yaran rüyalar

1 /
noty noty
alışveriş merkezi gibi bir kütüphanedeyim. biri fizik çalışıyor, çok zor diyor. basit diyorum. o zaman şu soruyu yap diyor. o an orada bir havuz beliriyor, atlama kulesinin en üstüne çıkıp şık bir atlayış yapıyorum, suyun üstüne geri çıktığımda kafamı yavaşça çevirip sorunun cevabını söylüyorum

ben normalde balıklama dalmayı beceremem
ucuruldukcaucurulanucurtma ucuruldukcaucurulanucurtma
arkadaşlarla maceradan maceraya koşarken bir süpermarketin kapısından tam geçtiğimiz sırada elektriklerin kesilmesi sonucu arkadaşın kafasının otomatik kapıya sıkıştığını görmek.bnun üzerine ambulansla arkadaşı hastaneye kaldırıldığını görüp rüyada ağlamak..
hairsprayqueen hairsprayqueen
dün gece gördüğüm komplike rüya sentezleridir. bir tanesini hemen anlatayım
savaştayız kuytu bir yerde bekliyoruz orada ne işim var bilmiyorum asker falan da değilim.
durduğum yerden sadece türkler görülüyor gizlice bakıyorum diğerleri yunan ve çok yakındalar. birden taarruza geçiyorlar ve hepsi pataküte koşturuyor önümden. bize birşey yapmazlar diye düşünüyorum savaşta değiliz, çocuk ve kadın katilimi bunlar diyorum kendi kendime neden dokunsunlar ki bize?
tam o sırada koşturmaca pataküte yuvarlanmaca sona ermekteyken bir komutan kılıklı herif geliyor ve yanımdakilerden birinin kafasına (yakın ailemden birileri ama kimler bilemeyeceğim) tüfeğin namlusunu dayıyor. dur diyorum mesaj getirdim ben falan işte kafaya alma çabaları.. ikna oluyor ve beni bir yere götürüyor orda itekliyor falan. sonra bir kapı açıyorum ve görüyorum ki orası sınıfmış ve öğrenciler var. onlarla konuşuyorum türkler hakkında ve bir tanesi hep türklerin düşman olduklarını bildiklerini söylüyor. asla bir türkle arkadaşlık etmememiz gerektiğini öğretiyorlar diyor. ve bunların hepsi ingilizce gelişmekte klişeden klişeye koşarak bağırarak gaza getiriyorum çocukları, savaş olduğunu söylüyorum ve hiçbiri inanmak istemiyor. ozaman söylediklerimi tekrarlayın diyorum ve bağırmaya başlıyorum:

- biz katil değiliz!(aynen tekrar ama şu şekil: we are not murderer!)
böyle birçok şey söylettikten sonra diyorum ki
-babalarımız katil değil diyin.
gayet gaza gelmiş olan çocuklar bağırmakta
-babalarımız katil değil diyin

ulan diyorum salaklar "diyin" demeyeceksiniz heralde tövbe.. sabır..

yunanlıların salak malak olduklarını düşünmediğim halde bilinçaltıma böyle kazınmışlar demek ki
sanmıyorum ki bilinçaltım beni yanıltsın.

yıllar sonra gelen edit: bildiğin ben salakmışım lan. ırkçı hayvan seni.
talen talen
mehmet ali erbil'in sunuculuğunda yepyeni bir yarışma programı başlamıştır. mekan, ev şeklinde dekore edilmiş; uzun bir masanın bir kenarında genç erkekler, diğer kenarında da ünlü kadınlar vardır.
mehmet ali erbil ilk sorusunu sorar: "yürüyen bir adam bir eve çarparak yıkıyor, az ilerideki ev niye yıkılmamıştır"
gençlerden biri doğruluğuna emin, zıplayarak cevap verir: "hiç tiramisu oynamamıştır"
mehmet ali bu cevabı kabul etmez ve tartışmalar çıkar. o sıra hülya avşar doğru cevabı verir:" yolunun üstünde değildir"
ünlü kadınlar grubu sevinç içindedir. ilk soruyu bildikleri için mehmet ali ikinci soruyu ünlü kadınlar grubunun kaptanı ayşe özgün'e sorar. soru da bir şiirdir. fakat bu şiirin sonu "göt" kelimesi ile biter. herkes şaşkındır, çünkü televizyonda söylenmemesi gereken bir kelimedir. ayşe özgün kızarak programı terkeder, hülya avşar da onu getirmek için kulise gider.
işte burada ben uyanırım...

(bkz: beynimde neler oluyor)
(bkz: valla gördüm)
luminaire luminaire
iki metrelik bir zencinin benle "şakalaştığı" rüyamın dahil olduğu rüya çeşidi.

(şakalaşmadan kasıt, önümü gösterip "ne döküldü" dedikten sonra ben bakarken burnuma vurmasıdır. çocukken yaptığımız gibi. pisleşmeyin)
ala kalem ala kalem
normalde kafasını yastığa koyduğu an narkoz verilmişcesine uyuyan ve hiç bir zaman uykusunu alamadan baba zoruyla kaldırılan ala'nın, güneşli bir sabah rüya göreceği tutmuştur. rüyasında oynaşan denizatları ve cins cins balıklar görmekte, fonda da dinlendirici bir belgesel müziği çalmaktadır. mayhoş bir şekilde denizatlarını izleyen ala yavaş yavaş uyanmaya başlar. önce "bu balıklar ne ki?" der kendine; sonra "bu müzik nerden geliyor ki?" diye düşünür. sonra kendine gelir, müzik sesi bir gün önce aldığı ve sabah uyansın diye alarmını kurduğu telefonundan gelmektedir. alarm çalmaya başlayınca ala'nın kafasında şimşekler çakmış, çalışmaktan helak olan beyni denizatlarının özel hayatlarını gösteren bir belgesel çekmiştir. sevgili ala'cık kalkar, "ulan bir doğru dürüst rüya göremedim be!" diye hayıflanarak banyonun yolunu tutar.
altruistic altruistic
en imkansız aşkları, en korkunç ölümleri, en hızlı kovalamacaları, en ağrılı düşmeleri, yer yer sıçrayıp uyanmaları ve en zor maçları kazanmayı yaşadığım, hayal dünyamın en yarıcı aktörü, yani benim tarafımdan gerçekleşen kısa metraj esenlikler..
nickim konusunda kararsızım nickim konusunda kararsızım
kötü günler devam ederken, görülen rüya bu başlık sayesinde hatırlanmıştır.insanın yüzünde tebessüm yaratan rüyadır,yaran rüyalar...dün geceki örneği için:
bahçesi olan,sakin sessiz ve çok lüksü olmayan bir balkonda oturulmaktadır ve duvar için mozaik parçalarından puzzle yapılmaktadır,yanında ise evin sahibi rutkay aziz vardır.ev rutkay aziz'in evidir ve rutkay bey evi için mozaik parçalardan puzzle yaparken benim mahsunluğumu ve masumluğumu görüp sen de el atsana demiştir.beraber puzzle yapılır,çok eğlencelidir ve rutkay aziz çok hoşsohbettir. hatta yanlış kurduğun atasözünü düzeltip sonra hepberaber gülme krizine girecek kadar hoşsohbettir.sonra birden cadı sila misali abla çıkar ve o sizi beraber görmeden saklanmanız gerektiğini söylersiniz.rutkay bey de anlamamakla beraber "ne var canım,ne diyecek ki,biz burada puzzle yapıyoruz ve çok eğleniyoruz,bizim arkadaşlığımıza bişey diyecek değil ya" der.cevap vermemekle beraber,abla gidene kadar saklanırsın..sonra o güzel zamanlar devam eder,rutkay aziz'in yanında çok mutlusundur ve ömrün hep orada sürsün istersin...her ikinizde halinizden çok memnunsunuzdur ve rutkay aziz sana bir dost gibi yaklaşıp,bir baba gibi davranıyordur..
ahh ahh ne rüyaydı,rutkay aziz'in o kibarlığına karşı olan antipatim dağıldı gitti..hatta artık her gördüğümde puzzle olayını hatırlayıp bir sevgi besleyeceğim kendisine karşı..
markator markator
kafamı koltuğumun altına almışım geziyorum ve içimde öylesine bi mutluluk var ki anlatamam yani. mutluluk içerdiği için bu başlık altına yazıyorum. eğer günün birinde "yaran kabuslar" diye başlık açılırsa ki ben açmam, orda da joker hakkımı kullanır yazarım yani
weirdlola weirdlola
rüyamda içinde sadece bir yatak ve büyük bir pencere olan odada uyanmıştım.odada 5 tane köpek 4 tane kedi vardı. bunlar kavga ediyorlar birbirlerine giriyorlar. hepsi her yeri mahvetmiş, ortam o kadar pis ki yerlerde hamamböcekleri karafatmalar falan var. sonra birden heralde yine pislikten olsa gerek yerden mikroskoptaki terliksi hayvan görünümlü çingene pembesi yaratıklar çıkıyor teker teker. hepsi küçük ama sayıları çok fazla. ben de bunları yatakta oturarak dehşet içinde izliyorum. bu minik yaratıklar tırtıl misali ilerleyerek duvarlara çıkmaya, üzerime doğru gelmeye başlıyorlar. o sırada şoktan derhal yataktan fırlıyorum ve kendimi pencereden aşağı atıyorum.

bu rüya beni yarmadı. uyandım, yerde çingene pembesi yaratıklar aradım.korktum, ürktüm.
ama rüyamı anlattıklarım yarıldı neden bilmiyorum.

(bkz: bu da böyle bir anımdı)
burcumsu burcumsu
rüyamda hadi günah çıkaralım yavrum diyen papazı ciddiye alıp geçtik geçmemiz gereken yere.
-dün akşam öldürdüğüm böcekten duyduğum pişmanlığı anlattım ona. papaz amca ben dün akşam bir böcek öldürdüm, aynısından daha önce de öldürmüştüm. biliyorum sebepsiz yere cinayet işledim .çok pişmanım. sizce bu günah bişey mi?
papaz :ybsg..
ben: hı?
arkhe arkhe
pek sevgili arkadaşım nosuchnick ile beşiktaş sahilde yürürken kendisi cozutmuş ve 'boğazın serin sularına atlıycam, bırak beni' diye tutturmuştur. ben onu bu yapmak istediğinin mantıksızca olduğuna ikna etmeye çalışırken birden fırlamış ve gerçekleştirmek istediği fiili eyleme dönüştürmüştür. lakin nosuchnick yüzme bilmemektedir. gözümün önünde boğulurken suya atlayıp da onu kurtarsam mı diye anlık bir tereddütten sonra denizdeki mide bulandırıcı pislik beni bu fikrimden vazgeçirmiştir. 'öeeh salla ya, kendi etti kendi buldu salak' diye düşünüp (benim gibi arkadaşın gafasını daşla ezmek lazım) barbaros bulvarına doğru yürürken land roverının içerisinde hülya avşar görürüm. trafik ışıklarında duran arabanın yanına yanaşır, abuk subuk hareketler yapar hülya avşar'ın ilgisini çekerim. o da camını açıp ne istediğimi sorar:

-hayırdır canım?
-ee bir imzanızı alabilir miyim? anneannem ve annem sizi çok seviyorlar da ben sevmiyorum pek sizi.
-yok sana imza falan madem sevmiyorsun. (ayarı verdi. oh!!)

ki zaten o sırada yeşil yanar, kendisi beni arabasının dumanına boğarak tam gaz ilerler.

ve ben sabah uyanıp bu rüyada mantık ararım, hayatı sorgularım, ne kötü arkadaşsın lan sen diye küfrederim kendime.

(`yaran rüya yorumları)
nosuchnick:
sana yorum yapıciim
nosuchnick:
şindi hülyağ avşarı görmen
nosuchnick:
bu kadın beeele pek kendini beğenmiş pek küstah olduğundan
nosuchnick:
bir nevi kendini görmüşsündür
nosuchnick:
beni boğma sebebine gelince elbette çekemediğindendir benm üstün yeteneklerimi, budur..
pasteteux pasteteux
uyuduktan sonra kendimi çevimsiz, en derin yeri 30cm civarında olan bi gölün yanında buldum...içinde renkli renkli mercan balıkları yüzüyodu...çok şirindiler.bi tanesi hayata küsmüştü ama...sürekli kendini kıyıya vuruyordu..bende ölmesini istemedim..aldım kıyıdan suya attım.o bidaha çıktı.ben suya attım o kıyıya çıktı...en sonunda sinirlendim.bunu tam gölün ortasına attıım ve hemen etrafta bi kap aramaya başladım...

dimes vişneli 1.5 litre...kutunun içi boştu..hemen üst kısmını yırttım ve kendimce kap yaptım...yarattığımın bir sanat eseri olduğunu düşünmek üzereydim ki mercan balığım aklıma geldi..çoktan karaya çıkmış, ölüme sürükleniyordur..koştum..gölün kenarındaydı.nefes nefese kalmıştı.kuyruğundan tuttuğum gibi suyun içine soktum.çıkardım.soktum çıkardım.nefes egzersizine ihtiyacı olacaktı birazdan..son çıkarışımda doğruca kabın içne attım.kaba su doldurmayı unutmuştum.patt die ses geldi.hemen avcumla içine su doldurmaya çalıştım.bir avuç, iki avuç derken mercanım titremeye başlamıştı.gözleri irileşti aniden..son avuç için suya eğildim.iri avucuma suyu topladım ve kabımın içine koydum ki, o sırada mercanımın sakinleştiğini farkettim.gözleri açıktı.yaşıyordu..nah yaşıyordu..onu kendi ellerimle öldürmüştüm.keşke hiç elleşmeseydim de günahı bana kalmasaydı dedim..sonradan neyse yaa öleceği varmış diğe geçirdim içimden..alnımın terini sildim..meyva suyu kabına boşalttım ve eve döndüm...
1 /