yazarların kendilerini sorguladığı anlar

francesca francesca
müşteri toplantıya çağırmış, bitirip çıkmışım. sabahın köründe verilen randevuya yetişmek zaten sıkıntı yaratmış bünyemde, üstüne üstlük toplantı adı altında resmen farklı firmadan gelen biriyle beni çarpıştırmışlar. verdiğim tekliften eminim, işi daha iyi yapacağımı biliyorum. kafamı pek de meşgul etmiyor. o sırada yemek, kahve molası derken sonuç bildirilecek, beklemedeyim.
bahçede oturmuş sigaramı içerken ayağımdaki ojelerin sandaletimle ne kadar güzel durduğunu düşünüp, kendi kendime mutlu oluyorum. derken ne ara onları çıkartıp çimenlere yalın ayak bastım hatırlamıyorum. karıncalara şeker verip betonarme içinde kalan üç gram doğa parçasıyla eğlenirken, karşı firmanın elemanı yan sandalyeme çöreklenip;
merhaba. diyor.
merhaba x bey.
sana kahve almamı ister misin?
hayır x bey, içiyorum zaten tşk ederim size afiyet olsun. (sana mı? denyo, sana siz dedik ne bu samimiyet)
peki ayak masajı ister misin?
... hönk diye kalıyorum.
ahahaha şakaydı diye sırıtıyor.
kahveme uzanip hafiften sırtımı dönüyorum. (muhatap olmaaaa, muhatap olmaaa)
haftasonu fethiyeye gidecegini söylüyor.
iyi tatiller diyorum.
sen de gelmek ister misin?
hayır!
neden, seyahat engelin mi var?
o sırada sabır göstermenin ne kadar gereksiz olduğunu farkediyorum. neden? niçin sabır göstereyim ukala, kendini bilmez, herşeyin etrafında döndüğünü düşünen bu herife?
tekrar x beye dönüyorum..
x bey, seyahat engelim yok. aptal engelim var. aptal olduğunuzu biliyorum ama sizi tanımıyorum, arkadaşım, dostum hatta bir bokum değilsiniz. bu özgüveninizi alıp münasip bir yerinize sokun. yoo hatta o münasip yeriniz tam olarak kıçınızın deliği oluyor. farkındaysanız size hala siz diyorum. şimdi, olmayan yaprrraaağımın kululetasına benzeyen komik suratınızla beraber masamdan siktirin gidin. diyorum.
ama nasıl bir rahatlama. ama nasıl bir serinlik. biri göğüs kafesimden, diğeri sırtımdan pencere açılıp cereyan yapmış da içim ferahlamış.
x bey kalkıp gitti.
sonra kendimi sorguladım. sadece siktir git denilebilirdi. niye uzattım? niye böyle şeyler söylüyorum? niye sinirimi minimalde tutamıyorum? diye. fazla uzun sürmedi gerçi, o sırada karıncaları izlerken sinirim sönüp gitmiş.
doğa ne güzel şey, insana dinginlik veriyor.