türk milleti ve sikinin ucuyla iş yapmak gerçeği

rki rki
olağanüstü güzellikte, kedi gibi bir yazı. ama munis bir kedi değil biraz hırçın bir kedi. mutlaka okunmalı.


-----
türkiye’de neden her şey yarrak gibi?

parayı neredeyse "ananı sikiyim" diye alan, para üstünü "babanı sikiyim" diye veren, yolda karşıdan karşıya geçerken ne kadar yavaş yürür, insanların hayatlarını ne kadar kötü hale getirebilirse bu küçücük eylemiyle o kadar mutlu olan, yaptığı her işten tiksinen ve kabalığın, duyarsızlığın, "siklememenin" ve hatta diğer insanlara mütemadi bir "önce 'benim' dediğim olacak" diyen koskoca bir hıyar tarlasına 3 haftalık tatile geldim.

bu üç haftalık tatilin istisnasız her gününde "allah hepinizin toptan belasını versin amına koyduğumun insanları" diye sinir krizleri geçirdim. girdiğim her dükkandan çıkarken benzin döküp yakmak istedim.

her şeye bahane bulan, her şeyi kendi istediği gibi yapmaya çalışan, otoriteye başkaldırıdan bir haber olup yaptığı işin doğrusunu anlatmaya çalışan herhangi birine "heaaassiktir len :-)))" tavrının muhteşem zekice ve "witty"* olduğunu düşünen bu pislik milletin bu hale nasıl geldiğini, nasıl bu kadar bireysel zekanın artık işleyemez olduğu bir cehalet seviyesinde hayatta kalabildiğini düşünüyorum duruyorum.

gözlükçüye gidiyorum. "bakın" diyorum, "bu gözlük benim için pek kıymetli ancak yamuldu. camlarını değiştirmeden önce düzeltebilir misiniz öğrenmek istiyorum." "pek tabii ki güven bey!" diyorlar. yani kendine o kadar güveniyor ki ben anında anlıyorum olmayacak bu iş. bu kadar öz güven, işini iyi bilen ve yapan birinde olamaz. olmamalıdır. ama ben geri zekalı olduğum için "peki. ama yapamazsanız size ödeme yapmayacağım." diyorum. "öyle bir şey olmaz güven bey, merak etmeyin." diyorlar. çünkü biliyorlar sike sike ödeyeceğimi. çünkü biliyorlar, bu millet ya "lanet olsun tamam allah'ın aşkına al ve sus" diye ya da "hööh dödödödö öl pörömö" diye verir parasını.

olmadı. yapamadılar. anasını siktiler gözlüğün.

bir çanta aldım ortamların en kalburüstü diye bilinen dükkanlarından birinden, çantanın bir parçasını torbaya koymamışlar. aradım dedim "bu parça yok?", "güven bey çok özür dileriz. hemen ilgilenen arkadaşa ulaşıp 10 dakika içinde arıyoruz sizi." aramadılar. ertesi gün 2'ye kadar oyaladılar. çünkü benim ekstra çanta parçasına ihtiyacım vardı ve onlara yalan söylüyordum.

"abi tarhanam…offff…" diyor, "ey maşallah ver abi!" diyoruz. bir tanesi yarım iki kase geliyor. soğuk. geri gönderiyorsun, "başka yok" abi diyorlar. yani zaten dibini vermemiş olsan böyle olmazdı ki bu işler… neden bana yalan söylüyorsunuz? niçin işinizi ciddiye almıyorsunuz amcık ağızlılar?

gazete alırsın gazetenin muhabirinin sorduğu yarrak gibi soruları görürsün, kampa gidersin "telefon çekiyo mu?" dersin, göz göre göre yalan söyler. çünkü zaten gelince sen sike sike kalacaksındır orada.

araba sürersin birileri seni hep öldürmeye çalışır.

bir şeyi 1 söylersin 2 gelir. 3 söylersin 1 gelir. bir ağaç keserler kafana düşer, bir film izlersin sesi kısıktır ilk 5 dakika, yalan söylerler, yanlış söylerler, "beğenmiyorsan taksiye bin"dir, monşerler demokrasisidir. güzel ve doğru olan her şey "elit"tir. düzgün çalışmak "artislik"tir. çalışkanlık "ineklik"tir. doğruyu söylemek "ispiyonculuk"tur. kavga etmemek, konuşalım anlaşalım demek "ibnelik"tir. şikayet edene "ağlama lan", rica edene "ne yalvarıyosun eaaamına koyum", "seviyorum" diyene "iyice karı oldun"dur. her şeyi alaya alan bu milletin, koca koca adamların ağzına bütün sosis sokan mehmet ali erbil’e hala gülmesi çok mu şaşkınlık verici?

tembel, vahşi, sistematik hiçbir eğitimin kıymetini bilmeyen ve bilakis bu tip şeyleri aşağılayan bu kültürün, bu milletin sürekli yalan söyleyen, çalan çırpan, yakalanınca gülen, rakipleriyle alenen dalga geçen, kaba saba bir amcık ağızlıya 12 sene oy vermiş olması şaşılacak bir şey değil.

türk eğitim ve aile sisteminin her anında, yani insanın çıkamadığı yaklaşık 19 senelik bir cam kavanozun her santimetreküpünde öğretilen şudur: her şeyin kolay bir yolu vardır. hiçbir şeyi tam olarak yapmak zorunda değilsin. kurallara uymak birkaç "yalaka"nın dışında kimse tarafından yapılması gereken bir şey değildir çünkü müeyyide*ler hiçbir zaman o kadar ağır olmayacaktır. çünkü müeyyidelerin uygulanmasını sağlayacak sistemi yürüten kişiler de aynı siklememezliktedir. onlar da birilerinden tırsmakta, onlar da birilerinden nemalanmaktadır.

"anne bunu alıyım mı?" — alma. "anne bunu alıyım mı?" — alma. "anne bunu alıyım mı?" — alma. "anne bunu alıyım mı?" — al allah belanı versin. neden? çünkü bu çocuk bebekken ağlamasın diye istediği her boku yapmışsınız. önemli olan doğrunun ve aklın, bilimin gösterdiği şeyin yapılması değil, o an o kişilerin rahatsız olmamasıdır. yeter ki sussun o çocuk. anlık bir bireysel tatmin üzerinden hareket eden tüm eylemler, bunların bir araya gelişi, hiçbir zaman saygın bir toplum yaratabilecek ivmeyi kazanamayacak, "şunun şurasında bilmem kaç yıllık ömrüm kaldı" bilgisinin sürekli aklın arkasında bir yerlerde "bu yüzden ben olmayan herkesin anasını sikiyim." algısıyla türk milleti asla refaha eremeyecektir.

anasini siktimin orrrrrrrospuçocuklari yola seccade seriyo ya yola yola. bildiğin araba yolu var ya yola seccade seriyo.

laf söyleyince de "kaaaardeeşşim cuma cuma benim asabımı bozma hadddi canım karrrrdeşimmm" diyor. ne olacak şimdi? anlıyorsunuz değil mi? herkes biliyor değil mi bir sonraki serzenişimi? "polis (acab*) çağırsan ne olacak?"

çünkü bu ülkenin polisi (acab) de işini sikinin ucuyla yapar, yola seccade seren mü’minden rahatsız olan şehirliyle taşşak geçer, "noooldu eaaamına koyum ssosssyeteee misin?" diye keser atar kendi içinde şikayeti duyar duymaz.

kelimenin tam anlamıyla, eğer bir sorun "benim" başıma gelmiyorsa bu sorun o kadar da önemli değil, o kadar da çözülmesi gereken yahut "benim" eyleme geçmem gereken bir şey değildir.

bunun da nedeni elbette yine türk eğitim sisteminin "bütünlük" algısını veremeyen hatta bunu anlamayan bir sistem oluşudur. şeylerin ve sistemlerin birbirine derinden bağlı olan kavramlar olduğunu, her şeyin bir türlü birbirinden etkilendiğini, kolaborasyon**un ve topyekünlüğün önemini bir türlü anlatmayan anca "olayları" yahut "formülleri" öğreten bir eğitim ve toplum sisteminden "bunu böyle yaparsam bilmem neye zarar verir" diye analiz edebilen insanların çıkmasını beklemek abesle iştigaldir.

her şeyle dalga geçin. her şeyi aşağılayın. her şeyi sikinizin ucuyla yapın.

çünkü sonuçlar hiçbir zaman sizin tüm hayatınızı etkileyecek kadar büyük olamaz. her şeyden yırtmanın bir yolu vardır. her şeyi yarım yamalak yapmak günün sonunda hiçbir şey yapmamaktan iyidir.

4 yanlış bir doğruyu götürmeseydi soruların hepsini sallayacak koskoca bir "eğitimli insan" kütlesinden bahsediyoruz.

"beğenmiyorsan siktir git" derler. çünkü önemli olan güzel bi' şeyler yapmak değildir. adalet değildir. sistemin yürümesi değildir. önemli olan "ben"liğin olduğu gibi kalması ve kişisel çıkarlarıdır.

geldim. 13 gün oldu. bugün kafamı duvarlara vurmaya başladım artık. kusuruma bakmayın… gideceğim yakında yine. kusuruma bakmayın.

(bkz: türk milleti ve "sikinin ucuyla iş yapmak" gerçeği parayı neredeyse "ananı sikiyim" diye alan, para üstünü "babanı sikiyim" diye veren, yolda karşıdan karşıya geçerken ne kadar yavaş yürür, insanlar... medium )
-----
megantraum megantraum
baştan sona, noktasından virgülüne haklı oğlu haklı olan bir yazı. hadi on üç gün dayanmak bir sabır testiyse biz yıllardır bunu yaşıyorsak buna ne demeli?
azureel azureel
geçen hafta eve temizlikçi çağırıp evim temizlenmeyince, güven'in meşhur yazısı zihnimde canlandı. bol bol andım kendisini.

ibret olması açısından paylaşıyorum kendi tecrübemi.

kardeşim yeni ev aldı. daha doğrusu yıllar önce aldı da inşaatı yeni bitti. işsiz olduğumdan, onun da vakti olmadığından evin oturulabilir hale gelmesi ile ben ilgileniyorum. elektrik, su, doğalgaz, içerinin ince işleri, temizlik vs. koşturuyorum 1 aydır.

çoğu şey tamamlandı ve en son bir temizlik şirketi ile anlaştık. aslında kaba temizlik yapıldı ve içeride sıvadır, harçtır, çimento kartonu, kutu vs yok sadece toz var ve son bi tur daha temizlik yapılacak ve içine oturulabilir hale gelecek o kadar. bunları söyledim, zaten o şirket daha önceden o sitede çalışma yapmış, durumu biliyormuş ve fiyatta anlaştık bir hafta önceden. bir gece önceden de tekrar aradım, teyid ettim "sorun yok değil mi, yarın sabah 9'da geliyorsunuz" diye, teoride her şey tamam.

benim planım, temizlik yaparken onlar başlarında durmak, "şuraya dikkat edin, parkeyi çizmeyin" vs demek, o esnada evde kenarda oturup vakit geçirmekti. çantamı hazırladım, katlanır tabure ve şarj aletini de aldım yanıma tüm gün telefonla takılmak için.

sabahın köründe kalktım gittim boş eve, oturdum bi kenara beklemeye başladım. tabii ki saat 9'da gelmediler. saat 10 oldu yoklar, 11 oldu teşrif ettiler... kudurdum tabii de yapacak bir şey yok. neymiş "son anda gelecek arkadaş iptal etmiş, başkasını bulmak zorunda kalmışlar" bilmem ne. bana ne lan. neyse...

temizlik için 1 adet ajans yetkilisi (işi koordine eden) iki adet de temizlik için vatandaş geldi. temizliği yapacak olanlar bir kadın bir erkek ve sanırım akraba (eş veya kardeş, bilemedim), ve kadın olan "yalnız abi sen evde olmasan daha iyi olur, ben bayan olduğum için başımı açacağım kısa kollu giyeceğim o yüzden" diye sebebini arz etti. kafam basmadı, "ben bi köşede otururum ayrı odada, işiniz bitince ben oraya geçerim, siz bu odayı temizlersiniz, ayak altında dolanmam merak etmeyin" dedim, ama yok, kabul etmedi. "biz seni iş bitmeden önce ararız, gelir bakarsın" dediler. hasılı kibarca kovuldum, "tamam o zaman gideyim ben, bir şey lazım olursa arayın bu civarda gezineceğim" diyip çantamı aldım çıktım evden. maksat iş bitsin, bu saatten sonra yeni temizlikçi arayasım yok.

gezdim dolandım tüm gün ve akşam ettik işte, sonra eve gittim baktım... bir de ne göreyim (bkz: aman tanrım didim) lan ev leş. resmen bulduklarından daha kirli hale getirmişler. camlardan bir kere ıslak bezle yalandan geçilmiş, o kadar. görülüyor yani oluk oluk su izleri, ayrıca çerçevelerde tuttukları yerde yağlı yağlı parmak izleri var. yerlerde viledayı gezdirmişler sadece, her yer ayak izi, skandal. muhtemelen tek kova çamurlu suyla tüm evde aynı paspası gezdirmişler lakin ispatlayamam bu teorimi. elektrik anahtarlarının ve prizlerin üstü de 1 parmak toz. geçen de korniş taktırmıştım, matkaptan uçan toz aynen duruyor hemen her yerde.

amirlerini çağırdım "buyrun birlikte bakalım eve". geldi işte amirleri ben önde bunlar arkada gezmeye başladık evi.
- bunlar bunlar var, görüyorsunuz.
+ abi biz sildik oraları.
- e yani sildiniz de bu toz ney? camın hali ne?
+ camı da 3 kere sildik
- siz evinizde böyle mi cam siliyorsunuz... her yer su izi. peki bu yerlerin hali ne,
+ abi orayı 5 kere sildik ama ilk temizlik olduğu için inşaat sonrası bu kadar oluyor
- ben buraya nasıl halı sereyim, nası koltuk koyayım üstüne?
+ biz inşaat sonrası ilk eve eşya yerleştirmeden önce 2 kez temizlik yapıyoruz normal yani
- bi daha mı çağıracağım sizi? olur mu öyle şey.
+ oradaki lekeyi deterjanımız çıkartamadı, domestos olsa silerdik.
- ben size evden çıkarken demedim mi 'eksik olursa beni arayın' diye? madem eksikti bu şimdi mi bu saatte mi söylenir... peki şurayı niye yapmadınız?
+ abi onun için fırça yoktu
- yav var fırça 2 tane üstelik yedekli, aha şu poşette duruyor görmediniz mi?
...

bi yarım saat daha evde tur attırdım, sildiler biraz daha yalandan, ama leş yani her yer. sinirlene sinirlene verdim paralarını. normalde vermemek lazım aslında da ben keriz olduğum için "kimsenin hakkı bende kalmasın" diye düşündüm. benim hakkım onlarda kalıyor da o sonraki iş.

akşama bi üstlerini aradım "böyle böyle olmaz, temizlik kötü onun detaylarını söyledim defaatle ve bu iş olmamış. üstüne evde olmamamı beklediğinizi söylediniz. bana bunu önceden söylemeniz gerekirdi, iş yapılsın diye konuyu uzatmadım ve evde değildim tüm gün ama iş yapılmamış." saydım saydım biraz daha, hepsine he he dedi geçti. parayı aldı ya. bastırdım biraz daha "bunun telafisi lazım. haftaya bi daha geleyim ben ve oraya yarım gün de olsa eksikleri yapacak birilerini yollayın... ve benim evde olmamdan rahatsız olmayacak birisini gönderin çünkü başında duracağım. şimdi biz site yönetimini de tanıyoruz x hanım y bey var, komşulardan arkadaşlarımız var; hani memnun olursak nasıl ki paylaşıyoruz başkalarına tavsiye ediyoruz, memnun olmadığımızda da bunu paylaşırız" diye kibarca uyardık. site yönetiminden birkaç kişinin ismini sıralayınca ikna oldular.

yani olduklarını umuyorum, bakalım... yarın birini göndereceklermiş ve ensesine dikileceğim tüm gün. onu rahatsız edeceğim "şurayı iyi yap, suyu değiştir" vs acayip rahatsız bir çalışma ortamı olacak gelen kişi için. hani gelecek kişi dürüst, işini iyi yapan, düzgün bir çalışan olsa bile; bu hafta gelen kişi(ler)e tabir caizse eziyet olacağım.

niye? çünkü sütten ağzım yandı, çünkü geçen seferki çalışanlar işini parmağının ucuyla yaptı.

daha perdeci maceram var ki o başka yazının konusu. elektrikçiyi de unutmayalım lütfen... öf hepsi ayrı eziyet. kobilerden nefret ediyorum.

içimi döktüm, rahatladım, gidiyorum.