yaran olaylar

159 /
error macro error macro
seneler önce başıma gelmiş ve benim daha yeni öğrendiğim bir olayı size anlatacağım. size komik gelmeyebilir ama beni gülmekten öldürüyor (baya da bir utandırıyor)

o zamanlar lise sondayım. ayağımı çok saçma bir olay sonucu ( büyük bir masa üzerinden atlayıp duvara atladıktan sonra yere sağ ayağımın dısının üstüne düşerek kırdım) ayağımı kırmıştım.
misafirler geliyordu geçmiş olsuna.
bir gün benim ilkokul arkadaşım (ilkokul da aşık olduğum kız) annesiyle beraber bize geldiler. annemle, o kızın annesi tabiri caizse kankadır.
ayağımı nasıl kırdığımı, ygs-lys çalışmalarının nasıl gittiğini falan sordular. derken annesi benim annemle mutfağa geçti kızla odada tek başımıza kaldık.
normalde konuşmayı pek beceremeyen ben baya iyi konuşuyordum. baya baya sohbet ediyordum.
o sırada kızın annesi bizi göz ucuyla ızlıyormus ( bundan haberim daha yeni bu gün oldu)
kızın annesi anneme dönüp demiş ki ;
" senin oğlanın ayağı kırık ama maşallah bizim kıza iyi yürüyor"

not: isimler tamamen uydurmadır. üstüne alınan olmasın
melmüg melmüg
(bkz: iktidarın trollerden rahatsız olduğunu açıklaması)
ilk duyduğumda, "bu ne lan biri bizimle daşşak mı geçiyo" dedim. dikkat kesildim bi daha dinledim. doğruymuş. vallahi de billahi de doğruymuş. trollerden rahatsızlarmış.
trollizm denen şeyin bu ülkede kurumsallaşmasını sağlayan, bildiğin maaşlı, sigortalı eleman gibi çalıştıran, beğenmediği kim varsa önce bu insan müsveddelerine itibarsızlaştıran, bu cibilliyetsizler aracılığı ile akla hayale gelmeyecek algı operasyonlarına imza atanlar trollerden rahatsızlar. yuh amk. yuh.

uludağ sözlük'te yazarken, atatürkçü, chp'li kisvesi altında dine, islamiyete, muhafazakarlığa, iktidara hakaret eden yazılar yazarak iktidar karşıtlığını itibarsızlaştırmaya çalışan bi troll'e mesaj yazıp sormuştum; "ne yapmaya çalıştığın kabak gibi belli, neden yapıyorsun bunu" diye. "çabuk inanıyo salaklar ne yapiyim" diye cevap yazmış ve -anlaşılan diğer yazdıklarımı okumuştu- bana bir kaç güzel müzik grubu önermişti utanmadan.

bu arkadaşlar, seviyeyi mümkün olduğunca aşağı çekerek bu seviyeden kamuoyu oluşturmak, algı yaratmak istedikleri mevzu hakkında öncelikle kafası pek basmayanlarda taraftar oluşturmakla görevliler ve işlerini gayet iyi yapıyorlar. -bakmayın rahatsızız diyenlere- yapmaya da devam edecekler.
bizler de; televizyonundan twitter'ına, facebook'undan, gazetesine kadar her yerde itinayla beslenen bu köpek sürüsü ile yaşamayı öğreneceğiz.
sike sike öğreneceğiz, başka çaremiz yok.
malzemecipanda malzemecipanda
ders esnasında (bilgisayar destekli katı modelleme) öğrencilerimin bilgisayarda kullanmakta oldukları çizim programının ekranında gördükleri tabloyu doldurmaları gerekiyor. programın dili ingilizce.

tablodaki p harfinin ne olduğunu sordular. ben de direkt söylemek yerine kendileri çıkarsınlar isteyip birkaç ipucu verdim. "hocam bir ipucu daha verseniz ben bulacağım." diyen bir öğrencime dönüp pitch dedim. (ingilizce hatve demek, okunuşu "pitç" ama tabi o t biraz yumuşak söylenir, piç olarak da duyulabilir. p harfi bu kelimenin baş harfi.)

sınıf gülme krizine girerken o öğrencimin yüzü düştü anında. ben tabi koşup tahtaya "pitch" yazarak "öyle değil, yanlış anladınız, gülmeyin de bir dinleyin!" diye çırpındım. neyse ki olay tatlıya bağlandı.

daha komiği; öğleden sonra başka bir derste, başka bir hoca, uçağın havada yaptığı manevralardan örnek verirken aynı sınıfta yine "pitch" demiş. çocuklar kahkahayı basınca hoca neden güldüklerini sormuş. bizimki de demiş ki: "hocam bugün bize gelen piç diyor, giden piç diyor..."
3fe 3fe
lise 2. sınıfta geometri hocasının sınavda sorduğu soruları bir dershanenin soru bankası kitabından aldığını tesadüfen aynı soru bankasından çalışırken keşfettim. bunun üzerine sınıftaki herkese bu durumu anlattım. sınav zamanı geldiğinde, sınav sorularını gören herkes göz ucuyla bana bakıp tebessüm ediyor ve minnettarlığını sunuyordu. herkes cayır cayır soruları cevaplıyor, hova hayretler içerisinde sınıfı izliyor lakin yanında oturan sikik benim kâğıdın aynısını geçirmeye çalışıyor. sınav bittikten sonra hoca merak içerisinde kağıtları okumaya koyuldu ve kimseyi tenefüse çıkarmadı. bir yandan kendi kendine konusuyor bir yandan sınav kağıtlarını okuyor. ( iyi iyi sonunda size bir şeyler öğretebilmişiz vb. ) birden bire bir kâğıtta durdu kaldı ve bizim sikiği tahtaya çağırdı , aha dedim göte geldik. ( sonradan anlaşıldığı üzere ben bir çizik atmışım y demişim, bir çizik atmisim z demisim, oradan x i bulmuşum lakin bu bu sikik direk şekle hiç bir ek çizim yapmadan y=10 ise z= 20 bu durumda x= 8 demiş ) tahtaya kaldırdı hoca bunu, bir soruyu tahtaya çizdirdi, eline verdi ve çöz bunu evlâdım dedi. çocuk başladı kağıdındaki yazmaya ( artık ondan sikik diye bahsedemezdim çünkü içimde ona karşı bir acıma duygusu oluşmuştu ) hoca evlâdım çözüm doğru, her şey iyi tamamda bu y neyin nesi z neyin nesi demez mi götveren hoca daha cümlesini bitirmeden bana bakmaz mı ( lan bütün sınıfı geçirirmişim bu göt yüzünden ikimiz 0 aldık sadece gerisi 70 'in altinda not alan yok ) hoca ikinize de sıfır veriyorum dedi ve bitti. daha sonra anlamış olacak ki soruları sorduğu kitabı değiştirdi. uzun bir süre bu göt yüzünden taşşak malzemesi olduk.

zoruma giden asılsa 0 almak değildi yani daha öncesinden tecrübeliyim 0 lara karşı , avlanmak çok zoruma gitmişti.
beneğinikaybedenuğurböceği beneğinikaybedenuğurböceği
ben şimdi prensip olarak instagram sayfamda sadece arkadaşlarımı takip ediyorum. dolayısiyle takipçi ve takip edilen sayım aynı. eşim de sağolsun hiç sosyal medya bilgisi yok. kendi kendine bi hesap açmış beni arkadaşlarını bir de acun ılıcalıyı eklemiş. aradan 1 hafta sonra bana soruyor, acun ılıcalıya istek gönderdim niye beni takip etmiyor.
-ciddimisin?
-evet.
gözlerinde ki o saflığı görünce müdahele etmek istemedim. kaldı öyle. bu arada acunu geri takip etmediği için takipten çıkardı. 50 kişiyle devam ediyor yoluna..
1
querido querido
seneler öncesi istanbuldayız, arkadaşlarımız ile bebek'te buluştuk bir kafe'de oturuyoruz, arkadaşlarımdan birinin sevgiliside var hakkını verelim yakışıklı çocuk, zengin züppesi mankenlik falanda yapıyor bebek gibi yüzü var ama zeka yok, boş boş övüp duruyor kendini masada, bu böyle boş boş konuşurken benim arkadaş geldi, çağatay, hemen kısaca bahsedeyim kendisinden, 8 dil biliyor, bakanlıkta çalışıyor, zeka seviyesi kesinlikle tartışılmaz haa tip olarak neye benziyor derseniz, çok çirkin :) çirkin olduğunu hep espiriyle karışık anlatır ama o anlatırken biz gülmekten yerlerde buluruz kendimizi.
neyse o züppe hâlâ masa'da kendini övüyor, yok yolda rahat yürüyemiyormuş, yok kızlar rahat bırakmıyormuş, yok sürekli laf atıyorlarmış vs vs
bizim çağatay'da demezmi kızlar bana da çok laf atıyolar diye. tabi hep beraber bir gülümsedik, bu tipe mi? diyen bakışlarımızla.
ne diyolar dedik
hiç ciddiyetini bozmadan
+ tipini si... diyorlar
dedi :)))
canım ya, şimdi böyle yazınca bilmem yardı mı sizi ama o an inanılmazdı :)))
3
querido querido
kuzenim dokuz yaşlarında, 3'e gidiyor, babasının mesleğinden dolayı şehir değiştiriyorlar, yeni okuluna alışma sürecinde. halam anlatıyor,
okuldan ağlayarak gelmiş eve bir yanağı kıpkırmızı, telaşla sormuş ne oldu diye,
öğretmeni tahtadaki soruyu çözmesi için bunu tahtaya çıkartıyor, bakmış uzun uzun yapamamış.
öğretmene dönmüş ben bilmiyorum cevabı, sen biliyormusun diye sormuş,
öğretmen, hayır bende bilmediğim için sana soruyorum demiş.
bizim kuzen'de demez mi
ee sen bilmirsen cevabı, ben nereden bilim pokyiyenin oğlu.
aradan seneler geçti, ee büyüdük, bu olayı gülerek anlatırız hep ama öğretmenlere saygısızlığa tahammülüm yok onuda belirteyim.
querido querido
10 yıl önce bursa'da teyzemlerdeyim, o zaman küçüçük cep telefonları moda, kuzenim teyzem ile arkadaşını misafirliğe gideceği eve bırakıyor, bunlar merdivenleri çıkarken teyzemin telefonu çalmaya başlıyor, telefon küçük çanta büyük teyzem bulamıyor, telefon uzun uzun çaldıktan sonra susuyor, teyzem çantasında çalan telefonu bulamayınca, dönüp arkadaşına acaba ben telefonu evdemi unuttum diyor.
peki sonra ne yapıyorlar biliyor musunuz?
çantasından telefonunu çıkartıp, kuzenimi arıyor, ben telefonu evde unuttum al gel diyor :))))
bimubalat bimubalat
bir gün yazlığın bahçesini kazmak için traktör aramaya çıkmıştık babamla şans eseri önümüze çıkan bir traktörü babam yaklaşık 15 dakika takip etti traktörcü abimiz en sonunda traktörü durdurup babama " abi beni niye takip ediyorsun " diye sordu babamın ağzında çıkan tek şey " seni 2 saatliğine kiralamak istiyorum" o anki traktörcü abinin şokunu anlatamam
badass badass
dünya çapında bir şirketin türkiye'deki alman üst düzey yöneticisini mikla'ya bir iş yemeğine götürdük. hatun mekandan çıktı, "bu mekanlar iyi hoş da zengin mekanı ya, porsiyon kesmiyor. bir de kebapçıya falan mı gitsek" dedi. türkle aynı havayı solumak bile bazen asimile olmaya yetiyor ya.
müsait bir yerde lütfen müsait bir yerde lütfen
okçuluk eğitimim mübarek ramazan sebebiyle sekteye uğrayınca hoca beni aradı. müsait bir yerde lütfen, neden derslere gelinmiyor, diye. hocam, mübarek ramazan ayında olmuyor, motivasyon eksikliğim var, ramazan'dan sonra devam edelim dedim. hayır, olmaz, benim programlarım var, derse geleceksin, dedi. niye ki cenge mi gideceğiz dedim, adam suratıma kapattı telefonu. aasghkkdhkk


bu haftaki dersler iptal edilmiş. demek ki herkes benimle aynı fikirde. ramazandan sonra kendimi affetireceğim, inşallah^^
çünkü ben de sıkıldım bu kepazekeşlikten.
1
159 /