vicky cristina barcelona

1 /
ziyaa ziyaa
ispanyaya tatil için gelen iki kız arkadaş vicky ve cristin'ın,tatilde tanıştıkları
bir ressamla yakınlaşmaya başlamasını ve birde bu ilişki karmaşasına ressamın eski karısı maria'nın da eklenmesiyle bir aşk ücgenine dönen ve 7 kasımda gösterime girecek olan romantik komedi filmidir
luka luka
başrollerinde;
javier bardem
scarlett johansson
penelope cruz ve
rebecca hall'ın oynadığı 'woody allen' filmi. ilginç bir konusu bulunmaktadir fakat beklentileri yüksek tutmamak gerekir çünkü yeteri kadar etkileyici değildir.
jugador jugador
barcelona hayranlığınız varsa onu kat be kat arttırıcı bir etki göstermektedir bu film. oyunculuklar yeteri derecede doyurucudur ayrıca. penelope ise adından en fazla söz ettiren isimdir gösterdiği harikülade performansı ile. ama senaryosunun çok havada kalmış olduğunu hissettiriyor film bittikten sonra.

izlenmeli ancak kadronun etkisine girip çok fazla beklentiye girilmemelidir.
talen talen
ilişkiler ve aşk hakkında çok fazla şey söyler gibi yapan ama aslında bir şey söylemeyen, başından sonuna rahatsız edici dış sesi de cabası olan filmdir. oyuncular ise belli ki woody allen'ın yaşına başına bakıp hürmet göstermişler, ellerinden geleni yaparak iyi iş ortaya çıkarmışlar. o kadar.
wondrous wondrous
no country for old men'deki sapık ağabey javier bu kez saçı kesip hafif kirli sakal bırakıp ıssız bir adam oluyor. barcelona'da bohem hayatı yaşayıp, soyut resim yapıyor ve boş zamanlarında cabrio bir alfa romeo'ya biniyor.

vicky ve cristina o yaz barcelona'da takılmaya karar veriyorlar. vicky evlenmek üzere. nişanlısı en spor kıyafeti docker olan tam bir amerikan hıyarı. cristina manitasından yeni ayrılmış, dibini her an dövdürebilecekmiş gibi bir tavrı var. javier ağabey bunlarla tesadüfen tanışıyor ve hiç mevzuyu uzatmadan ikinizle de yatmak istiyorum diyor. vicky ayak sürüyor ancak cristina dünden razı. haftasonu javier ağabey yönetimindeki özel bir uçakla afyon sandıklı karayolu'nda şarampole yuvar... ufak bir ispanyol kasabasına gidiyorlar. orada tam cristina'yla javier ağabey cima edecekken cristina hasta düşüyor ve haftasonunu yatakta geçiriyor. javier ağabey hiç durur mu? bu sefer vicky kapılarını zorluyor ve şarabın da yardımıyla vicky ile mutlu bir gece geçiriyor.

vicky her ne kadar bu gecenin etkisiyle javier ağabeye aşık olsa da bunu unutmaya çalışıyor. bu arada cristina javier ağabeyin evine taşınıyor. mutlu bir birliktelik geçirmeye başlıyorlar. bu arada esas karakterlerden biri kadraja giriyor. önceden javier'i öldürme girişimi sonrası ayrıldıklarını bildiğimiz javier'in eski karısı madrid'de beraber yaşadığı adamdan ayrılıp barcelona'ya geliyor ve otogar'da hap atarak intihar ediyor. javier ağabey dayanamayıp onu da eve alıyor. önce iki kadın aynı evde anlaşamamazlık yaşarken gel zaman, git zaman iki kadın tıpkı kuma gelmiş şirin bir anadolu evindekine benzer bir arkadaşlık kuruyorlar. bu arada eski karı cristina'ya "javier'le yatak odanıza geçtiğinizde süper gazı alıyorum, gece kamyonu devirip duruyorum" diyor. bu beyanattan sonra işin rayı biraz değişiyor. javier'le eski karısı bir posta yatıyor ve cristina da bunu biliyor ve çok normal karşılıyor. javier bir akşam eski karısına bir akşam cristina'ya derken en sonunda cristina eski karıyla da sevişiyor. birden ortamda antik yunan medeniyetini aratmayacak bir cinsel özgürlük ortamı doğuyor ve evde threesome baharı yaşanıyor.

bu arada vicky'nin nişanlısı barcelona'ya taşınıyor ve burada evleniyorlar. vicky'nin kocası ada'nın kocası gibi hıyar ancak başına gelenlerden habersiz olduğu için acımamız gereken bir karakter olarak önümüze geliyor.

evde threesome ortamı sürerken cristina bir süre sonra mevzuyu kendisine yakıştıramadığı için evden ayrılmak ve threesome'ı bozmak istiyor. javier'in eski karısı buna çok sinirleniyor ve threesome ortamıyla yumuşayan kadın gidip o eski sapık kadın geri geliyor. cristina gittikten sonra javier ve eski karısının ilişkisi de yürümüyor, eski karısı evi terkediyor. javier abi threesome ortamından elizabeth günlerine geri dönüyor.

javier ağabey yalnızlığa alışkın olmayan ıssız bir adam olduğu için tekrar vicky'ye yazılmaya başlıyor. vicky önce kocasını düşünüp bunu istemese de sonradan javier'in öğle yemeği teklifini kabul ediyor. tam sevişeceklerken bir el silah patlıyor ve "acaba film birden aksiyonlu bir gangester filmine mi bağlanıyor" derken gelenin elinde silahıyla sapık kadın eski karı olduğu görülüyor. javier tutukluk yapan silahı kadının elinden kapıyor ve orada bir arbede yaşanıyor. silah javier'in elinde patlıyor ve kurşun vicky'nin elini sıyırıyor. burada sapık kadın ve javier'i son kez görüyoruz.

bu elim verici hikayeden sonra gitme vakitleri gelen vicky, cristina ve vicky'nin kocası barcelona havalimanından sevdikleriyle vedalaşarak new york'a geri dönüyorlar.

90 dakika süren 2008 yapımı film, paco ustanın entre dos aguas'ıyla sona eriyor.

~ izleyicisine adanmıştır ~
sweethomechicago sweethomechicago
en yakın arkadaşımla izledik filmi. hatta birimiz cristinanin birimiz de vickynin aynısıydık. filmde işler karışmaya başladıkça birbirimize anlamsız bakışlar atmaya başladık. sanki gerçekten birbirimize filmde olanları yapıyormuşuz gibi.

film bitti birbirimize baktık ve bir daha filmin başında kendimizi karakterlerle özdeşleştirmeyeceğimize resmen yemin ettik. psikolojim bozuldu. bir arkadaş bir arkadaşa bunu yapmamalı*
heidi heidi
üç birbirinden farklı ama hepsi güzel dişi ve çirkin ama çekici ispanyol ressam woody allen filminde biraraya geliyor. ispanya manzaralarını çoğu kez giulia y los tellarini den barcelona şarkısı eşliğinde izleyip gülümsüyorsunuz.. sonra ilişkiler, aşk, tutku derken siz de tüm karakterlerin yanında olup onlara hak verebiliyor, sesli hak vermediğiniz için dakkasında ohh çekiyorsunuz. ne mi sonuç; sonuç parçalanmak yerine sıkılmak iyiymiş; neymiş bazıları istediğini almayı bilirmiş; neymiş aslında her şeye sahip olduğunu sananlar bi halta sahip değilmiş; neymiş bazen içinizdekini çıkarmak için bir karanlık oda hediye edecek kişiler gerekmiş; neymiş; penelope a sigara, bardem e kirli sakal ancak bu kadar yakışırmış. güzel...
sugibiazizol sugibiazizol
içinden barcelona'yı çıkarınca geriye hiç bir şey kalmayacak film.

yalnız protest şair babaya olan hayranlığımı belirtmeden geçmeyeyim; şiirlerini toplumla paylaşmamasını " yüzyıllardır insanlar biribirini sevmeyi öğrenemedi" gibi bir nedene bağlayarak, filmdeki her biri arayış içinde olan oturmamış kimlikli kahramanlardan sıyrılarak takdiri haketmiştir.

şahsımın filmden aldığı en gudik mesaj; amerikalı klişeler ve tekdüze yaşamı içinde boğulurken, avrupalı hayatın hakkını vermektedir.
mümtaz mümtaz
her şeyden evvel çağan ırmak'a kapak olması icab eden bir film. şimdi yanlış anlaşılmasın, "ıssız adam"ı türk sinema tarihinin yüz karası ilan edenler korosunun işi abarttığı, hatta eski işleri hesaba katıldığında çağan ırmak'a ayıp edildiği bile düşünülebilir. ama ortada olan bir gerçek de inkar edilemez: amansız bir "ıssız adam" tiplemesi çizen jose antonio ile bizim kasabanın alper'i arasındaki fark, konuşmaya gerek bırakmayacak bir ölçüdedir; insanı dehşete düşürür. şimdi, sağolsunlar, türk sinemacıları ile röportaj yapıp bizi aydınlatanlar sayesinde bizim oyuncu ve yönetmenlerimizin "dünyaya açık" olduklarını öğreniyoruz. sual: kimlerden etkilendiniz yahut kimleri seversiniz? aman efendim, kimler yok ki... kimse kusura bakmasın ama röportaja gelmeden evvel biraz çalışıldığı ve birkaç orijinal isim ezberlendiği çoğu zaman çok açık bir şekilde ortadadır. peki netice? ger.ekten böyle bir etkileşim var mıdır? işte adını koyalım, dünya sinemasında bir aşama olduğu hemen herkes tarafından kabul edilmiş olan ıngmar bergman ile woddy allen arasındaki ilişkiye benzer bir etkileşime nerede rastlamak mümkün? belki de hiçbir yerde. çünkü bunun lafla olamayacağı o kadar açık ki. aradaki farkı söyleyip yürekleri kanatmaya lüzum yok. ancak bir türk yönetmeninin, bu filmi "yönetmen duyarlılığı" ile izleyip kahrolmamasını anlamak da mümkün değil. izliyorlar ve kahrolmadıkları gibi çıkıp yorumda bulunmak cesaretini bile gösteriyorlar. hasıl-ı kelam: vaziyet yürekler acısı.

diğer taraftan film bize ne diyor? her zaman olduğu gibi bir woddy allen felsefesi var. nedir o? bütün güzel sanatlar şubeleri kardeştir, bunlar muhakkak ki birbirlerini sevmelidir. işte resim, müzik; işte mimari ve son zamanların modası modern sanat müzeleri. katalan kültürü üzerine yapılan bir yüksek lisans tezinden tutunuz, barcelona civarındaki modern sanat müzeleri, muhakkak ki bazı heykeller, kiliseler; tabii ki muazzam bir ispanyol müziği, bu müziği bilen ve açıkça kitabını yazan ispanyol gitarsitler vs... hepsi iç içedir. zinhar birisi bile rahatsız edici değildir. kimse kimsenin önüne geçmez. yani, rahmetli ayla dikmen'in mezarından fırlayıp ıssız adam'ı bir kenara atması diye bir şey söz konusu olamaz burada. belki ağır kaçacak ama, bu filmde bir "sömürü düzeni" değil, çok açık bir sentez vardır ki zaten sanat dediğiniz kavramın amacı biraz da bu değil midir?

woddy allen, kendi tarzı içinde benzer şeyleri söylerken her defasında kendisini yenileyebilen bir insan, deha derecesine ulaşmış bir yönetmen ve yazar olduğunu bir kez daha göstermiştir. nereden anladık? rahmetli attila ilhan'ın bir zamanlar anlatmaya çalıştığı gibi, hayat muhakkak ki çok karmaşık bir yapı; bunun içinde her şey var; ancak bu karmaşayı belli bir düzen içinde ya da yine kendine özgü bir karmaşa içinde yansıtabilmek, meseleyi az da olsa ortaya çıkarabilir. bu filmde galiba bu yapılıyor. yüzyıllardır tartışılan bir konu: sanatın gayesi nedir? buna cevap verecek değiliz. görünen o ki woddy allen, modern zamanda bu sorunun cevabını vermeye cesaret edebilecek en muktedir adam oldu.
karmakarışık karmakarışık
yazar kişi darmaduman ile filme gidilir. ilk yarının ardından verilen arada muhabbet başlar. darmaduman kendi tahminlerince ikinci yarıda olayların karışacağını, herkesin bir şekilde üzüleceğini ve asıl adamın da iç dünyasının gösterileceğini iddia eder.

film biter ve yeniden muhabbet başlar. tabi darmaduman ın tüm tahminleri yerle bir olmuştur. işte der; woody allen bu yüzden woody allen, ben çekseydim bu filmi tam türk filmi olurmuş. woody allen çekmiş, barcelona barcelona olmuş, sen çekseydin ıssız adam olacakmış derim ben. gülüşmeler eşliğinde yemek yiyeceğimiz yerin yolu tutulur..
1 /