what dreams may come

1 /
jellicle jellicle
annabella sciorra ve robin williams'ın başrolleri paylaştığı muhteşem film. türkçe'ye "aşkın gücü" ismiyle çevrilmişti. dokunaklı bir aşk hikayesi olmasının yanında, daha birçok alanda da fikir beyan eden bir filmdir aslında. tanri, cennet-cehennem, intihar, aşk ve sevgi(bu iki kavram arasındaki çizgi oldukça iyi çizilmiştir, birbirine karıştırılmaz.)üzerine olan replikler insanı bir an için afallatır. fakat filmin sunduğu görsel ziyafeti ve simgesel anlatımı kaçırmamak için, repliklere fazla takılmamanız gerekir.
daha ilk anda, muhteşem bir doğa manzarasıyla sizi içine alır film. uzun saçlı haliyle annabella sciorra ile karşılaştığınızda ise, film başlamadan hayal dünyasına dalmışsınızdır bile. hikayedeki bölümlere verilen ağırlıklar da çok yerinde olduğu için sıkılmadan devam edersiniz izlemeye. filmin başlarında görülen ve annabella'nın çizmiş olduğu resim, kocasına olan aşkın en güzel anlatımıdır. diğer şeylere anlam yüklenmeden, bu resim üzerinde derinlemesine düşünülmesi gerekir. tamamlanmamış olan bu resimde, kendisi dışında her şey gayet nettir, resmin ona ait olan kısmını robin williams'ın doldurmasını ister gibi.
eğer city of angels hoşunuza gittiyse, bu filmi de kesinlikle bulup izleyin. fakat melekler şehri'nin tersine, bu filmi her izleyişinizde farklı bir düşüncenin daha farkına varacağınıza eminim. öğrenilen bilgilerle, yapılan atıfların farkına vardıkça hayran olmamak elde değil bu filme.
nienna nienna
oturup salya sümük ağladığım film. aynı zamanda robin williams dram oyunculuğunu da bir kez daha kanıtlamıştır. 1998 yapımı olan film the last samurai'ın yapımcılarından biri olan vincent ward tarafından çekilmiştir. pek tutulmamıştır her duygusal film gibi. ama aşk güzel işlenmiştir bence. diğer filmlerdeki gibi "canım, cicim" tadından uzak daha gerçekçi bir aşktır.
hepgülserçe hepgülserçe
yıllar önce izlediğim görsel efekt zenginliği ile insanı hayran eden, cennet ve cehennem kavramı hakkında insanı düşündürmesi açısından da kesinlikle izlenilmesi gereken filmlerden.cennet, filmde gösterildiği gibi akıllarımızda yer ettiği gibi tarif edilmez güzellikte ama cehennem kavramı hayal edilenden çok daha korkunç olması bunun farklı fikirlerle yansıtılması , görsel bakımdan oldukça zengin bir yapıt olduğunun bi başka kanıtı.
(bkz:
)
zinzoline zinzoline
mor çiçeklerin uçuşmaya başladığı sahneyle tüyleri diken diken eden filmdir. çok duygusal bir filmdir, seyredeni seyir boyunca ağlatabilir. kadın bir sinir krizi esnasında yaptığı mor çiçekli ağaç resminin üstüne tiner boca eder, o sırada cennette adam* o ağacın olduğu manzaraya bakmaktadır. tiner etkisiyle mor boya akar tuvalden ve cennette ağacın çiçekleri uçuşmaya başlar sert bir rüzgarla...bir an yutkunur kilitlenirsiniz bu görüntüye sonra hıçkıra hıçkıra devam edersiniz ağlamaya.
deget deget
gayet yavan, klişe benzetmelerin kullanıldığı, "aşk"ı anlattığı sanılan, hayatında gördüğü tüm aşkları filmlerden görenlerin çok beğendiği film. ya da ben duygusuz odunun tekiyim. zaten eternal sunshine of the spotless mind'ı da hiç sevmemiştim.

robin williams'ın en kötü filmi. onun muhteşem oyunculuğu için bile çekilmez.
yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz
robin williamsın oynadıgı çok sey bekledigim ama hayal kırıklığına ugradığım film.filmin ilk cdsinden bütün aile ölüyor.iki çoçuk ve baba trafik kazasında ölüyor.anne intahar ederek ölüyor.biraz daha bekleseydi zaten 3-5 seneye kalmaz oda trafik kazasında ölürdü..

ama çoçukların cennetimsi olan yerde babalarının karşılarına çıkış şekilleri güzeldi.(birde hocasının)
1 /