tüberküloz

deli degilim deli degilim
eşittir verem. çok eski bir hastalık olmasına ve tedavisi 1950'lerden beri bilinmesine rağmen, halen dünya'daki en yaygın bulaşıcı hastalıklardan biridir.

bu giride vurgulamak istediğim şu: sınıfsal ve toplumsal eşitsizlik hangi hastalığa yakalanacağımızı da belirlemektedir. nasıl bir eğitim alacağımızı, nasıl koşullarda yaşayacağımızı belirlediği gibi.

tüberküloz, endüstri devriminden sonra, insanların kentlerde yoğun ve kötü koşullarda yaşamasıyla salgın haline dönüşmüştür. hastalığın, hastanın birlikte yaşadığı kişilere, özellikle altı yaş altı çocuklara bulaşma riski yüksektir. insanların toplu halde yaşadığı ortamlarda (cezaevleri, bakımevleri gibi), yine hastalık kolay yayılır. vücut direncini düşüren nedenler (beslenme yetersizliği, hıv enfeksiyonu, ilaç kullanımı), hastalığın ortaya çıkışını ve bulaşmasını kolaylaştırır.

cezaevlerinde bulunanlar için tüberküloz önemli bir sağlık problemidir. cezaevlerinde tüberküloz sıklığı toplumdaki oranların 10 ile 100 katı kadardır.

sosyoekonomik eşitsizliklerin etkilerinin hayat boyu etkili olduğunun en önemli göstergesi, tüberküloz gibi "nedeni" mikroorganizma olan bu hastalığın dahi, doğrudan var olan eşitsizlikten etkilenmesidir. alkol bağımlılığı, düşük vücut kitle indeksi, düşük eğitim düzeyi, ev halkının mal varlığının azlığı, işsizlik ve sigara alışkanlığı tüberküloz riskini artırır.

türkiye'de yapılan bir araştırmada tüberküloz hastalarının %79.3'ünün herhangibir işte çalışmadığı, %30.7'sinin iş bulma güçlüğü çektiği, %51.4'ünün ortalama gelirinin 210 doların altında olduğu, %42'sinin yaşadığı ekonomik sorunu çözemediği ve %80.6'sının aynı evi 1-4 kişi ile paylaştığı saptanmıştır.

tüberküloz örneğinde görüldüğü gibi, hastalıklar sadece mikrop ve ilaç perspektifi ile değil, toplumsal nedenleri açısından da incelenmelidir.

türkiye'de 2009 yılı tüberküloz prevalansı yüzbinde 25'tir.
türkiye'de olguların yakalanma başarısı : %81, tedavi başarısı ise: %91'dir.

kaynak: türk tabipleri birliği, tüberküloz raporu, 2011
deli degilim deli degilim
"soluk aldı ak gömlekli hekim
sonunu tatlıya bağlıyacak
'hepiniz kurtulacaksınız çocuklar
döneceksiniz kanlı canlı evinize
gençleriniz asker olacak
doğacak nurtopu yavrularınız
kiminiz tarlanıza dönecek
kiminiz tezgâhına
sanmayın şifası yok bu hastalığın
tıbbın elinden ne kurtulur'

iniyor ak gömlekli hekim kürsüden
alkışlanır böyle vâdedenler
biz sadece öksürüyoruz"

rıfat ılgaz- sanatoryumda şiirinden
cifdomestosvim cifdomestosvim
7 yaşındayken geçirdiğim ve yıllarca ailemin beni zatürre oldun diyerek kandırdığı hastalıktır.

anne ve babası çalışan birçok çocuk gibi küçüklüğüm o anaokulu senin bu kreş benim şeklinde gezerek geçmişti ve yemek ile de pek arası olmayan ziyadesiyle de zayıf bir kız çocuğuydum. kreşlerde yemekleri ya başkalarına verir ya da dökerdim. zaten bir yaşa kadar da hep suyla yutardım ağzımdaki lokmaları. evde ise annemin önüme koyduğu yemekleri yiyemez, ağzımda saatlerce lokmaları tutardım. gel zaman git zaman vücudun artık bağışıklığı düşüyor ve siz bu virüs karşısında yenik düşüyorsunuz.

henüz ilkokula yeni başlamışken, sınıf arkadaşlarınızdan ayrılmak zor geliyor. 1 ay boyunca hastanede kalıyorsunuz ama keyfiniz yine yerinde. ne hastalığınızın ciddiyetinden haberiniz var ne de çevrenizdeki üzülen insanlardan. zaten kaldığınız yer size hastane gibi de gelmiyor zira sadece sizin gibi çocuklarla aynı yerde kalıyorsunuz. onlarla her gün hastane bahçesinde oynuyorsunuz, gülüp eğleniyorsunuz. artık iğneler de eskisi gibi canınızı acıtmıyor hatta yeni gelen ve iğneden korkan bir çocuk için kendinizi hemşirenin önüne atıp kahramanlık sergiliyorsunuz, ''önce bana yap'' diyerek.

zaman geçiyor, artık tamamen iyileşiyor ve taburcu oluyorsunuz. küçük olduğunuz için ve de arkadaşlarınız çekinmesin sizden diye aileniz size üşüttün, zatürre olmuştun diyor.

her şeyi idrak edecek yaşa gelene kadar da artık üzerinize titremeye başlıyorlar. hele ki evin tek çocuğu olunca ve de onları böyle üzünce size tavuk ciğerlerinden kanlı kanlı dalaklara kadar ne varsa zorla yediriyorlar.

hastalık tamamıyla geçince ve de üzerinden çok seneler de geçince sirayet etme riski yüksek olmuyormuş. tabii bunu ailenize anlatmanız imkansızdır ve ne zaman grip olsanız, bol öksürüğünüz olsa yine telaşa kapılırlar ve hemen ciğer filmi çektirmek için sizi hastaneye yollarlar, ancak öyle rahatlatırlar içlerini.
kont olaf kont olaf
şair hastalığı imiş.

"bir sigara yakıyorum ve başım dönerken ciğerlerimin çatırdamasını dinliyorum. belki tüberküloz olmuşumdur. umarım öyledir, bütün iyi şairler tüberküloz hastasıymış. bu, duyarlılık işareti. kanserse çok aşağılayıcı."