ünzile

6 /
olea olea
dayaktan uslanalı hiç bir şey sormayan kız çocuğu, evcilik oynarken evliliği öğrenmek zorunda kalmış çocuk gelin,erkeğine kadınlık etmesi beklenirken kendisi ile büyüyen cocuklarının anası ünzile
zamazingogonominu zamazingogonominu
yağmuru kim döküyor?

gözlerimizde küçük birikintiler halinde sakladıklarımızın, yanaklarımızdan akmaması için daha nereye kadar tutabiliyoruz ki kendimizi?

12 yaşındaki çocuk bedenlerinde, salyaları akan erkek adamları(!) taşıyan kadın insanların hikayesini anlatan şarkıdır.
çoğumuzun duyunca yüzünü buruşturup, ah canım yazık diyip içini sızlatan ve aynı zamanda da içten içe kendini şanslı saydığı bir mahkumiyetin hikayesidir.
red dragon red dragon
bu şarkı benim için çok özeldir.

lisedeyken birgün çok kötü rahatsızlandım. mideme kramplar giriyordu. en yakın arkadaşımla birlikte revire gitmiştik. ben iki büklümdüm. o başımda oturup bana bu şarkıyı söylemeye başladı. öyle duygulanmıştım ki onun o yumuşacık sesi beni öyle sakinleştirmişti ki, o an ilaç gibi geldi. o günü hiç unutmam. bu şarkının yeri çok ayrıdır, o arkadaşımın da..

şarkının sözlerinin anlamlılığı da, başka bir girinin konusu olsun artık.
soğuk bira vs sıcak kahve soğuk bira vs sıcak kahve
hayatın ve bu içine ettiğimin dünyanın olmayan adaletine sövdüren ve sezen aksu'nun yorumuyla beni benden alan, ağlatan, isyan ettiren şarkı. gerçekten bu mudur hayat? beni içkisiz ağlatabilen nadir şeylerden biri? neden erkekler karar veriyor kadınların hayatına? hayır feminist değilim, hatta abartılı feministlerden de nefret ederim, çünkü onların büyük bir kısmının (tabii ki mantıklı olanları tenzih ediyorum) bir eli yağda bir eli balda olmasına rağmen her şeye bir kulp bulup ota boka kadın hakları falan diye sızlanırken, olan ünzile gibilere oluyor. bu değil kadın hakları bu değil, insanlık hiç değil bu? bu başka bir şey...
eskisehirli eskisehirli
her dinlediğimde duygulandığım birçok sanatçının seslendirdiği güzel şarkı. hayatta böyle gerçekler var gençler, ağlamsı şarkı diyip kestirip atmayın; anlamak için sadece kadın olmaya gerek yok.
kısa bir ara kısa bir ara
insanı depresyona sokan şarkı. ülkenin yıllardır değişmeyen acı gerçeğine vurgu yapar.
"varmadan sekizine
ergin oldu ünzile
hem çocuk hem de kadın
on ikisinde ana"
hukuk112 hukuk112
yagmuru kim dokuyor
unzile kac koyun ediyor
dayaktan uslanali
hic birsey sormuyor....

korkar durur gitmez
koyun en son citine
inanir o sinirda dunyanin bittigine

sözleri ile insanın içini acıtan ve türkiyenin acı gerçeğini hatırlatan şarkı.
let epsilon büyük zero be given let epsilon büyük zero be given
özellikle melankolik zamanlarımda, "neden" sorusunu kendime defalarca sorduğumda, odamda gecenin bir yarısı kendi kendime sessizliğin sonsuz derinliğinde kaybolmak için çabalarken, ülke, dünya, yaşam birazcık kafa yorduğumda saatlerce aralıksız dinlediğim türkiye'de yapılmış en iyi sosyolojik tahlil ve tez olduğuna inandığım eserdir.

liselerde ve özellikle üniversitelerde zorunlu türk dili derslerinde öğrencilere "bakın xxx den de anladığınız üzere j.j.rousseau'nun romantik felsefesiniden etkilenmiştir." "şimdi şu parçasından anlıyoruz ki doğayı üstün kılmış, köy yaşamını yüzeltmiştir." gibi tamamen soyut ve bireyin fikir ve düşüncelerinde hiçbir değişiklik yaratmayan, tahlil ve analize yönlendirmeyen, düşündürmeyen ne kadar şiir, roman varsa okutacaklarına bu parçayı programa alıp, uzun uzadıya değerlendirme yapılmalıdır. ben bu parça kadar türkiye'nin ve bu yöre halkının psikososyolojik analizini mükemmel ve şaşırtıcı derecede, bu kadar az kelime ile bu kadar yoğun bir şekilde yapıldığı başka bir eser okumadım, dinlemedim.

sanatçı nedir, kimlere denir, nasıl olunur sorularının cevabıdır bu parça. aysel gürel'in neden sanatçı, g.tünü başını açan, "kızılötesi aşk" şarkıları söyleyen şarkıcıların neden sanatçı olmadığını çok güzel anlatır. kanımca aysel gürel bu dizelerle türk edebiyatının son yüzyıldaki en iyi eserini ortaya koymuştur.

öyle ki bu parçada, toplum ve nüfus yapılanmasındaki çarpık düzensizlik vardır. parçanın en başında direk nüfus planlaması vurgusunun tesadüf olmadığı açık. bence de gelişmişliğin en önemli verisi olan nüfus planlaması, aysel gürel'in de dikkatini çekmiş olacak ki bu "vahşetin" başlıca nedeni algısını yaratmak için daha en başta "on kardeş beşi ölü" diyerek en az kelime ile bir tezlik konuyu açıklıyor.

öyle ki bu parçada, "ünzileler" için yapılabilecek belki de en iyi tanımı iki kelimeyle yapıyor: "ünzile insan dölü." bunun haricindeki hiçbir kelime ile bu kadar derin bir analiz yapılamaz, hiçbir kelime bu kadar acı veremez.

öyle ki bu parçada, töre, ahlak, gelenek, görenek... kendimizi ait olduğumuzu düşündüğümüz toplumsal normlar ahlakımızı sınıyor. aynaya baktırıyor, "neden" dedittiriyor.

öyle ki bu parçada, ilahi adalet sorgulanıyor. yine o meşhur ahlak ve normlarımıza ters olduğundan öyle bir şıklık, öyle bir derinlikte yapılıyor, öyle kelimeler seçiliyor ki bu insanı zekasına hayret ettiriyor.
"yağmuru kim döküyor
ünzile kac koyun ediyor"
dostoyevski'nin "eğer açlıktan bir çocuk bile ölüyorsa, tanrı yoktur." sözü kadar derin ve anlamlı bu söz bile yeter aslında. bu sözü tolstoy söyleseydi bugün forumlarda, sözlüklerde bolca görürdük fakat işte aysel gürel söylemiş ne yazık ki yeterince "fularlık" değil. yani kız arkadaşına söyledikten sonra "kim demiş" dediğinde "aysel gürel" demek "nietzsche" demek kadar etki yapmıyor olabilir.

öyle bir parça ki, toplumumuzun kanayan yarası aile içi şiddet ve kadına şiddeti ele alıyor. "dayaktan uslanalı hiç birsey sormuyor..." burada belki ağızları kapatılan, sesleri susturulan kadınlar belki de kulakları duymayan diğerlerini anlatmaya çalışıyordur bilemiyorum. konuşturmayanlar kadar duymayanlar da suçlu zira. her gün haberlerde izleyip, 3. sayfalarda okuduklarımıza tepkisizliğimiz belkide, belki de cennetin anaların ayakları altında olduğuna inanıp, her bir kadının bir anne veya anne adayı olduğunu unuttuğumuzdan ya da bu iki yüzlülüğümüzü anlatıyordur. ama delikanlılığımızı da anlatıyor olabilir. çünkü bizde delikanlılık tabiri kendinden aciz ve güçsüzlere gider yapmaktır. mahallenin en delikanlı adamları genelde kendi halinde, etliye sütlüye karışmayan, sünepe(!) çocukları kıstırıp şov yapanlar; yine ortamlarda arkadan esip gürleyenler, olmadı mahalleyi toplayıp tek adama yüklenenler, "bacım buralar tekin değil" tipi adamlar değil mi?

öyle bir parça ki, beyinlerimizin sınırlandığını, daha yetişme döneminde çocukların aklının sınırlarının ebeveynler tarafından kendi dar çerçevelerine indirgendiğini analizler.
"korkar durur gitmez
koyun en son çitine
inanır o sınırda dünyanın bittiğine"


işin en acı tarafı nedir biliyor musunuz? bu şarkı ilk söylendiğinden bu yana 28 yıl geçti. ne değişti peki?
bir memleketin yaşam ve refah seviyesini neden erkekler değil de kadınlar belirler biliyor musunuz? kadına verilen değer listesiyle dünya gelişmişlik listesini yan yana koyduğunuzda neden birbirine çok yakın iki liste görürsünüz biliyor musunuz? neden bir toplumda kadınların okuması erkeklerin okumasından önemlidir biliyor musunuz?

çünkü çocukları erkek değil kadın şekillendirir, eğitir; çünkü bir sonraki nesli kadınlar yaratır...
dumbledoge22 dumbledoge22
iç acıtan sözleriyle sezen aksu'dan mı şebnem ferah'tan mı yoksa kenan doğulu ve yalından mı dimlesem dediğim parça. ünzile'ler olmasın be birader.
6 /