yaşanmışlık

1 /
lazarushadow lazarushadow
atfedildiği nesneye ya da zaman sürecine öznel bir anlam yükleyen ve şiirsel tınısı olan kelime. insanda sararmış defter sayfası, fotoğraflar, yıkılmış ve yenisi yapılmış sahiller, iskeleler hissi yaratıyor bu kelime.
lisedeyken dağa taşa, oturduğumuz her mekana "hede-hödö was here!" yazma merakımız vardı. işte o kazınmış "... was here" olma durumu tam da yaşanmışlık.

hatta boylumlama.
(bkz: serbest çağrışım)
tembel tembel
belki başlarda iyi niyetli bir kelimeydi. ancak hadiseler öyle elim bir seyir izledi, kader onu öyle dikenli yollarda savurdu ki, adama iki dakika rahat vermeyen heybeleri gusto yüklü iki kere rafine insan evlatlarının deniz anamsı debelenmelerinde bir bayrak, biz zavallı fanilerin kulaklarında ise bir shubuo pop müzik dırıltısı oldu çıktı. ne zaman oldu, nasıl oldu bilemiyorum. ama ben ne zaman bir yazıda "yüzünde kadim yaşanmışlıkların izleri", "o taş duvarlarda nice yaşanmışlıklar kazılıydı" gibi ifadelere rastlasam kendimi sokağa dar atar, dağ bayır demeden kaçarak uzaklaşır oldum. sözlü iletişimde kullanımına ise -allah'tan- henüz rastlamış değilim.

"bana geleceksen yaşanmışlıklarını çöpe dök de gel. oh bebek. dök de gel."
neva neva
evde yaptığımız temizlik sonucu genelde kuzenimin kızdırmak için anneme söylediği şey:

-ama fafiş * evdeki bütün yaşanmışlık hissi yok oldu...
eni eni
bir kokusu var.
birden bire, şimdi, her nasılsa, nedense
çok ağır kokuyor.
yazdan mıdır?

bak şimdi neye benziyor biliyor musun?
o duvardaki resme bakmaya doyamayıp, bir gün gelecek bakamayacağımı bilmeye.
aynı bu işte.
eksiksiz, fazlasız.
bize ters.

biz çok fazlaydık, çok eksik.
tamamlanması zor olan bir sürü parça.
tamamlamak istemek de gerek de nerde?

nerede kaybettik o temizliği biz?
o dürüstlüğü nerede kaybettik?

bu koku çok ağır.
nereden çıktı şimdi?
sıcaktan mı?

ben unuttum gerçeğimi.
''elini taşın altına koyarken, böcek çıkacak, yılan çıkacak diye düşüneceksin; çiçek çıkarsa koklarsın''.
unuttum bu gerçeği. çoktan unut-muşum.
taşın altından çiçek çıkma ihtimali de vardır -hala olması ne de ben-, bu ihtimalsizliğimde.

oysa ne de güzel zıplıyorduk biz.
doyamıyorduk.

doyduk.
kokular ne de fenalaştı.
'biz'den mi geliyor?
herkesten mi?
kaldığı yerde bırakamamaktan belki de..

senin en sevdiğin dedi:

''hiçbir şey sormadım ben
anlatmadı da.
etmiyorum merak, durum bu iken.
ağladığın duvarlar biliyor.
yerlere çaldığın eşyalar''.

bu koku çok yoğun.
nereden geliyor?
senden mi benden mi?
kimdir sahibi?
ortalıkta bırakılmış, sahip çıkılmamış ki,
sağa sola koşturması,
şimdi gelip beni vurması, bundan.


terledin mi?
sybil sybil
bazen hayallerle karıştırılan anılardır. o kadar güzel hayat etmiş ve ona inanmışsındır ki gerçekten yaşadığını sanırsın.
benkendimveben benkendimveben
sözlük insanlarının pek bi sevdiği söylerken şöyle tepeden bakar gibi bi hava atarak kullandığı kelimedir ve bokunu çıkarmışlardır.tamam anladık bi çok şey yaşadınız hepimiz kendi çapımızda bi şeyler yaşıyoruz zaten de bu benim yaşanmışlığım var ı bu kadar sık kullanıp vıcık vıcık etmenin alemi nedir yani.
1 /