unutulmaz film sahneleri

54 /
çilekli çilekli
ahh. (bkz: constantine)
gabriel'le tanıştıktan sonra kilisenin dışına çıkar. isabel de dışardadır. deli gibi yağmur yağmasına rağmen bütün film boyunca yaptığı gibi karizmatik bir şekilde sigarasını yakar ve en sevdiğim repliği söyler :
"at least it's nice out. he always had a rotten sense of humor. and his punch lines are killers."
birdahadadavosa birdahadadavosa
antichrist. açılış sahnesi. willem dafoe ile charlotte gainsbourg duşta ağır çekim sevişirken (kibar yazdım siz anlayın artık) beşikte yattığını düşündükleri çocuklarının pencereden atlayarak ölmesi.
ben film burada bitseydi hiç bir şey eksik kalmazdı. çok daha etkileyici olurdu.
neyse bu ayrı bir konu.
bu sahne her aklıma geldiğinde çok kötü olurum. trier öyle bir atmosfere sokuyor ki bizi/izleyiciyi sanki engelleyebileceğim(iz) bir olayı engellemeyip seyirci kalmış (mecazen) gibi hissediyor insan kendini.
zaten oldum olası bu tarz sahnelerden haz etmem ama filmin başına koymuş fırlama. izlemiş bulundum.
frijit bardot frijit bardot
twilight beyzbol sahnesi. tüyleri diken diken eder. heyecan, kalp çarpıntısı ve keyiften insanı koltuğa çiviler. kandaki endorfin seviyesini pik noktasına ulaştırır. yemek yerken, gözlerini kırpmadan tablete bakan bir çocuğa çevirir insanı. daha iyisi yapılmadı, yapılmayacak.

siz de supermassive black hole duyduğunuzda coşkuyla karışık, gözleri dolanlardansanız gelin canlar bir olalım.


almost almost
merhaba başlık, söz verdiğim gibi geldim yine ;

bu sefer amadeus fimi ve beni evet koca adam beni ağlatan o muhteşem ve unutulmaz sahne ile uğradım sana.

wolfgang amadeus mozart ve ona olan kıskançlığı, psikoloji literatüründe ismi geçecek düzeye gelen salieri arasında, mozart'ın aynı zamanda tamamlayama ömrünün yetmediği rivayet edilen, son bestesi requiem' in hüzün dolu besteleniş hikayesi. hasta yatağında ve son saatlerinde, o eşsiz beyninden çıkan notalar ve salieri nin katip gibi kağıda döküşü. ağır melodram içerir...


doyen isg doyen isg
unutamadığım sahne:
bir adamı sandalyeye bağlayıp ağzını bantla kapatıldı.
sonra şah damarını bıçakladı.
adamcağız çırpına çırpına öldü.

yıllar önce tv2 de izlemiştim adını bilmiyorum.

bir de: -galiba- alan bates in oynadığı bir filimde yağmur yağdırıyordu.
filmi bulamadım.

hatırlayan varsa, isimlerini yazan olursa sevinirim.
54 /