üniversite kazanıldığının öğrenildiği an

jeremymatheson jeremymatheson
unutulmazdır.

gece 2 suları. annemle otobüsteyiz. antakya'dan istanbul'a bir akrabamızın yanına gidiyoruz. normalde yerleştirme sonuçları o gün akşam saatlerinde açıklanacaktı; ama sanırım bir aksilik olmuş da ertelenmişti.

otobüs bir yerde mola verdi. karnım aç. tam aşağı inicez bi baktım telefon. arayan babam.

ulan saat gece 2. şöyle düşünüyorum; "babam şeker hastası. 10 bilemedin 11 dedin mi uyur bu adam. allah allah. bir şey mi oldu acaba? ulan evde de yalnız." telefonu açana kadar o kısa sürede aklımdan milyarlarca şey geçiyor. hayırdır inşallah diyerek açtım telefonu.

-baba? bi şey mi oldu?
-yok oğlum. senin üniversite sonuçları açıklanmış.
-nasıl ya? bu saatte mi? (ben şok)
-evet. antakya çok sıcak. uyuyamadım bugün. şu senin sonuçlar ne zaman açıklanacak diye televizyonlara bakıyordum, az önce haber geçti. açtım internetten baktım.
-allah allah.

birkaç saniye sessizlik oldu. ilk üçe istanbul yazmıştım; ancak tutma ihtimali çok düşük. sınava ilk kez giriyorum. sevgili muhabbetlerinden doğru düzgün sınava bile çalışamamışım.

ama annem kalp hastası. söz konusu bensem inanılmaz titiz ve telaşlı biri. ben istanbul dışında okumam, gerekirse seneye daha çok çalışır bu sene olmazsa seneye istanbul'u kazanırım diye diretsem de "aman oğlum hadi seneye sınav zamanı başına bi şey geldi, sınava giremedin. bu seneki puanı da alamazsın. ondan sonra hiç toplayamazsın. senelerin araya gider, bak ben kalp hastasıyım dayanamam bu sene kazanıp gidiyosun" diye direterek (yanlış hatırlamıyorsam otuz tercih hakkı vardı) tüm tercihlere puanımın tuttuğu bir yerler yazdırmıştı.

sığdığı kadar, türkiye'deki şehirleri tercih listesine doldurmuştum. ama dediğim gibi ilk üç istanbul. zor. çok zor. geçen seneye göre birkaç yüz kişi gerideyim. diğer tercihlerin de benim için hiçbir önemi yok. çıkarsa üzülücem. ama istemeye istemeye mecbur gidicem. kadın kafayı taktı bir kere. o üniversiteye bu sene baş-la-na-cak.

içimden dua ettim. birkaç saniyelik sessizlikten sonra anca konuşabildim.
-sonuç?
-hadi gözün aydın. istanbul'u kazanmışsın lan. birinci tercihin geldi. istanbul üniversitesi.

duyunca öyle bir sevinç çığlığı attım ki, değil sadece bizim otobüstekiler, belki de çevremizdeki diğer otobüslerde bulunan yolcular, otobüsleri temizleyen görevliler, otobüslerin yanında düşünceli düşünceli sigara içen tipler eminim ki hepsi irkilmiştir. annem yanımda şaşkınlık içinde. meraklı gözlerle bana bakıyo, napıyo bu manyak diye.

ben hala çığlık atıyorum. sonra otobüsteki yolcular yanıma geldi, beni tebrik ettiler. ben anneme sarılıyorum, yerimde duramıyorum. yemeyi içmeyi de unuttum zaten. aşağı inip mola bitene kadar ardı ardına 5-6 tane sigara içtim.

yolculuğun kalan o birkaç saatinde hiç uyumadım. uyuyamadım. radyodan müzik dinliyorum. dinlediğim her şarkı, sanki dünyanın en güzel parçasıymış gibi geliyor.

yıl 2008, fenerbahçe sevilla şampiyonlar ligi rövanş maçı. penaltılara kalan maçta sevilla'da dani alves'in kullandığı son penaltıyı kaleci volkan kurtarıyor.

euro 2008. nihat kahveci'nin golüyle çek cumhuriyeti karşısında 2-0 geriden gelip 3-2 öne geçiyoruz.

yine euro 2008. bitti dediğimiz anda semih'in hırvatistan'a 120. dakikada golü atıp maçı penaltılara götürüyor.

2010 dünya basketbol şampiyonası, yarı final maçı. türkiye-sırbistan. bitime 4.3 saniye kala bir sayı gerideyken kerem tunçeri'nin turnikesi ile maçı kazanıyoruz.

bu anların hepsinde inanılmaz sevinmiştim. benim için o gün de böyle bir andır.