underground

1 /
theother theother
emir kusturica'nın yönettiği, dusan kovaçeviç'in yazdığı, goran bregoviç'in müziklerini yaptığı bir zamanların yugoslavyasını anlatan film.

yazan müthiş, yöneten müthiş, müzikler müthiş, oynanyanlar müthiş olunca ortaya tapılası bir film çıkmıştır.

film insanların sürekli savaş yalanlarıyla uytulmalarını anlatır ve bu yutturmadan nasıl para kazanıldığını. yer altında itilen bu kesim, yugoslavya'da yer yüzüne çıktığında savaşı bulurlar ama hangisini? ne için, kim için savaştıklarını bilmeden debelenip dururlar. komiktir, hüzünlüdür insanı allak bullak eder.
emma emma
yöneten insan üstü birisi/bişey olunca ortaya da ortalama üstü sonuçlar çıkıyor. bregoviç'in müziklerinin de ayrıca hastası bi insan olarak, izlemeye doyamadığım filmlerden. savaşın nasıl manasız, nasıl bir kurgu ve kandırmadan ibaret olduğunu hem eşekten düşmüş gibi sarsılarak izliyorsunuz, hem de kustarica'nın tarzı gereği olayların akışını gülerek, keyiflenerek izliyorsunuz takip ediyosunuz.
kazlar, uçuşan duvaklar, gelinlikler, hayvanlar, müzisyenler yine kustarica'nın olmazsa olmazlarından.
yazıyorum fütursuzca yazıyorum fütursuzca
filmin sonunda ana karakterlerin bir araya gelerek yarım kalan düğüne devam ettikleri sahnenin; sadece güzel, şenlikli ve eğlenceli bir bitiş sahnesi olması için koyulduğu kanısındayım. üzerinde bulundukları toprağın kopuşu da ‘bu sahneyi filmin akışından ayrı tutun’ demek gibi duruyorsa da, aynı zamanda kustirica’nın film hakkında konuşurken değindiği gibi bir yugoslav deyimini hatırlatıyor; “the land is broken”, “toprak bozuldu”. yine aynı kültürde toprağın bozulması insanın bozulması ve yozlaşmasıyla örtüşen anlamlar taşıyor.
joeninmemeucu joeninmemeucu
kelime anlamını gün geçtikçe hem edebiyatta hem de sinemada kaybeden daha dogrusu insanların pek te anlamadıgını düşündügüm ideoloji.
underground nedir diye bişey olmaz ama underground kelimesinin kalıpları vardır yani bişeyler onun çevresinde gölgesinde döner fakat kapitalizm çarkı öyle bi hal almıştır ki beğeniler ve tüketim underground kültürünün popülerleşmesine yol açmıştır.requiem for a dream,trainspotting, edebi olarak fight club , survivor , crash, gibi yapıtlar ya da nirvana sex pistols clash ilk aklıma gelen şeyler şuanda bu tüketim çılgınlıgı içersinde .
kime zararı var bunun? aslında kimseye bi zararı yok güzel bişey insanların underground kültürüne yakın olmaları ordan kendilerine bi paye çıkartmaları fakat olay oyle yerlere geldi ki çoğu zaman bazı oluşumları,düşünceleri görünce yok artık diyorum.
anlam kaybetmiş bir kelime içersinde kendine anlam arayan insanlar oldukça underground kelimeside başka başka yerlere çekilecek bellidir.
şorşak kirpi şorşak kirpi
dün gecemin yepyeni uyanışı, şahane deneyim, şahane film. tarih dersi, hayat dersi, ahlâk dersi. tarih denen çöplüğe nasıl kemiklerimiz kırıla kırıla, nasıl ciğerlerimiz parçalana parçalana yığıldığımızın resmi. savaş gibi bir durumu neden genelliyorsun, diyenler çıkabilir; evet film savaş anlatıyor. bir ülkenin kayıp gidişini anlatıyor. ama bana öyle geliyor ki, "ülke" denen, "rejim" denen, "savaş" denen şeyler devasa "insan" kavramının birer ufacık görünümüdür. asla değişmeyecek, asla iyileşmeyecek o öz, sanırım bu kadar güzel ifade edilebilirdi. abartacağım: yugoslavya yok artık; peki dünkü "ben" nerde? içtiğim o kahveyle beraber gömüldüğüm yerden, ne verdim, ne aldım, ne kazıdım, ne çaktım dünyaya? bir iktidar mücadelesi, bir neyim ne olacağım telaşesi... mevzumuz ne olursa olsun, tıpkı underground'daki ürkütücü kocaman savaş ortamındaki gibi, dönüp dolaşıp gözaltlarında birikene geliyoruz. tüm o siyasal tartışmalara verilecek derslerinin yanında benim için underground bunlar oldu biraz.

(bkz: bir zamanlar bir ülke vardı)
snncr snncr
eminemin son albümündeki hardcore rap diye adlandırabileceğimiz şarkısı

nakaratı yazıyım yarım olsun

here comes to rain and thunder now
nowhere to run , to run to now
im disappeared dont wonder how
looking for me im underground
1 /