yazarların söylemek istedikleri

19 /
la bocca della verita la bocca della verita
sen, istemsiz olarak yaptiğim her şeyin intikamını aldın benden. hem de bunu, beni en zayıf noktamdan vurarak yaptın. öldürerek değil ama süründürerek yaptın. benden sevgini esirgeyerek yaptın. benim seni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar çok sevdiğimi bilerek ve sirf bu yüzden, buna yaslanarak: beni bir insanın bir insanı sevebileceği kadar sevmeyerek yaptın. eksik bırakarak, beni böyle cezalandırarak yaptın.

bense eksik sevildikçe hırçınlaştım. zaman zaman neyin yolunda gitmedigini anlamlandiramaz ve tüm hatayı kendimde ararken zaman zamansa verdiğim tavizlerin ve istemeden yaptığım hatalarin farkına varamaz oldum. tüm bu her şeyin yükünü kaldırmak zorunda kaldığım için yoruldum.

sense ne kendi eksiklerini kapattın, ne benim yanlışlarımı düzeltmek zahmetinde bulundun ne de beni kaybetmemek adına bir çaba gösterdin. oysa boyle belirsizlik yaratmak yerine beni sevdiysen bunun sorumluluğunu alsaydın veya sevmiyordunsa da bu hususta bana karşı dürüst olsaydın ve benden kopmaya hazır hissedene değin benimle olan bağını sürdürmeye devam etmeseydin, bu kadar yıpranmazdım.

benden kopmaya hazır hissetmeyi bekledin ve daha sonra da beni gitmeye mecbur bırakana değin çaba sarfettin. birini sevince çok zor pes eden ve nadiren ondan vazgeçen biri olduğumu bildiğin için, senden kopana değin beni acıdan acıya, psikolojik işkencelere sürükledin. tüm bunları bildiğim halde, umut ettigimden değil, senden vazgeçeceksem bile ardıma bir kez olsun bakmadan gidebilmek için, verdiğin tüm acılara katlandim, kahrına da lütfuna da itaat ettim. bedenimin, ruhumun,kalbimin... (buna bir { dur! } diyebileceğim halde) "göz yumdum çektikleri eziyete!"

sonra seni özgür bıraktım... şaşırdın. çünkü yapmamı deli gibi istediğin halde, bir yandan da bunu yapma gücünü kendimde bulacagimi düşünmüyordun. oysa ben, vazgeçme kabiliyetim olmadığından değil; her ne yapmış olursan ol henüz senden vazgeçme eşiğine gelmedigim icin bunu yapmiyordum. sense bunu vazgeçilmezlik sanip bu kadar çok değer veriyor olmamı zayıflık saydin. çünkü hiç böylesine cikarsiz, böylesine karsiliksiz, bir sevgiyle karsilasmamistin. çünkü henüz sevmenin ne kadar yüce, değer verdiğini gösteriyor olmanın ne kadar büyük bir şey olduğunu bilmiyordun. saklı sevgilerin insanıydın. çocuk değildin ama olgunlasmamısti henüz sevgin ve kederin.


sen olgunlasirken ben yandım. dört bir yanımı sardı yangınım. sonra kül oldum ve küllerimden yeniden doğdum. dedim ki, demek ki yanmak ve küllerimden yeniden doğmakmış yazgım. sonra ayağa kalktım. artık sevgim değil tecrübemdi taptığım. kendi acımla kendi ruhumda kavrulurken, piştiğimi anladım. sonra git gide ben kendimi onarirken yer degistirdi bir gün sevgim ve tecrubem. ben de kalmak için verdiğim savaştan ve gitmek için verdiğin çabaya engel olmaya çalışmaktan vazgeçtim bu yüzden. işte böylesine bir anda, böylesine birden...


aynı ülkede yaşıyor, aynı şehirde nefes alıyor ve hatta yerde çalışıyorduk. ve her çıkış saatinde denk gelip durduk. ilk hafta umursuzca bakan gözlerin ilerleyen vakitlerde bir umut merhamet dinlenip durdu. benim sana gelmeyisime, bu kadar güçlü bir şekilde karşında duruyor oluşuma, senin bana gelmek isteyisin karşısında gösterdiğim gaddarlik ve istikrara şaştın. ilk hafta özgürlüğün hazzını derinlemesine yaşayan ve mağrur bir duruşla geleceğimden emin bir şekilde bakan gözlerde, ben gelmedikçe hayat ışığı sönen ve sen gelmek istesen bile seni kabul etmeyeceğimi bildiginden, yuruyen bir cesedin ruhsuzlugunu, kabahatinden ötürü mahcup ama ozre yüzü olmayan bir insanın derin pişmanlığını sezdim.

ama ben senin çektiğin acıdan ya da senin bu kivranislarindan ötürü zevk almadım. çünkü ben aci çeken bir insan karşısında kahkaha atmazdim! çünkü sen değildim. cunku senin aksine, acı çeken bir insan karşısında gülüp eglenseydim, insan yanlarim acirdi benim. çünkü ben senin gibi bir insan bana eğilsin diye yapmadığım şeyi bırakmayıp insan yanlarını kaybetmedim. sadece senin mutluluğuna da mutsuzluguna da kayıtsız kalmakti yaptığım... hem de bunu seni senin silahinla vurarak yaptım! seni gaddarligimdan da merhametimden de mahrum bırakarak yaptım! hem de senin gibi arkadan vurarak degil; gözünün içine bakarak, tüm dürüstlüğüm, tüm mertligimle yaptım.


senin gibi yaptığım başka yapmak istediğim başka olarak yapmadım. senden gerçekten vazgectigim ve tüm bu yaşadıklarımıza dönüp baktığımda, senin aksine, yaptığım seyleri senin canını yakmak için değil; artık kendi canım yanmasın diye yaptım. yani seni hür bırakırken, kendimi de azat ettim. senin gibi yaralı bırakmadım, toparlanamasin diye kanatlarını koparmadim ardimdakinin. üzmüş olabilirim ama yipratmadim. her zaman mükemmel olamamış olabilirim, ama naif sevdim. ve bir zamanlar sevmiş olduğum insana karşı cirkinlesmedim hiçbir zaman.

geçen gün tasinirken, taşları çok sevdiğimden doğum gunumde benim için yaptigin ve birçok şeyi atmama rağmen atmaya kiyamadigim bir hediyenle karsilastim. babam yanlışlıkla eşyaları taşırken taşlardan bir tanesinin üzerine basıp kırdı. her şeye karşın kalbim öyle çok acıdı öyle çok acıdı ki, taa derinlerden gelen bir yarankn sizlamasini o yaranın tam üstünde hissettim. sonra o taşı yine atmaya kıyamadım ve yerden alıp kitaplığımın en üst rafina yerleştirdim.
ama senin hatrına değil; "acemiligim, safliğım, incinmisliğim adına"
ila ila
seni aradığımda orada olmalısın, orada değilsen de sebebini bilmeliyim. bunu anlıyor musun. bağlılık denen şey tam olarak bu. sana ulaşamamanin ne kadar yaralayıcı olduğunu bilseydin unufak olman gerekirdi. ama hala terelellisin. neyse su an icin önemi yok. hala varsın ve burdasin nihayetinde. sonrasını sonra düşünürüm.
wendera wendera
kadınların tamı tamına bakımlı olmak isteseler o kadar çok masrafı var ki. saç şekillendirme aletleri, kremleri, el kremi, vücut kremi, yüz kremi, gece kremi , rimeli, ruju, far paleti, yüz yikama jeli, toniği , ojesi, manikur pedikurü, topuklu botu, topuksuz botu, çizmesi, eteği, pantolunu, gece elbisesi, gündüz elbisesi, aksesuarlara daha girmedim bile. bu erkeklerin ne masrafı var anlamıyorum. bir kadın sizle buluşmaya geldiğinde bunları bi düşünün ve 10 liralık kahveyi siz ödediniz diye kendinizi soyulmuş soğana çevrilmiş hissetmeyin. bi kadın nelere para harcıyor kahve ne ki yani o kadar düşmedi hiçbiri.

genel konuştum bu arada çok şükür öyle tiplerle muhatap olmuyorum.
la bocca della verita la bocca della verita
gitmem gerekiyor benim. ne yapıp edip gitmem gerekiyor. bı yolunu bulup gitmem gerekiyor. kurtulmam gerekiyor senden. böyle aynı evin içinde nefes alamıyorum.

iyice bıktım, bunaldım!
3
muavinadam muavinadam
bir an yazmayi dusundum ama sonra sildim. üşeniyorum yazmaya cunku baya derin ve uzun olaylar mevcut. yandan yemiş manas destani gibi olmayalim.

sozlukte de kac gundur intihar basligi ziplamis vaziyette. ne olursa olsun mucadeleye devam edin. arkadasim daha kucuk yaşta kimsesiz kaldi. babasini , annesini ve abisini daha 16 yasinda kaybetti ama o verdigi mucadeleyi kaybetmedi ve şu an hayatina devam ediyor.
acı olmadan da hayat olmaz bunu da unutmayin tabii. zıtlıklar olmadan hayat nasil geçer ki ?

insanın içini en çok acıtan şey hayalkırıklıkları değil; yaşaması mümkünken yaşayamadığı mutluluklardır. -dostoyevski

bırakın hayat sizi oraya buraya suruklesin elbet bir çıkış yolu olur.
hurrianes hurrianes
"bir ilişkide ne istediğimi, neden bekar olduğumu açıklayabilirim. zor bir durum, biriyle birlikte olduğunda sen onları seversin ve onlar bunun farkındadır, onlar seni sever ve sen de bunun farkında olursun. ama bu bir parti ve diğer insanlarla konuşursun, gülersin, ışık saçarsın, odayı araştırır, diğerlerinin gözlerini yakalarsın. ama bu sahiplenici olman ya da kusursuz bir cinsellik yaşaman için değil, senin bu hayattaki kişiliğinle alakalı bir durumdur. bu durum hem komik hem de üzücü ama bu hayat sona eriyor ve tam da orada, fark edilmeden, herkesin önünde duran gizemli bir dünya oluşuyor. ama kimse bunu fark etmiyor. yani dedikleri gibi etrafımızda başka bir boyut var ama bizde onları algılama yeteneği yok. bir ilişkiye girmeme sebebim işte bu. ya da hayata sanırım. aşka.''
rose whisper rose whisper
ne diyon amına koyduğum ne diyon diye sormak istiyorum tahtadaki hocama.

bunlar da prof oluyor ya skeyim böyle hayatı.

normal bişey anlatırken cümlenin sonuna gelince veya vurgulu bir yere geçince birden joker gibi gülümsüyor, ödüm patlıyor yav.
aspie aspie
memuriyetten nefret ediyorum.
bu devirde memur olmaktan da nefret ediyorum.
haksızlığa uğramaktan daha da nefret ediyorum.
haksızlığa uğrayıp hiçbir şey yapamamaktan daha daha nefret ediyorum.
haksızlığa uğrayıp hiçbir şey yapamamamın nedeninin "kimi kime şikayet edeceksin?" durumundan kaynaklı olmasından daha daha daha nefret ediyorum.
bunların hepsinin memuriyetten kaynaklı olmasından dolayı aslında kısaca memuriyetten nefret ediyorum diyebiliriz başa dönüp.
1
19 /