyetle bir bağının kalmadığı durum. bu erkek ya da kadın olarak doğmanızın ilerleyen hayatınızda erkek gibi ya da kadın gibi davranmanız üzerinde hiç bir etkisinin olmadığı, toplumsal cinsiyet seçimini vücudunuzdaki organlardan bağımsız olarak kendinizin ya da sizin için başkalarının yaptığı bir toplumda mümkün olabilirdi. buradan güzel bir le guin romanı çıkardı diye tahmin ediyorum.
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
kadın diye bir şey yoktur.

daha önceleri dilbilime ve gramere ait bir kavramken judith butler tarafından feminist literatüre ve süreç içinde kültürel araştırmalara kazandırılan bir terim var: performatif. bu performatif filler söylenmeleri ve söyledikleri durumun gerçekleşmesi açısından eşzamanlı ve özdeşler. "sizi karı koca ilan ediyorum ulan!" cümlesini söyleyen yetki sahibi kişi yalnızca bir durumu dile getirmekle kalmıyor ayrıca o durumun tam da o anda gerçekleşmesini sağlıyor. judith buradan hareketle toplumsal kadın ve erkek kavramlarının da performatif olduğunu söylüyor. kadın, öteki, yani erkek tarafından kadın olarak adlandırılıyor ve bunu kabul ettiği anda biyolojik fark bu performansla toplumsal cinsiyete dönüşmüş oluyor. bu kadarla da kalmıyor. performatif fiillerle ilgili bir tür iktidar durumu olduğunu söylemiştik. "sizi karı koca ilan ediyorum ulan!" ifadesi, ilan eden erk sahibinin egemenlik ilişkileri içindeki statüsüne bağlı olarak gerçekleşmek zorunda. bu kabul üzerinden hareketle "sen kadınsın ulan!" ifadesinin performatif değeri, nesnenin toplumsal cinsiyet olarak varolmaya başlaması, bir kadına dönüşmesi, ifadeyi üreten erkek öznenin egemen statüsüne bağlı. dolayısıyla erkek-egemen olmayan bir toplumsal yapıda, bir toplumsal cinsiyet olarak kadın da (dolayısıyla erkek de) olamaz.

kırılgan temas ın sonundaki sözlükten biraz değiştirerek yazdım. "ulan"ları falan ben ekledim.

(bkz: özet geçtim lan piçler)
mevlüt şekeri hüznü mevlüt şekeri hüznü
gender mainstreaming, gender equality gibi tamlamalara da sebep olan bir şey kendisi. mesela toplumsal cinsiyet eşitliğinden bahsederken, kadınlara daha önce söz hakki verilmesi, kadın bireylerin aynı kalifiye standartlarında tercih edilmesi gibi pozitif ayrımcılıklar söz konusudur. eşitliğin sağlanması için bir tarafın odun vermesi gerçekliği biraz rahatsız eder; ama yine de pozitif ayrımcılık fena değildir derim. evet, konuyla ilişkin bir bakınızdır pozitif ayrımcılık.
nuto nuto
sanırım toplumsal cinsiyeti gözlemlemenin en iyi yollarından biri edebi eserler veya efsanelerdeki alt metinleri incelemektir.

antik yunan efsanelerinden başlayarak bir çok kültürde erkeğin gelişimini tamamlayabilmiş sperm olarak ele alınması ve kadının ''eksik'' kabul edilmesi, bu bağlamda erkeğin erkek kalabilmesi için ''öz suyunu'' olabildiğince fazla muhafaza etmesi gerekliliği, bu gerekliliğin düşmanı olarak ise bedenini kullanan kadının ''düşman'' olarak belirlenmiş olması ne tesadüftür ki, pek çok farklı coğrafyanın ortak doğrusu olmuştur. ikinci bir konu kadının doğayla özdeşleştirilmesi buna uygun olarak kadının doğurganlığına atıfta bulunulması ve doğanın denetimi üzerinden eril denetim mekanizmalarının doğallığına vurgu yapılmasıdır ki, bu da çok çok uzun zamandır görülen ve yaygın olan bir söylemdir. yine pek çok efsanede ve inanışta kötü doğaüstü güçlerin dişil varlıklar olması, yılanın kadınla özdeşleştirilmesi, saldırgan hayvani varlıkların kadınlaştırılmış olması, erkek tanrıların dünya üzerindeki kadınlarla birlikte olması vb. hikayeler eril denetimin ve kadının rolünün kesinleştirilmesinin görülebilir örnekleridir.

yani ''meşum kadın'' figürünün kullanılması ve toplumsal cinsiyetin ''doğallar'' çerçevesinde oluşturulması dinler öncesi uzak bir geçmişe aittir.

18. ve 19. yüzyıldan itibaren ise edebi kaynaklarda bu ''meşum kadın'' resmi, modernizmin simgesel hediyeleriyle kullanılmaya başlanmıştır. ortak özelliği erkeği zayıf yönlerinden yakalamak ve uçuruma sürüklemek olan bu kadınlar, doğallaştırılan kadın tasvirinin aksine doğurganlığa ve kurallara karşı gelen ama tensel kuvvetleri nedeniyle erkeğe çekici gelen, onu ''iyi'' kadından uzaklaştıran, aklını çelen bir fitne unsurudur. ancak tabi ki hikayenin sonunda bu kural dışı meşum kadınlar farklı farklı biçimlerde de olsa bertaraf edilir. (bkz: femme fatale) kazanan iyi ve doğalın temsilcisi olan kadınken, kötülüğün ahlaksızlığın ve otoriteye saygısızlığın temsili olan kadın ortadan kalkmıştır. (meşum kadın örneği hem türk edebiyatında hem de dünya edebiyatında yüzlerce örneğiyle arz-ı endam etmektedir.)

fitne unsuru ''meşum kadın''ın yanında kadının entelektüel faaliyetlerin içinde bulunmaması, fazla düşünemeyen kadın karakterlerin varlığı ve en yüce kadının evine bakan, kocasına destek olan, çocuklarına iyi anne olan ''fedakar'' bir anne olması ve onun şüphesiz cennetle ödüllendirilecek kadar temiz olması da daha önceden doğallaştırılanın sınırlarının çizilmesi açısından önemlidir.

ilginç olan doğu ve batının, kadın kimliğini ve toplumsal cinsiyeti kurgularken çok uzun yıllardır, hatta birbirinden habersizken bile tamamen aynı yöntemleri kullanmış olması ve bunlardan vazgeçmeyi erkeksiliğe bir darbe olarak algıladığı için bir tehdit olarak görmesidir.

edebi eserlerde ve mitolojide alt metin okuması yapanlar bu kurgulanışın ne kadar açık ve net olduğunu örnekleriyle birlikte göreceklerdir.
tyrannicide tyrannicide
bir de yaşanan beden kavramı var, toplumsal cinsiyetin sunduğu "daha evrenselmiş gibi görünen" "bütüncül" ve "bireysel, bedensel, öznel deneyimlemeyi dışarıda bırakma ihtimali eleştirilen" yaklaşıma karşı, daha özgül ve daha ayrıntılı, daha çoğulcu bir anlama olanağı sunuyor. judith butler ve onun izini sürerek iris marion young'dan yola çıkarak uzun uzun anlatacam ama şimdi hem üşendim, hem de kahvem soğumasın, sigaram bensiz tellenmesin.
burası istanbul yeditepe burası istanbul yeditepe
toplumsal cinsiyet, erkek egemen dünyada ve bunun getirdgi iktidarla geitrdiği eşitsizliğin kuramıdır, diyebiliriz...
tamamen özerk politik harekettir hatta bilimdir..

siyasi kurum, kuram ve süreçlere, cinsiyet ve iktidar ilişkileri gözüyle bakmamızı sağlayan bilimdir..
1 /