veda etmek

1 /
syntaxerror syntaxerror
bir süre veya tamamen ayrı kalacak insanların, bu ayrılık süresince, veya ömür boyu birbirlerine iyi niyetlerini sunmak yönünde sözcükleri sıraladıkları insancıl ritueldir. her zaman işteş bir eylem olmayabilir. zira taraflardan biri bir gül ve bir mektup eşliğinde, aynaya bir öpücük kondurup rujla yazı yazarak, veya bembeyaz bir zemine, bembeyaz yazılarla "ben gittim. bye" diyerek gerçekleştirilebilir.

her ne şekilde olsun bence bir raconu olmalıdır. ne kadar gerekli olsa da veda etmek, veya ne kadar şerefsiz olsa da veda edilen taraf, bir şekilde sıcak bir insanlığı içinde barındırmalıdır. "ben vedalardan hazetmem", "kimseye veda etmeden basar giderim" tarzı üçüncü sınıf kahraman repliklerinin olduğu veya red kid'e özgü cümleler, sımsıcak bir merhaba ederek aslanlar gibi giden birinin yanında kanımca pek muteber değildir. kısacası, kim ne bok yerse yiyebilir, lakin veda etmeyi bilmelidir.

edit: başlık sankim üstüme kalmış
boorock boorock
kafasına "çekip gitmeyi" koyan bir kişinin asla yapmayacağı kimi zaman kendini naza çekmek için yapılan : "ben gidecem ha!!! ben gidiyorum elveda , bak giderim ha ve en sonunda gitme desene ulan!!" la biten uğruna romantik ve hüzünlü cümleler kurulmaya çalışılan cidden gerçekleştiğinde ise insana koyan tatsız bir eylem...

(bkz: her seçiş bir vazgeçiştir)
(bkz: beni daha çok sev tribi)
maddenin katı hali maddenin katı hali
birçok çeşidi vardır veda etmenin. hangi birinden bahsedebilecegimi, anlatabileceğimi dogru kelimelerle, bilemedim açıkcası. bir yakınınız amansız bir hastalıkla aylarca savaştıktan sonra ona yenik düşmüşse, veya çok sevdiğiniz janti gömleğiniz artık size küçük geliyorsa , bağlandıgınız bir çocukluk oyuncağınız veya odanıza, yatagınıza huzurlu bir şekilde girmenizi sağlayacak herhangi bir toteminiz ortalıklarda görünmüyorsa, ilerleyen yaşınızla geçen her saniyenize, dökülen her telinize, o, zamanla her gün sizden habersiz de olsa savaşan gençliğinize , coğu zaman olduğu gibi her seçişinizin size kaybettirdiklerine, kısacası her gün ölümün tecavüzüne uğrayan şu hayatta sadece sevebileceğiniz herhangi birine veya bir şeye veda etmek zorundaysanız;

evden cıkarken ayakkabınızı her bağlamak için yere eğildiğinizde, duşa girdiğiniz zaman suyun ısınmasını her beklediğinizde, duştan cıkarken havluya sarılmadan geçen o her soğuk anda , restauranta oturup sipariş ettiğiniz yemeğinizin gelmesini her beklediğinizde, yürürken, yalnız veya kalabalık, rüzgar size her tanıdık bir koku getirdiğinde , soğuk bir memlekette yaşıyorsanız agzınızdan çıkan dumanın havaya zerafetle yükselişini her seyredişinizde , sigara sevmeseniz bile çakılan her çakmakta, seviyorsanız çekilen her ilk nefeste, söndürülen her izmaritte, uyurken her gece lambayı kapatıp karanlık boyunca her yatagınıza ilerlediğinizde , yastıgınıza kafanızı koyduktan sonra onun soğuk olduğunu her hissedişinizde , herhangi bir kapıyı açmak için elinizi uzattıgınızda, herhangi bir kapıyı kapattığınızda , ortak bir hatıranızın olduğu bir müzikte, içkinizin her ilk ve son yudumunda, bilgisayarınızın veya televizyonunuzun açılmasını her beklediğinizde , girdiğiniz her kuyrukta, kucaklaştıgınız veya hoşçakal dediğiniz herhangi birinde, yeni tanıştığınız biriyle, ismini size söylemeden geçirdiğiniz her anda, her yere düştüğünüzde , her yerden kalktığınızda, herhangi bir yansımada kendinizi her gördüğünüzde , birini her beklediğinizde , birini her beklettiğinizde , sabah erken kalkıp çalışırım düşüncesiyle yataga her girdiğinizde , kendinize her yalan söylediğinizde , telefona her mesaj geldiğinde , her mezarlıktan geçtiğinizde, umut dolu bir film izlediğinizde , o insana veya o şeye benzeyen herhangi bir şey gördüğünüzde , ya da her şeyi ona veya o şeye benzetmeye başladığınızda , kalmışsa eğer bir tutam umut düşünceye her yenildiğinde, bu ve benzeri anlar hafızanıza her kazındığında,

anlayınız ki her vedadan geriye yüzünüzde olmasa bile aklınızın en size ait ucunda tatlı ama buruk bir tebessüm kalıyor, yaşayabilmiş olduğunuz için. ve her veda kendi içeriside bir bekleyeni doğuruyor.
uc satir ustune kapkara haykiran punto uc satir ustune kapkara haykiran punto
#3773475 in devamı ve de sonu olsun..

ölüyor… 1.94lük dev bünyemin içindeki o ufacık çocuk, o hayat dolu umutlu gözlerle bir şeyleri bekleyen çocuk ölüyor. gıdım kaldı son nefesine, son nefesini de acılar içerisinde alıp veriyor, önceki nefeslerinin de boş olduğunu arkasına bakıp bir kez daha görerek, pişman olarak, pişmanlığını kanında hissederek, tüyleri de biraz diken diken olarak.

hayat zaten bir dalgadan, al ama verme gülümden ibaret. dalgasını geçip parmaklarının ucunda oynatıyor bizi, herkesi değilse bile beni. sen niye en az hayat kadar deşiyorsun beni? biraz daha insaflı olsan? daha az dokundursan o acıtan duygularını? daha az zarar versen bana?

yok ama, gerek yok artık. dedim ya, ölüyor o en güzel günleri düşleyen çocuk işte, e ben de ölüyorum haliyle biraz. düşünme artık daha “ne yaparım da zarar vermem sana? daha az üzülmeni sağlarım?” diye, düşünme hiç. daha önce bunları düşündüğünü her söylediğinde bu lafları söyledikten iki sonra yaptığın absürtlüklerle ciddiyetsizliğini belli ediyor, dibine kadar yalan davrandığını da belli ediyordun zaten. sen zaten hiç gerçekten düşünmedin, düşünmeyeceksin de, bunu en azından hayatta en iyi bildiğim şeyler kadar iyi biliyorum. kuru laf işte benimkisi. sen yine düşünmeyeceksin, yine o son derece keyfi sürdüğün hayatını prensesler gibi yaşamaya devam edeceksin, burnunun dibindeki ezip geçtiğin beni umursamadan, hem de hiç umursamadan. öyle bir gözle bakıyorsun ki, öylesine tek taraflısın ki, çirkin bir hal almaya başladı olay. zamanında zerre tereddüt etmeden hissettiğim sana karşı olan sevgimi sorguladım, o aşamada kendimce tatmin edici cevabı alıp geçtim oraları, sen sevilmeyi hak ediyor musun diye düşünmeye bile başladım artık. yani demek ki bir şeyler kötüden de kötüye gitmedi başladı artık, ve ben de gözlerimi daha da fazla açarak görebiliyorum kötüye gidişleri, olası varlığın tamamen yok oluşunu.

çok boşmuşsun sen. ağzından dökülen iki güzel cümle, o cümlelerdeki gerçekten var olması durumunda çok şeyi değiştirecek güzellik ifadeleri o kadar boşmuş ki aslında, aslında sen umut vaat eden konuşmalarını öylesine rahat yapıyormuşsun ki.. çok sıradanmışım ben, hiçbir özelliğim yokmuş. artık senin burnunun dibindeki ezdiğin kişi olmak istemiyorum. ezeceksen yine ez, ezebilirsen tabi, lakin bu ben senin uzağındayken olsun, yaşamayım daha ben bu acı, çirkin, son derece anlamsız gerçekleri . kürekler boşa çekilmesin, az da olsa dolu bir şeyler için olsun çabalarım, en azından gerçek olsun, çok daha gerçek.

gelecekteki sevgiliye mektup düşüncesiyle yazdığım mektubum sendin benim, çok şeydin sen. ama işte… olmadı.. umutları öldürdün, olası yarınları öldürdün. öyle de rahat, basit bir şekilde öldürdün ki, bu acıtıyor işte. benim yaşam bağladığım, baş üstü yaptığım o umut adlı istekleri sen keşke bu kadar basit öldürmeseydin, keşke.

saat sabahın 7si olmak üzere. senin için yazdığım son şeyleri yeni bir güne başlamadan önce yazıyorum. birazdan uyuyacağım, yeni bir gün için uyanışımla birlikte canlı bedenimin içinde ufak ufak cesetler olacak.

ben bileceğim suçlunun kim olduğunu; sen neleri öldürdüğünü bilemeyeceksin...

hoşçakal.
blackpearl blackpearl
son sahne
yüzünde ılık bir rüzgar
saçında son bir kıpırtı
sarı bir gök
gözlerde yaş yok

sana veda etmek
bir atın yelelerini okşayıp günbatımına gitmek gibi

ellerinde büyüyen bir özlem denemez
kalbinde küçülen bir benek
sana veda etmek
üşüdükçe giydiğin bir hırkayı sökmek gibi

sana veda etmek
bir ülkeden çıkmak gibi

her şey yavaşlıyor
bir şarkı boyunca yüzünün yere baktığı oluyor
bir susmak boyunca konuşmak istediğin
gözlerini üstüne sermek üşümüş bir bedenin

sana veda etmek
tutulmamışlığını hatırlamak gibi bir elin

kurumuş bir yaprağı kırıyorken sonunda
ellerinin duruşundan söz açmak yersiz artık
yüzünde bir rüyadan arta kalan güzellik
duruşunda güzelliğin gördüğü rüya
gülüşünün o bende yer etmişliği
ağır bir göz kırpışı gibi
giriyor konuşulmayacaklar arasına

sana veda etmek
umudun ölüsünü bırakmak gibi durgun bir suya

kopan her şeyin resmi bize benziyor şimdi
harften bölünmüş bir kelime, kırık bir dal
parçalanmaya hazır gül kurusu
ikiye ayrılan kitap
ki bir yarısını anlatır hep diğer yarısı

sana veda etmek
bir yaprağın düşerkenki türküsü

anlatmakla tükenmez bir sen vardı bende..

bir damlanın koptuğu buluttan aldıkları gibi
bir cümleye sığabilirse her şey yine de
içimde birikenleri al şimdi

bildiğim en güzel şiir gözlerindi

sana veda etmek
bir şiiri unutmak gibi
mitosmuşolimposmuş mitosmuşolimposmuş
bir hoşçakal diyemez o. ve siz beklersiniz gün gelir de belki veda eder diye. o zaman acınız biraz daha dinecektir çünkü. ama etmez işte, beklersiniz, beklersiniz.. tek kelimedir aslında beklediğiniz, sadece tiz bir hoşçakal..
turnthepagee turnthepagee
gidecek kişi bu bir veda değil der durur. o yüzden de veda etmez. ama sen yine de duymak istersin bir "hoşça kal" sözcüğü. o demez , sen istediğinle kalırsın. hem nasıl bu kadar emindir ki bir daha görüşeceğimize? görüşürüz belki ama eskisi gibi sık hiç değil. insan uzağa gidiyorsa her şartta veda etmelidir. kalan bunu ister ama giden dinlemez. arkasına bakmadan çeker gider.
perfingens perfingens
her türlü vedadan nefret eden biriyim evet..veda etmekten nefret etmemın nedeni üzüntüden kaynaklanmaz kurabilecek cümle bulamamamdan dolayı...diyecek hiçbirşey bulamam bu zamanlarda.. ortada kapanması gereken büyük bir boşluk oluşur o an eller devreye girer birkaç saçma sapan el yüz hareketi gereksiz samimiyetsiz kısa bir gülümsemeyle kendine iyi bak denilir o kişiyle son görüşmem olacaksa bir daha hiç görüşülmeyeceği bilindiği halde bile alışkanlıkla sonra görüşürüz denilmesinin verdiği bir iç acıması dönemine girilir en son olarak da hayatla ilgili iyi temenniler dilenir...vedadan sonraki aşamayı yalnızlığı yavaş yavaş içine davet edersin ve birkaç dönem satmış olduğun yalnızlığınla tekrar barışıp onunla bütünleşip hayatına devam edersin
the last dovahkiin the last dovahkiin
her tekrarlandığında insanın ruhundan bir parça koparan eylem.

tek arkadaşım olarak nitelendirdiğim kişiyi çalışması için tekrar kastamonuya yolladım. benden yaşça büyük olmasına rağmen kafası kafama uyan tek adam neredeyse. ve ona veda etmenin, onunla aynı şehirde olmamanın bu kadar can sıkabileceğini tahmin etmemiştim. insan sevdiği insanlarla ayrı düşmemeli. ne olursa olsun insan değer verdiği insanın yanında olmak için çabalamalı. bunun dışında her şey yalan bu dünyada.
adelhaid adelhaid
insanın amına koymaktan başka bir şey değildir.
sen onca yaşanmışlıkları, onca anıları, sevdiklerini geride hem de çok geride bırakmak zorunda kalıyorsun.
bazen vedalar öyle bir hal alıyor ki, gideceğin mesafenin uzunluğu, geri dönmeyecek oluşunun bilincinde olup gidiyor olman, hiç bir zaman haz etmediğin insanları bile geride bırakacağın için içinde burukluk oluşturuyor.
gidiyorsun allahın çin'ine.
arkanda bıraktıklarının hüznüne mi yanasın, yoksa orda neyle karşılaşacağını bilmeyişine mi, ya da yeni bir hayata başlıyor oluşunun endişeliğine mi.
en önemlisi de senin 'özleyeceğim' diyip gittiğin ve sonra da 'ya onu artık özlemezsem' diyerek korktuğun durumdur.
evet onu özlememe ihtimali bile kimi zaman can yakar, özlememeye başlayınca aslında rahat olacağını bilerek üstelik.
ne acı di mi.
1 /