trajedi

1 /
radiance radiance
hayata bakışımızı şekillendiren şeydir tam olarak.
ne büyük mutluluklar ne de büyük başarılar... sanırım insanları en çok etkileyen şeydir trajedi.
kahramanlık veya alakasız bile olsa büyük aşk kavramı trajedilerle kazınmıştır kafamıza. yüzlerce savaşçıyı deviren görevini yapan ve evinde huzurlu bir şekilde ölen kişi asla hikayelere ilham kaynağı olmaz bir kaleye tek başına saldırdığı rivayet edilen adam kadar.
veya bizim beynimizde, hiç bir aşk çekici değildir boktan bir şekilde bitmemişse...
eşiyle 90 yıl hiç kavga etmeden yaşayıp mutlu bir şekilde ölen adamın hikayesini kimse bilmez. fakat şizofrenleşip çöllere düşen mecnunun hikayesi ağızlara sakızdır. içinde acı vardır, içinde başarısızlık vardır. sonuçta durum kötüdür.
büyük aşk kavramı hep trajediyle özdeşleşmiştir... insanlar farkında olmasa bile trajedilere hayranlık beslemiş ve yine farkında olmadan kendi trajedilerini yaratma çabasına girmiştir. insanın doğasında olan bi şey sanırım; insan acıdan çekindiği kadar acıya hevesli oluyor. bu noktada gördüğümüz şey şu: bazen insanlar itiraf etmese bile hayatlarının en büyük amacı esaslı bir trajedi yaşamak sanırım. trajediyi ete kemiğe büründürmek gözüyle görüp kokusunu ciğerlerine çekip eliyle tutmak. ironik bir şekilde; trajedi yaşanabilecek en dip nokta olmasına rağmen bir insanın ulaşabileceği en üst seviye halini alıyor.
trajedi bir insanın en derin hayalidir diyerek amdan götten bir sosyal tespiti de burada noktalıyorum.
tayyizemane tayyizemane
"dünyada yalnızca iki trajedi vardır,
biri kişinin istediğine sahip olmaması, diğeri ise sahip olmasıdır.
ikincisi en beteridir zira o gerçek trajedidir." *

bu tanımla asla melodrama alternatif olamayacak hadise.
hayatta yaşanmışlıklara ya da henüz yaşanamamış olanlara dair örnekleri çok, kuşkusuz hiçbiri insanın varoluş meselesinde yaşadığı trajedi kadar mühim olamaz.
recai pengül recai pengül
umut asla eksik olmaz trajedilerden. trajik kahramanlar daima uğraşır, çabalar, geleceği dair planlar yapar. sorunlar çıktığı zaman onları çözmenin yollarını arar ve umutlarını korurlar. esasen umut, trajedinin yanında gelen bir yan özellik değil, bizzat onun en önemli parçalarından birisidir.

ayrıca tekrarlandığı zaman komik olma gibi bir özelliği de vardır.
fucar fucar
sanılan aksine sadece sinema ve tiyatro ile ilgili olmayan terimdir. trajedi aslında bir durumun ortasında yaşanan haldir. mesela bir insanın yasalara göre suçlu ama insani ölçülere göre suçsuz olması durumda yaşanan şey trajedidir.
mustafa mustafa
trajedi, insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından biridir. herkesin hayatınde, her yaptığı işte, her gün mutlaka bir trajediyle karşılaşılır. insanı sevinçten havaya uçuran olaylarda bile bir tutam trajedi vardır. bir an durup o gün yapılmış olanlar sorgulandığında trajediler görülür.

insan garip, trajedisiz yaşayamıyor. yemeklerde aşırı acı sosu kullanmak gibi asla saf olanı, saf mutluluğu istemiyor. fakat insanoğlu şanslı ki her şeyde bir trajedi var.

matrix filminde ajan smith de "herkesin mutlu olduğu bir dünya tasarladık ama insanlar teker teker ölmeye başladılar" diyordu. sonra mutlulukla dolu olmayan bir dünya yaratmışlar, onlara göre şu an içinde yaşadığımız dünyayı.

lord of war filminde de yuri orlov "hayatta iki tür trajedi vardır; biri istediği elde edememek, diğeri ise elde etmektir" diyordu.

doğru demişler.
mustafa mustafa
yaşam bir yolsa, trajediler de yolların kenarına saplanmış yön tabelalarıdır.

kendime ve çevremdeki insanlara bakıyorum, yaşamımızı tecrübe ettiğimiz trajedilere göre yönlendiriyoruz. bazen o yön tabelaları yanlış yeri gösterir fakat bir önemi yoktur artık, o tabela yola saplandı mı gerisinin önemi yok.

ayrıca ön yargıların en büyük kaynağıdır trajediler.
hunninizm hunninizm
"şu dünyada sadece iki tane trajedi mevcuttur. biri, isteklerimizi elde edememek, diğeri de elde etmek."
demiş; oscar wilde.

an itibariyle yaşadığımsa tanıma cuk oturan, anlatılmaz yaşanır bi hede.
şöyle ki;
- 2 gündür sadece 1 öğün yemek yemiş ki o da patates olan huni'nin acıkıp ekmek arası yapma umuduyla ekmekliği açıp boş görmesi.
bir annenin küflenmesin diye buzdolabına koyduğu ekmeği farketmek. eline aldığında ekmek görünümlü bi taş parçasının birazdan peristaltik hareketlerle midene iniceğini düşünmek.
ardından ekmeği kesip içini doldurup ekmeğin parçalanmaması için elinden gelen her şeyi yapmak, ama başarısız olmak. babanın uludağ limonata içine rendelediği limon kabuklarının ağzıma takılması. “bu enkazı nasıl yerim” düşüncesi..
evet 10 dk içinde bunları yaşadım.
hippi hippi
basit bir ifadeyle kurtulmak için insanın kendini en alakasız şeylere ya da herhangi bir uğraşa verebildiği, muhtemelen aşama aşama yaşadığı dehşetten kurtulabiliceği, yüzleşmenin bıçak gibi insanın canını defalarca iliklerine kadar acıttığı, herhangi bir kabus gibi kolayca sıyrılamadığı, kişinin dramına baktığında birçok kez bundan sıyrılamıycağını düşünüp en diplerinde gezinmesi, sıyrılmak için aklına gelen ya da artık gelmeyen biryığın şeye başvurup aa evet lan işe yarıyor sanki dedikten bir süre sonra hüngür hüngür ağlayabilmesi. ve tabi bir bu kadar önemlisi yakındaki dostlar.
hüseyin we have a problem hüseyin we have a problem
antik yunanca'daki 'keçi ilahisi' öbeğinden gelir. tragos(keçi)+ode(ilahi, marş). ama ilk ortaya çıktığı günden beri acı yüklü insan hayatlarını tanımlamak için kullanılır.
ilk önemli trajedi yazarları da aisikhylos, sophokles ve euripides'dir. sonraları oscar wilde falan da var işte saymakla uğraşmadım. trajedi dedim de, tiyatronun atası olan haline tragedya diyoruz. ikisi de aynı kelime halbuki. acaip.

oynanan versiyonunu bir kenara bırakırsam: kabaca hepimizin 'istemem yan cebime koy' dediği ilk şey, her şeyden önce "trajedi" olsa gerek. mutluluğun bize bir şey katmadığını genlerimiz çoktan öğrenmiş. trajediler ise bir gün ölecek olan bir insanın yaşamı tecrübe edindiği olaylar. sahi, öldükten sonra tecrübe bir işe yarar mı? gerçi, bunu göreceğiz, ya da göremeyeceğiz...
1 /