yazarların söylemek istedikleri

38 /
böyle buyurdu kontes böyle buyurdu kontes
sabah uyandim,bi yandan kahvalti yapmaya çalışıyorum. bir yandan wifi bulmaya çalışıyorum,bir yandan botlarimi temizliyorum, bi yandan vatsap ve telegram üzerinden yazan bana ulaşmaya çalışan ailem ve müşterilerimi eylemeye calisiyorum!

-kontes hanım ne zaman cevap vericeksiniz?
-ne zaman döneceksiniz?
-iyi misiniz?
-anneaaam özledim seni ses ver!
- size ulaşamadım merak ettim kontes hanım.
-len naber ne zaman dönüyon?
-votka almadan gelme sakın! ha bir de çiklota getir.

sabah sabah ne güzel mesaj bunlar,mest oldum.
kimse beni düşünmüyor ki,anca cevap ver cevap ver!

götler!
ila ila
mart ayından beri tam 75 tane iran filmi izledim. kendi kültürümü sevmekle beraber iran kültürü de yakın gelmeye başladı. ve fars dili, osmanlı'nın neden fars dilinin etkisi altında kaldığını anlıyorum şimdi. şiir gibi bir dil hakkaten. bir deneyeyim bakalım öğrenebilir miyim.
rose whisper rose whisper
bu akşam gözümüzün önünde 6 yaşlarında bir çocuk camdan düştü. 2. kattı ama çocuk çok cılızdı ve sırt üstü düştü. yetişkinler için bile bir yerlerini incitebilecekleri bir yükseklikti. ben ses duyunca baktım ama çocuk olduğunu algılayamadım gözler kötü olduğundan. eşya olarak algıladım o kadar kaskatı kaldı ki düşünce. düşen bir halı gibi öyle durdu. yanımda oturan kişi de o tarafa dönünce çocuk mu o, çocuk falan deyince ödümüz koptu.

hiçbir hareket, nefes alma emaresi yok gibiydi başta, o nedenle yaklaşırken ya ölmüşse diye nasıl korktum anlatamam. bir de kan falan varsa diye.

yaklaşınca çocuk seslerden dolayı gözlerini hafif kıpırdattı ama kendinde değil gibiydi, bedeni oynamıyordu. annesi sesleri duyunca çıldırdı, öldü sandı sanırım. çığlığına tüm mahalle toplandı. kan görmeyince ve çocuğun gözlerini hafif açtığını görünce ben biraz rahatladım ama yine de kötü düştü o sesten, o ilk halinden gördüğüm kadarıyla.

ambulans götürdü, ciddi bir durum yok gibiymiş, gözetimde kalacakmış.

kaç zamandır dışarıda oturmuyorduk rüzgardan. bugün şansa oturduk hava sakin olduğundan. eğer her günkü gibi içeride olsaydık, bomboş sokakta çocuğu fark etmeleri ne kadar sürerdi, kimse fark etmeseydi ne olurdu bilmiyorum. bazı rastlantılar beni tanrıya inanmanın eşiğine getiriyor.

akşam akşam büyük şok yaşadık. başım çatlıyor.
döverim seni hepinizi döverim ulen döverim seni hepinizi döverim ulen
ne zaman sokakta yürürken güzel bir şarkı beni sarsa o ritmi yakalasam kendimi tek kişilik bi filmde, baş aktör olarak görüyorum.
arkafonda beni yakalayan o müzik çalıyor. yüzüme kamera yaklaşıp, uzaklaşıyor. hiçbir şey konuşmuyorum bu filmde. sadece sigara içip yürüyorum.
izleyicilerden yanlarından geçerken yüzüme bakıp, beni anlamasını istiyorum. çünkü biliyorum. dursam, konuşsam anlatamam kendimi.

filmin sonunda şarkı bitiyor ve ben sokağın köşesininden gerçek hayata paraşütle yavaşça iniyorum. .!
x biri x biri
sağ omuz ve dirseğe kadar felaket var. bir masaj yapanımız bile yok. mutlu son falan değil, sadece bir masaj ve omuz ağrısının geçmesi fena olmazdı.
paranormal adam paranormal adam
beş kuruş sermayem yok iken yükselterek belli bir konuma getirdiğim işim ekonomi yüzünden yok oluyor. euro ve dolar olarak alıp ödüyoruz. 2016 da euro üzerinden aldığımız ürünün borcunu ödeyemedik. ödediklerimiz boşa gitti yükseldiği için. bütün emeklerim hiç oluyor ve ben hiç bir şey yapamıyorum. içim kan ağlıyor.
veda busesi veda busesi
goethe'nin yaşadığı şaşkınlığı yaşıyorum zaman zaman: "insanların ne kadar kötü olduklarını görmek beni hiç şaşırtmıyor. fakat bu yüzden hiç utanmadıklarını görünce çok şaşırıyorum."
godotyubekleyen godotyubekleyen
içimden "bu da gelir, bu da geçer ağlama" diye türkü söylüyorum. insanın kendini teselli etmek zorunda kalması ne kötü. bilmem kaç milyon insan nasıl hiç insana dönüşüyor.
38 /