veteriner kliniği

ophelias ophelias
her gittiğimde cennete düşmüş gibi hissetmeme neden olan yer. kedileri, köpekleri, kuşları, tavşanları... sahipli görmek beni öyle mutlu ediyor ki. etrafımda onlarcasıyla çevrili oluyorum. bazıları hasta oluyor tabi, iyileşsinler diye dua ediyorum.

tüm huzursuzluğumu çekip alıyor o ortam. bir kez daha üniversite okumak istesem bu veterinerlik olurdu. büyük saygı ve minnet duyuyorum kendilerine.
asimagii asimagii
hep dışarıdan sempatik gelmiştir. muhabbet kuşum hastalanınca ilk defa içine girdiğim zaman veterinerlerin de ne kadar iyi insanlar olabileceğini gördüm. çırpınan kulu eline alıp başını okşamasını unutmuyorum. öleceğini anlamıştı, zaten o akşam da minik mavişim göçtü gitti.
hayaletin garip huyları hayaletin garip huyları
benim kedi gideceğini anladığı zaman tirtir titriyor, ağzından salyalar akıtıyor. kendimi onun yerine koyuyorum, beni de bir kutuya koyup, yabancı bir yerde oramı buramı elleseler ben de korkarım. götürmüyorum artık, 1,5 sene olmuştur uğramayalı. allaha emanet yaşıyoruz hep beraber.
acarabi acarabi
petlerinizi ilk sahiplendiğiniz andan başlayarak alıştıra alıştıra götürürseniz ilerki aşamalarda ziyaretlerinizin daha sorunsuz geçtiğini göreceksiniz.
purge me purge me
acı, mutsuzluk, kasvet demek tüm hastaneler gibi. orasını geçeceğim şu güzel moral seviyemi aşağı çekmemek adına. farklı bir gözlemimden bahsedeyim..

kedim ile her gittiğimde, acaba bende mi bir tuhaflık var diye düşünmeme sebebiyet veren sosyal etkileşimler içine sokar beni buralar ve gülerim eve gelince.

case'in içindeki kedimin ilk kez vitrine çıktığı bir andır sanki. diğer koltuklarda, bir kaç case ve içinde sessiz sakin aşı sırasını bekleyen kediler, ortada bıkkın gözlerle uzanmış bir golden (klinik sahibinin sevimli dostu diyelim ona) ve sağa sola telaşlıca koşturan beyaz pudufuk bir terrier var. bekleme salonunda duruyoruz.

kutularındaki diğer kedilerden çıt yok. benim sıpam, yarı tıslama yarı boğulma sesleri ile karışık inletiyor ortalığı. terriere kafa tutuyor kafesin içinden. terrierin sikinde değil bu arada. en çok ses bundan çıktığı için gelip 3 saniye kadar kokluyor ve neşeyle koşturmaya devam ediyor.

haliyle benim o an bir şey yapma ihtiyacım doğuyor gibi hissediyorum. "kızım noldu bitanem" diyorum yarı kısık sesle. etraftaki bekleyen kadınlara dönüp "korktu galiba benimki alışık değil işte" diye geveliyorum. (korkmadığından adım kadar eminim, insan evladını bilmez mi? oyun arıyor prenses, olay arıyor babası gibi. dertsiz başıma bir dert alayım zarar göreyim sonrasına bakarız diyor içinden. o an bıraksam kafesi açıp terriere dayılanır ve yerde yatan kendisinin 30 katı golden hocamın kuyruğuna pati atıp kaçar. götünden de korkar iş ciddiye binince yani. batman falan sanmayın.)

şükür sayıları artınca ev ahalisinin artık eve geliyor veteriner.

veteriner klinikleri benim gözümde salt acıyı çağrıştırır ama daha ketum bünyeler, sadece veterinerlerin alıp tedavi ettikleri (kırık çıkık) hayvanları görmek, ufak yardımlar yapmak için bile ziyaret edebilir. benim kalp daha kaldırmıyor o tip ekşınları.