yabancı

5 /
isteoyledegil isteoyledegil
romanın ikinci bölümünde çoğulluk ihtimalini tekleştirme çabası var, toplumun avukatı ya da yargıcının oyuna delik açan mızıkçıyı o delikten geri tıkma çabası. her şeye rağmen kararlılığını bozmayan meursault'nun kendisine yenilmeme çabası.

avukat, her şeye bir nedensellik yüklemeliyiz diyor. gerçeklerimiz sağlam olursa kurtuluşumuz daha garanti. ama neden kurtuluş? ortada bütün sorumluluğu alınan bir eylem var. sonuçlarına razı olunan. üstelik hiçbir nedenselliği yok. olması gerektiği için oldu hepsi bu. yargıç bütün sıkıntılarının çözümü pişmanlığını itiraf etmektir, temizlersin içini ve kurtulursun diyor. fakat pişman olunacaksa neden yapılır bir eylem? yok pişmanlık, belki biraz sıkıntı. ikisine de verilen kararlar ters tepiyor, ikisinin de çabası açılan deliği yamamak. bilinmesin istiyorlar oyunun içinde mutlu tabloların yavanlığı, bilinmesin nedensellik akışında genel yargıların toplumun çıkarına olduğu ve bireyi asla önemsemediği. meursault kalıplaşmış bir sembol değil ki. sadece düşündüğü gibi yaşayan bir insan. çeviremiyorlar kendilerinden tarafa, çünkü kararlı. tanrınızı kabul etmiyor, maddeleştirdiğiniz ve içini boşalttığınız. umutsuz değil, ama umudu sizin çizdiğiniz yoldan görmüyor. hisleri var onun da, dediğiniz gibi ruhsuz değil. siz sadece göremediğiniz, elle tutamadığınız veya şekillendiremediğiniz için diyorsunuz bunu. o da farkında bunun. belki de farkındalık kelimesinin içini doldurabildiği için bu kadar yalnız, ve aykırı.
butterflyy butterflyy
bazen yabancılar" bir bakmışsın en yakının olmuş sana...bunu öyle güzel yaşıyorum ki bugünlerde,bana bunu hissettirenin yüreğine sağlık...iyi ki var...
sokaktakimadam26 sokaktakimadam26
o zaman şunu anladım ki, bir tek gün dışarıda yaşamış olan bir kimse, hiç zahmetsiz yüz sene hapiste kalabilir. canının sıkılmaması için yeter derecede anıya sahip olmuştur artık. bir bakıma, faydalı bir şeydir bu.
sokaktakimadam26 sokaktakimadam26
hayatımda bir değişiklik yapmanın ilgimi çekip çekmeyeceğini sordu. ben de, insanın hiç bir zaman hayatını değiştirmediğini, her hayatın birbirine benzediğini, buradaki hayatımdan şikayetçi olmadığımı söyledim.
crimson carnation crimson carnation
sakin şarkısı. sözleri şu şekilde.

bir yeremi vardık bu kavga sonunda bugün
koşumuz engelli tam damağımda
enine boyuna homurdanıp tükettin adımı
boyadım yüzümü bak döndüm sana

önümde kıvran inandır beni aşka
gözlerimde kendimi sakınırsam
tut bir sars beni zaman karıştı yanında

sesinde yine yutkunan cümlelerim
söyletmiyor hep yabancı sözler
düşler gibi aynı köşede
francesca francesca
birbirinizi kendinizden bile daha iyi anladığınızı bildiğiniz halde, yan yana oturursunuz ve bir o kadar yabancı durursunuz.
aynı şeyi düşünür, aynı anda aynı cümleyi kurar, hayata aynı pencereden bakarsınız ama..
hep bir ama sizi yabancı kılar.
ne güzel seversiniz birbirinizi.
hiç yabancı değilmişsiniz gibi
ama..
var işte hep bir ama.
ve amadan önce kurulan tüm cümleler yükmünü kaybeder.
hükümsüz kalır kelimeler.
siz hükümlü.
yabancı.
ne de mesafeleri upuzak bir kelime olur kalır.
yabancı.
bir o kadar merak edilesi..
laklak laklak
bir albert camus romanidir. zeki demirkubuz -romani kendince uyarlayarak-ayni isimli bir film yapmis ve albert camus'e selam cakmistir. serdar orcin'in filmdeki performansi bence o'nun ne kadar onemli bir oyuncu oldugunun da gostergesidir. "varolusculuk" felsefesi ilginizi cekiyorsa hem kitabi hem de filmi tavsiye ederiz efendim..
algoritma hatası algoritma hatası
aslında kütüphanede bir akşam üstü aldım eline ilk kez kitabını,albert camus' un, yabancı. yağmurlu bir gündü kendimle ilgili bir masalın peşindeydim.

yabancı olmak nedir belki de iliklerime kadar hissettiğim bir dönemdi.

kitabı okuduğum vakit kendimden korktuğumu ama bir serinkanlılıkla bu durumu kendimde karşıladığımı anımsıyorum. gece sinemadan çıktığında hani dışarıda aldığın ilk nefeste hissettiğin bir tuhaflık vardır ya aynen öyleydi şimdi düşününce.

daha sonra defalarca okudum kitabı her defasında kitabın sonuna geldiğimde gözümün önünde bir görüntü canlanıyor ve o anı yaşıyormuş gibi hissediyorum. bir sokağın köşe başında, elim cebimdeki bıçağı yoklarken ki güven hissiyle duruyorum.
5 /