uzun süreli ilişki

1 /
elodya elodya
iki tarafın da dengeyi yakalamak konusunda kararlı olduğu eylemdir. kaçan yoktur, dolayısıyla kovalama da olmaz, bu gel gitlerden yorulmuş, sıkılmış insanlar da... ya her iki taraf da bu yanılsamaya düşmeyecek, kendini ağırdan satma, peşinde köpek etme, değer kazanma, burnunu sürtme, "acıt ki kıymetin artsın" kokusu sinmiş umursamaz tavırlarda bulunma gibi basit ve yaygın davranışlarda bulunmayacak kadar olgun ve kendini bilmiştir ya da karşısındakini acıtmayacak,bunu aklından bile geçiremeyecek kadar çok ve saf seviyorlardır birbirlerini. ne zaman arasanız orada bulacağınızdan eminsinizdir onu. üzerinize titrediğinden, sizin kendinizi düşündüğünden daha fazla sizi düşündüğünüzü adınız gibi bilirsiniz. kavgalarınız bile tehlike taşımaz, o kadar sever ki sizi,sevgisi bitmez,kızamaz, bağıramaz.soğuk bir günde üstündeki ceketi ondan çok sizindir, parmağınızdaki küçücük bir yaraysa sizden çok onun...der ki size: "sen bana bakma,ben senin baktığın yönde olurum." fedakarlığın sınırlarını o kadar zorlar ki,kendinizden habersiz olmayı kabullenecek kadar sorumsuz olursunuz kendinize karşı. dünya sizin haricinizde bir "şey" olur, sadece siz olursunuz hayatta. asla,asla ve asla kötü hiçbir şey gelmeyecektir başınıza. ben, sen, o, biz anlamını yitirmiştir,zamirlerin sınırları kalkmıştır artık birbirleriyle. nerde başlayıp nerde bittiğinizi,nerde kaynaştığınızı unutursunuz,düşünmek zor gelir,saçma gelir, sadece bu kaynaşmanın rahatlığını yaşamak istersiniz. insanların da bu kaynaşmayı sindirdiklerini bilirsiniz.sizi ayrı görmek şaşırtır onları. hatırınızı sorarlar,sonra da onun nasıl olduğunu sorarlar size.siz de cevap verirsiniz. onun yerine cevap vermek öyle güzeldir ki.onun söylediği yerde olduğundan emin olmak...
ama bir gün delici kalp ağrılarıyla başa çıkmaya çalışırken bulursunuz kendinizi.o gitmiştir.giderken kendi dünyasını da götürmüştür,yani sizinkini..."bir yarısı olmamak" fiilini bu kadar gerçek yaşayabileceğinizi hiç düşünmemişsinizdir. sanki siz kendinizi terk etmişsinizdir, o sizi değil. keşke giden sadece o olsaydı diye düşünürsünüz.sadece onunlabaşa çıkmak belki daha rahat olurdu dersiniz. başka bir "şey" olan dünya,yani kocaman bir deniz artık sizinle baş başadır. "görmeyeli ne kadar değişmiş" dersiniz burnunuzu silerken.yıllar geçmiştir,upuzun yıllar.yıllardır ona diktiğiniz "ben"inizi yara bere almadan ondan sökmek çok acıtır. dikişleri birer birer sökerken şunu dersiniz kendinize:"acı çekmeyeceksin bir daha!" bu emre sarılırsınız tıpkı eskiden ona sarıldığınız gibi. önünüzdeki yolu artık acı çekmemek için yürürsünüz. iki ileri bir geri...
kay scarpetta kay scarpetta
eğer biterse -ki çoğu mutlu sona ulaşılamadan biter- sudan çıkmış balığa döndürür. eğer karşınızdaki insanı hala seviyorsanız fakat ilişkiniz yıllara yenik düşmüşse öldürmez süründürür.
make a difference make a difference
lise yıllarında başlar genellikle ve üniversitenin son yıllarına doğru biter. lisede herşey gayet iiyidir, pembe panjurlu şirin bir eviniz olacağına cidden inanırsınız. zamanla bir bakarsınız ki geriye ne ev kalmış ne panjur. yıllar tutkuyu, heyecanı en önemlisi saygıyı götürürken ve beraberinde ilişkiye monotonluk, sıradanlık katarken aslında hala onu çok sevdiğinize takılı kalmışsınızdır. aslında o sevgi sandığınız şey alışkanlığın ta kendisidir ve siz bunu farkedinceye kadar seneler geçer. bir gün gelir benim bunca yıl katlandığım, uğruna bir çok şeyi feda ettiğim kişi bu muydu dersiniz. ama kimse suçlu değildir, yıllar hem ilişkiyi hem de sizi çok değiştirir, ve yıllara boyun eğmekten başka yapıcak pek birşey yoktur.
zinzoline zinzoline
uzun süreli ilişki, belki de herkesin en az bir kez yaşaması gereken, çoğu zaman yamalı, bazı zamanlar hastalıklı ve sonu nasıl olursa olsun insanı olgunlaştıran, çok şey götüren ama çok şey de kazandıran ilişkidir. bazen monoton gelir size hayat. aynı insan, aynı evler, aynı cafeler, restoranlar.. bir rutinin içinde yürütüyor gibisinizdir ilşkinizi ve buna bağlı olarak hayatınızı. çünkü uzun süreli ilişki de insanlar o kadar çok dahil olur ki birbirinin hayatına, evli çiftler gibi ortak bir hayat yaşamaya başlarlar.. ve ilişki hayatın bir parçası oluverir. sevgiliniz sadece sevgiliniz değil, aynı zamanda en yakın dostunuz, sırdaşınız, öğretmeniniz, sığınağınızdır. bir arada mutlu mesut yaşarsınız. kavgalarınız da olur ama bir yerden sonra ayrılık sözü geçmez bile kavgalarda, çünkü bir iki atışmayla bitecek gibi değildir sahip olduğunuz şey. karşınıza yeni insanlar çıkar, farklıdırlar, yeni ve çekicidir düşüncesi. ve o sırada o kadar aynı gelirki yaptıklarınız. "aşkınızın gözü kör değildir artık; yanlışını görür düzeltmek istersiniz"** ve o sırada çok caziptir yepyeni bir ilişki. ancak durup da düşündüğünüzde sahip olduğunuzu bulmanın ne denli zor olduğunu görürsünüz. hayatınız olmuştur sevgiliniz, eti tırnaktan ayrımak ne kadar zorsa o kadar zordur onu kalbinizden ve aklınızdan atmak. ve gurur duyarsınız kendinizle, ilşkinizle. bunca zamandır, yıllardır sürdürdüğünüz düşe kalka da olsa, ayrıla barışa da olsa bu günlere getirdiğiniz bu ilişki herkesin imrendiği, arayıp da bulamadığı şeydir çünkü. onun yanında kendinizi güvende hissedersiniz. belki ilk günkü heyecanı yoktur ama sönmemiştir ateşiniz. arasıra da olsa parlar. teni tanıdıktır, alışıldık, bildiktir. ve en önemlisi o insan karşınızda duran, elinizi tutan, sevgilim dediğiniz, kaldırımlarda, cafelerde , restoranlarda birlikte iz bıraktığınız, geceniz, gündüzünüz olan insan, sizindir. hep aynı yerler dediğiniz cafeler sizin mekanlarınızdır.

ondan ayrı geçen zamanlar perişan olursunuz, ağlarsınız, zırlarsınız, depresyona girersiniz. o sırada hayatınızın en önemli amacı onla yeniden beraber olmaktır. çünkü o hayatınız boyunca beraber olmak istediğiniz kişidir. insanlara dert yanar ağlarsınız. bi kaç zaman sonra yine ayrıldığınızda insanlara ağlamak canınızı acıtır çünkü söylediğiniz herşeyi daha önce söylemişsinizdir. aynı film baştan oynuyordur ve söylediklerinizle onları sıkıyormuşsunuz gibi hissettirir size. insanlarla dertleşmeye bile çekinir olur, yalnız başınızayken gözleriniz iki misli bir ebatta olana kadar ağlarsınız, kendinizi hırpalarsınız. yalnızca en yakınlarınız hiçbişey söylemeden, omuzlarını uzatır size, ve belki 100 kere söylediğiniz sözleri baştan dinler.

bazı zamanlar olur. çok uzadı artık bitmeli dersiniz. çok kavga ediyoruz. olmuyor gitmiyor dersiniz. pek çok kez ara vermek istersiniz, ayrılığı düşünürsünüz. ama bir an gelir onu kaybeder gibi olursunuz ve kalbiniz alarm verir sanki yeniden aşık olmuş gibi yanıp tutuşursunuz onun için. ağlar "gitme!" diye yalvarırsınız. sizinkisi öyle bir aşktır ki bunca senedir gurura yer dahi vermez. onsuz olmak istemezsiniz. bir yabancının hayatınıza girme düşüncesi, bir başka tene alışma aşaması gözünüzü korkutur. hele hele onun bir başkasıyla olabilme ihtimali içinizi yakar.

bir süre ayrı kalmak durumunda kalırsınız sık görüşemessiniz, iştir,güçtür, derstir vs..ve bir gün gelir sizden veya ondan oturup konuşma talebi gelir. der ki bir taraf, "sen benim parçamsın, hayatımdaki en önemli insanlardan birisin, seni hala çok seviyorum ve belki kimseyi bu kadar sevemicem bir daha.. ama -" .. işte o ama, az önce söylediği sözlerin yüzünüze yansıması ile gelişen tebessümü donduruverir yüzünüzde. işte o ama, bir süredir ortalarda esen soğuk rüzgarları; araya giren, sizde özlem ve belliki onun için farklı duygular doğuran, uzaklığı açıklayandır. ve işte o ama, sonun başlangıcıdır. "ama" der sevgili. "artık sevgilimmişsin gibi hissedemiyorum. son zamanlarda çok şey birikti içimizde belki de ve ben artık taşıyamıyorum. iki kişinin sorumluluğu fazla yükleniyor üstüme. lütfen üzme kendini, yıpratma , ağlama eskiden hep yaptığın gibi. bu sefer olgun karşıla diyeceklerimi. sen benim canımsın sanma ki ben üzülmüyorum ama olmuyor böyle be gülüm. hayatının her evresinde yanında olucam. sen benim senelerimi paylatığım insansın, belki de herşeyim oldun bunca zamandır. hep yaşamımın bi parçası olarak kalıcaksın. istediğimizde görüşücez, sık sık görüşürüz istersen.. istediğinde ara beni. senin için hep burdayım. hiç bir yere gitmiyorum. kaçmıyorum, hayatımdan çıkarmıyorum seni. ama lütfen ağlama, çünkü bu hem senin yaşantını etkiler, hem çevrendekileri bana düşman eder ve olucağı varsa da ilerde, olamaz; hem de beni çok üzer ve seni hayatımdan çıkarmak zorunda kalırım." şaşkınsınızdır. sözler yankılanır kulaklarınızda. içinizden bağıra bağıra ve hatta hıçkıra hıçkıra ağlamak gelir ama onun yanında yapamazsınız. ancak kulaklarınızdaki ve burnunuzdaki yanma ile aniden gözünüzden kaçıveren iki üç damlaya engel olamazsınız. yeniden denemek istersiniz, bir şans daha dilersiniz. "düzeltsek yanlışlarmızı, bizim elimizde değil mi bu?!" dersiniz. ama sizde bilirsiniz ki bu sefer kalkmıştır tren gardan. ve bu defa son seferdir. çünkü bu sefer, herşeyini almamıştır sevdicek giderken, hatıralarını bırakmıştır güzel hatırlayın diye. bu sefer son seferdir, çünkü sizi almamıştır sevdicek yanına giderken.
rasmus rasmus
uzun süreli ilişki yaşayan çiftlere çok sevdiğim demet akalın'dan bir parça * armağan etmek istiyorum.

"sevgilimi koluma takarım
galakside üç beş tur atarım.."

evet efendim sevgili gezegenimiz dünya, güneş'in etrafında dönerken güneş de samanyolu'nu turlar falan. tabii galakside bir tur atmak 225.000.000 yıla tekabul edeceğinden bu baya uzun bi süre olur. * ama uzun süreli ilişki dendiğinde bu denli uzun olduğunu düşündüm yani.. ayrıca demet akalın'ın böylesine bilimsel bir giriye sebebiyet vermesi de çok tuhaf. başlıkla da baya alakasız bir giri oldu. her neyse. falan. naber?

(bkz: kozmik yıl)
sleeplessbeauty sleeplessbeauty
etkileri bittikten sonra ayırt edilebilen ilişki türü.

insan "sevgili" dediği şahısa birden çok anlam yüklemeye başlıyor zamanla. anne oluyor, baba oluyor, abi, kardeş, eş, dost oluyor sevgili aynı anda.

vücudunu, zevklerini, korkularını, alışkanlıklarını, takıntılarını ezberleyiveriyorsun.

öpüşün onun öpüşüne benziyor. şarkıların aynı dizesinde eşlik etmeye başlıyorsunuz. espri anlayışınız eşleşiyor. her şey ortaklaşıyor. paranın, zamanın, hiçbir şeyin lafı kalmıyor. hepsini ona feda etmek istiyorsun zamanla. ona armağan edilen her şey, anlam kazanıyor sanki. yaşadığının bir anlamı oluyor. varlığının bir nedeni.

zamanla beklentiler artıyor. kıskançlık, sahiplenme, hükmetme, üzerine baskı kurma gibi kötü arzular sarıyor ruhu. sen hayatını ona adadığından mıdır bilinmez, onun hayatı üzerinde her türlü söz söyleme hakkına sahipmişsin gibi geliyor. ona kızabilmeye başlıyorsun. kavgalar, daha ağır geçmeye başlıyor.

onsuz nefes alamayacağını sanırken bir de bakıyorsun, sevgi bir yerlere saklanmış, yerini başka şeylere vermeye başlamış.

müdahele etme gereği duyuyorsun o an. "birbirimizi bu kadar severken, yazık etmeyelim, bitsin dostça, birbirimizden nefret etmeden" diyorsun.

iki taraf da gerçekten seviyorsa ve değer veriyorsa diğerine, güzel güzel devam ediyor hayat bu karardan sonra da.

hem sanki kendini daha çok sevmeye başlıyorsun. daha bir güzel giyinesin geliyor. daha bir dik duruyorsun, daha güzel gülümsüyorsun sanki. evet kimse inkar edemez, daha güçlü ve daha güzelsin.

hem hala sevişebiliyorsunuz. hala özlediğinde gidip kocaman sarılabiliyorsun. hala en çok onu seviyorsun. daha ne.

mutlu mutlu geziyorsun sonra, kendi halinde.

arada onun yeni biriyle beraber olma ihtimali geliyor aklına. tüylerin ürperiyor, bir sigara yakıyorsun.

sonra telefonun çalıyor. arayan o. annen, baban, dostun, abin, kardeşin.

gülümsüyorsun ve alo diyen sesinde kuşlar dans ediyor.
sözlüğün en güzel kızı sözlüğün en güzel kızı
çiftlerin birbirine karşı daha anlayışlı olması gereken, belli engelleri aştığında evlilikte biten, on numara ilişki. hem kısa süreli ilişkiye ilişki mi denir ulan? sevecekseniz uzun ömürlü sevin.

herkes kaldıramaz bu ilişkiyi. aslında biraz da patlamaya hazır bir bomba gibidir. aman diyorum, hali hazırda uzun süreli bir ilişki sahibiyseniz, sakına saçma sapan sebeplerden ilişkiyi zora sokmayınız, sonra çok üzülürsünüz, pişman olmanız bir fayda etmez.

yıllar sonra gelen atarlı edit: kardeşim uzun süreli ilişkiyi bitirmeyin dediysek de kangren olduğu halde sırf yıllardır emek harcıyorum bitiremem ben hacu triplerine girip sınırları zorlamayın. az insan olun biraz. az cesur olun hergeleler.
deniszeki deniszeki
her baba yiğidin beceremeyeceği ilişki çeşididir. çoğu sıkılmak, başka kişilerle takılmak yahut boynuzlanmak şeklinde son bulurken, güzeli tadından yenmeyecek olan ilişkidir.
emo the unlucky polar bear emo the unlucky polar bear
aslında güzel bir ilişki türüdür ama sabır ister emek ister empati ister. aksi takdirde zaten adı uzun süreli ilişki olmaz. ilişki esnasında karşı tarafa yapılan jestler ve onun için yapılan güzel şeyleri ne zaman içten gelerek yapmayı bırakıp zorunlulu hissediyormuş gibi yapılırsa ilişki ya bitiyordur ya da bitecektir, eli kulağındadır yani.
you don t goff me you don t goff me
bittikten sonra sizi 3-5 ay içinde sizi bir anda 1 sene birden yaşlandıran şey. yüz çizgileriniz beliriyor, ve 8-10 tel beyaz saçınız oluyor. yüreğinizdeki acısı ise cabası. onun dışa vurumu zaten bunlar.
1 /