yenge

1 /
denizabeth denizabeth
abi eşidir.

lan ya! bu yenge dediğimiz kişi var ya?*

öyle bi yenge geliyo ki başıma, düşman başına amnakoyım. her şey yüzüğü takana kadarmış meğer! hani o verdiğin sözler, yalan mıydı birer birer he?

bunca zaman tüm tartışmalarda bu kadının yanında oldum lan. yemedim yedirmedim, içmedim içirmedim abime. başında lak lak yapmaktan, 'az yapıcı ol, sen fenasın'' demekten. karşılığı bu mu olucaktı lan pis karı?

fesatın allahı çıktı kız.* tüm sinirimi şuraya kusucam şimdi. gidip üstüne kusmak istiyorum aslında.

nişanına gitmemeyi düşünüyodum, ceza vericektim ama vazgeçtim amnakoyım. bi güzel giyinip kendi nişanında seni gölgede bırakıyım da gör lan. sırf senin için etek gömlek giycektim sade giyineyim de abiyenle ön plâna çık diye. ki ben bu kombini ömrüm boyunca lise dışında yapmamış insanım. tüm iyi niyetim bok yoluna gitti. olm en sevmediğim özelliğim iyi niyetim, masumluğum, saflığım ve de yapıcılığım. -asdfgh-

hadi nişanda seni gölgede bıraktık da düğünde napcaz lan? böyleee bembeyaz kabarık bi elbise mi giysem? ohaa süper fikir lan. evet ama sadece o yetmez.* ayakkabımın altına adını da yazmam evde kalır belki.*
odunun hasını bulan koala odunun hasını bulan koala
dayı-amca eşi.

bende iki tane var. bir tanesi küçüklüğümde bana verdiği emeklerle anne yarım ismini aldı. diğeri de her derdimi dinleyerek kankam ismini aldı. yani sadece yenge değiller bende. yerleri çok özel çok farklı. onlara karşı kendi annemden daha rahatım. ve bugün birkez daha anladım ki ben çok şanslıyım. hep yanımda olacak, her derdimi dinleyecek, büyük nasihati verecek (hem de öyle heybeden sözler değil, nasihat vermeyi hakederek) iki tane pırlanta gibi yengem var. dayılarıma da bu seçimlerinden dolayı şükranlarımı sunarımm...
odunun hasını bulan koala odunun hasını bulan koala
içimde çok farklı yeri olan insan evladı.


yeri farklı çünkü: bir memur çocuğu olarak ufacıkken bulunduğumuz şehirde, bakıcı bulamamışlar bana. hem de terör olaylarının çok sık rastlandığı bir dönemmiş. annem ve babam işleri dolayısıyla oradan ayrılamıyorlarmış. ne de olsa ekmek parası...son çare beni memlekete bırakmışlar .daha altı aylıkmışım o zamanlar..annemi düşünüyorum da gözlerim doluyor. neyse. yengem de yeni doğum yapmış o sıralar.. canım kuzenim dünyaya gelmiş. ikimize beraber bakmış yengemle anneannem. o zamanlar daha hazır bez yok. boklu bezlerimi yıkamış o yüce insan. bana yemek yedirmeye çalışırken şekilden şekile girmiş. kendi evladından ayırmamış beni...anne yarım demesem ayıp değil mi şimdi?... altı ay sonunda annemler gelmiş. ve annem kuzenimi ben sanıp ona uzanmış kızım diyerek. bana uzandığında da ben yengeme kaçmışım..

işte bu yüzden yenge bende yüce bir anlama sahip..
usako usako
en son bugün ettiğim kavgadan sonra vallahi içimi dökeceğim, kaçılın.

bundan bende iki tane var abi (maalesef). bu ikisinin yanında fatmagül'ün yengesi yemin ediyorum minnoş kedi kalır. allahtan ikisi de birbirinden nefret ediyor. yoksa yeminlen dünyayı ele geçirirlerdi, insanlık olarak göte gelirdik.

ben ömrümde böyle yaratıklar görmedim arkadaş. yine bizim sülale iyi dayanmış bunlara. benim dayılar bok diye bunlara pek ses çıkartılmamış sanıyorum (zira dayılardan biri alkolik, diğeri de ne idiği belirsiz devlete trilyon borcu olan bir kaçak). hayır bunlara dayılar yüzünden pek ses edilmemiş hadi onu birazcık anlayabiliyorum da, bizim sülaledekiler gerçekten insan değilmiş onu yeni anlıyorum bak. ben bugün bir tanesine yarım saat dayanamadım lan. bizimkiler 30 yıldır nasıl dayanmış bunlara? yemin ediyorum anneannemin yerinde olsam şu an hapisteydim, dünya da daha güzel bir yerdi.

yengelerimden küçük dayımın eşi (kendisi devlete borçlu ve kaçak yaşayan dayım oluyor), yeni evlendiklerinde dayımın aklına girip kayınpederini soymuş bir insan. dedem bir gün işe gittiğinde onlarca tonluk pres makinelerinin çalındığını görünce mide kanaması geçirmişti. 6 yaşında falandım. sonrasında pek görüşmedik kendisiyle. ta ki bir bayram dedemlere gidip de anneannem tarafından "öp yengenin elini" diye dürtüklenip kavga çıkarıncaya kadar.

allahtan küçük dayım evlatlıktan reddedildi ve akabinde de karısıyla boşandığı için (işte bok boku kenefte buluyor ama bir sifonluk ömürleri oluyor, napıcaksın) bir daha çok şükür o sakallı suratını görmedim.

problemimiz daha çok alkolik olan büyük dayımın karısında.

vay arkadaş ben ömrümde böyle fesat, böyle çingene, böyle cimri, böyle öküz altında buzağı arayan, böyle ruh hastası bir insan görmedim. ruh hastası derken hakaret olarak söylemiyorum, gitti o kadar tedavi oldu, aldığı onca ilaç bile gelip bize cırlamasına engel olmuyor. sözlükte psikiyatri alanında akademik kariyer falan varsa inceleyebilir. çok ciddi problemleri var çünkü. tıp literatürüne girebilir yani bu haliyle.

allah öncelikle insanın gözünü doyursun. ilk ve en önemli meselemiz tabii ki para. eşi olan dayım, anneannemin ilk evliliğinden olan çocuğu. babası çok küçükken bir iş kazası sonucu vefat etmiş. fakat dedem onları asla kendi çocuklarından ayırmadı. hatta onların çocukları ilk torunlar olduklarından hep benden çok sevilmişlerdir. en büyük kuzenimin yeri hala hem anneannemde hem de dedemde çok başkadır. ama onlara soracak olursak eğer onlar yetim büyümüş olmanın (hayır yetim büyümekse olay yetim büyüyen de dayım. yengeme noluyor onu çözemedik henüz) ezilmişliğini hep omuzlarında taşımışlardır. onlar hep ikinci planda kalmışlar, dayım ise küçükken hep dayak yemiştir. yediği dayaklarda arabayı kaçırıp kaza yapmasının, daya tüy bitmemiş ergen olmasına rağmen geceleri eve alkollü gelmesinin ne alakası olabilir? bugüne kadar hep haksız yere kötü davranılmıştır kendisine.

dayım zaten bunlara inanmaya hazır bi adamdı, yengem de "belki böyle daha çok para koparırız" diye düşünüp onu iyice biledi aileye karşı.

oysa anneannem onlara maddi durumları kötü diye ev verdi, yardım etti, hatta o manyak karının üstünü başını bile aldı. bunlar yetmiyormuş gibi, yıllar sonra kendisine annesinden kalan yerler değerlenip de müteahhit oraları alıp ev yapınca, daha ölmeden onlara kalan mirası verdi. ki bu para ve evler çok ciddi anlamda büyük bir paraya tekabül ediyor.

onlarsa anneannemin önceden onlara verdiği evi boşaltmayıp (aman elimizden alırlar artık evimiz, kira gelirimiz, bankada yüzlerce milyar paramız var diye) gidip yeni evlerinde huzur içinde yaşadılar.

anneannemin başına bu marttan beri pişmiş tavuğun başına gelmeyen şeyler geldi. kadın önce omuriliğindeki kırıklar yüzünden ameliyat oldu. daha dikişleri alınmamıştı ki yemekborusundaki varisler patladığından kanama geçirdi, tam hastaneden çıkardık kadıncağız zona oldu, hadi kabukları döktü iyileşiyor derken de geçen perşembe yataktan kalkarken düşüp kalçasını ve omzunu kırdı. kısacası iki aydır sürekli hastanedeyiz.

ben her seferinde işten günlerce izin aldım. annem eve uğramaz oldu. sürekli yanındayız anneannemin. bunlarsa marttan bu yana bütün bu olanlara rağmen anneannemin yanına en fazla 4 kere geldiler (ben 3 kere geldiklerini biliyorum da nolur nolmaz günahlarını almayayım diye +1 bonus verdim).

bu 4 kere gelişlerinde de sanılmasın ki geldiler kaldılar falan, yeri geldi mi "biz eliz sanki!111" diye şorlamasını iyi bilirler sağolsunlar, hastaneye gelip de aşağıya bir çay içicez deyip kaçmalar, bankada işimiz vardı halledemedik o yüzden gelemiyoruz deyip (sanki acelesi varmış gibi veya temizliğe kadın tutulamıyormuş gibi) taşınacak kızının evini temizliğe gitmeler, aramamalar sormamalar, anneannem ameliyattayken ve biz yüreğimiz ağzımızda beklerken çanakkale'den gelen (neredeyse tanımadıkları) uzak bir akrabanın ölümü dolayısıyla apar topar anneannemin ameliyattan çıkmasını beklemeden milleti toplayıp çanakkale'ye gitmeler... sonra "aaa bize niye haber vermediniz?"

hayır şimdi küfredeceğim, anneannem arada kaynayacak. o yüzden bir şey diyemiyorum.

tabii tüm bunların içinde hastanede anneanneme içirilecek ve fiyatı üç (3) türk lirası olan çorba için laf etmelerini hiç anlatmıyorum. bildiğimiz çorba evet. hastahane çorbası. kantinde satılanlardan.

anneannem kalçasını kırdığından beri geçen 10 gün içerisinde bir kere hastaneye gelip çay içicez diyerek kaçtılar, bir de bugün yazlığa sözde ziyarete geldiler.

geldiler ama ne geliş! iki saatlik yoldan gelmişler! aaaay ne sıcakmış! aman yarabbi bu ne biçim işmiş! yollar çok reröreröymüş. ay bu kadın da tam kalçasını kıracak zamanı bulmuş! dokuz ayın çarşambası bir gündeymiş! neler neler...

zaten biz bütün gün temizlik yapmışız. evde yedi kişiyiz ama herkesin resmen tiriti çıktığından herkes narkoz verilmiş gibi uyuyor, sadece anneannemle dedeme bakan gürcü kadın ve ben ayaktayız. bir de sağolsun havlamak için bahane arayan bizim it uyanık balkonda.

bunlar bir hışım girdiler verandadan -dayım ya yine damarlarında kan yerine alkol akar vaziyette, ya da ben normal haliyle ayık halini ayıkamadığım için bana öyle geldi- hadi geldiler hoşgeldin dedim, dayım gitti köpeğin başına: "şş karabaş! ahahaha ne lan bu itin adı? hehehe havlıyo bi de bak bak bak!"

dayı diyorum, havlatma şunu. bak herkes uyuyor içeride. çocuk da uyuyor (çocuk da bunların torunu), uyandıracaksın huysuzluk yapacak.

"aman be ben napıyorum?!" lan hayvanın başına gidip köpekle köpek oluyorsun. napıyorum'u mu var? sen hayvanı sinirlendirirsen o da havlar. bunu 30 yıllık karından görmüş, tecrübe edinmiş olman lazım.

neyse önce dayım arkasından yengem geçti oturdu balkona. evde iki hasta var (anneannem ve dedem) içeri adım atmak yok ha. yengem geçerken hoşgeldin demiştim de ya duydu da kavga çıkarası vardı, ya da gerçekten duymamış olduğu halde kavga çıkarası vardı bilemiyorum da içeri girince (zannetmeyin ki anneanneme falan bakmak için, çişi gelmiş de ondan) "hoşbulduk!!!!!111111birbirbir" yaptı bi şöyle, dedim "hoşgeldin dedim, duymadın mı?" cevap yok. hasbinallah dedim, geçtim (burada hasbinallah derken açtığım kapı şeriat kapısıydı. level 1).

arkasından tuvalete girdi geldi, "hani çay koyacaktınız?! o kadar kurabiye getirdim!!!" dedi, ben daha hayretler içinde o ne lan öyle diye arkamı dönerken bakıcı kadın "koyarım şimdi" diye yerinden kalktı ve bizimki yumurtladı: "bi zahmet!!!!1111"

orda bi la havle dedim döndüm önüme. (la havle derken de ikinci kapıyı açmış bulundum: tarikat kapısı. gerçi ellerim titremeye başlamıştı kapıyı tam açamamış olabilirim ama yine de level 2)

arkasından millet hala uyurken ve bunlar karı koca "ay çok uzun yoldan geldik", "ay çok sıcak", "ay öldük bittik bunlar da uyuyor" diye benim asabımı bozacak şeyler söylerken dayım yengemin muhabbetinden sıkılmış olacak ki bizim köpeğe döndü, yine onunla uğraşmaya başladı.

"dayı" dedim, "bak hayvanı havlatıyorsun, millet uyanacak. lütfen yapma. bırak biraz dinlensinler"

o sırada yengem (balkon l şeklinde dönmüş ordan salondan girmiş içeri, mutfağa geldi), dayım ordan saçma sapan bir şeyler söylerken "ben geçtim ordan ondan sonra havlamaya başladı. napiyim geçmiyim mi ordan? allah allah eliz sanki... rerörerö" diye saydırmaya başlayınca "evet oradan geçmemekle işe başlayabilirsin mesela" deme gafletinde bulundum.

bi cırladı bu bana, kadırgalı aysel halt etsin. "seni terbiyesiz, seni ukala, seni kendini bilmez..." diye saçtı ağzını yumdu gözünü. ben hala "yenge..." boyutundayım ha işin. (burada da yenge derken üçüncü kapıyı açtım: marifet kapısı. level 3)

dayım bile imana gelmiş "tamam be kadın kes sesini uzatma" derken ve bu sayamadığım dakikalar boyunca terbiyesiz, ukala, haddini bilmez falan diye söverken en sonunda dayanamadım. "he el değilsiniz, el gibi anca ayda bir gelirsiniz onda da afra tafra" dedim, bu iyice coştu. baktım kapıları açıp kaparken sikerler eşiğini geçeli çok olmuş dedim yeter. ben bu kadını gerçekten birazdan öldüreceğim. bildiğin cinnet geçirmek üzereyim. hakikaten 3. sayfa haberi olacağız bu ayı götü suratlı kaltak yüzünden.

bir yandan dedemlerin bakıcısı kadın "caniim beniim. sakin oool, tamaaam sakin ol caniim" falan derken baktım olacak gibi değil, dedim ben kaçayım. yoksa bir cinnet her şeyi çözecek. tam tarikat kapısı'nı da açıp kamil insan olacaktım ki, dinden imandan çıkardı beni orospu.

ben gittikten bir saat sonra da annem aradı, "herkes nerde? dayınlar geldi mi?" diye. ben çıkıp gittikten sonra ne kuzenim, ne dayımlar kalmamışlar. o kadr uzak yoldan gelmişlerdi, bir saat oturmamışlar.

sorunca da "el miyiz biz?!"

elsiniz amına koyiyim. el yapmaz lan sizin şu yaptığınızı. madem yarım saat anca oturup siktirip gidecektiniz ne bok yemeye gelip de sinirlerimi bozdunuz?

ulan şu sülalede de bir tane işe yarar adam çıksın ha. ne seçmece genlerimiz varmış arkadaş! darwin'in de amına koyayım, sinirlendim bak yine!
bir gün aşklar biter hatıralar kalır bir gün aşklar biter hatıralar kalır
bana en fenaları rastlayan kan bağı bulunmadığına şükrettiğim insanlar. 5 tane yengem var. biri beni sinir hastası etti yarım saat ağladım ciddi ciddi. amcam biraz haber programlarına takık insandır tvlerinde 500 üstü kanal var. kanallarının liste ayarını ben yaptım (yapmaz olaydım). bu yengem olacak kadın 15. kez bunu tek tuşla bozmayı beceriyor sonra da "amcan bana kızacak" bilmem ne diyerek benim 2 saatimin içine ediyor. sabahtan beri açım. kahvaltı yapmamışım akşam yemeğine 10 dakika kala yine geldi. "1'e bastım kanalların hepsi bozuldu." diyor. allahım elim ayağım titredi yine duyduğumda. gittim işte tam yapcam arkamdaki koltuğa geçti açtı çeneyi "şimdi dimi sülaleme küfrediyosun" diyo başlıyo konuşmaya sürekli soru soruyor. bi de evde annesi var benimde en nefret ettiğim şey ağız şapırdatarak yemek yenmesi. yapmaya başladıktan sonra işte hem o konuşuyor hem annesi yemek yiyor. dayanamadım daha fazla başladım ağlamaya sinirden nasıl ağlıyorum ama. bi yandan ağlıyorum bi yandan yapmaya çalışıyorum geldi yanıma "sanki dövdük neye ağlıyosun" dedi iyice sinirlerimi bozdu sağolsun. "amcana derim bi çocuk yollar, o yapar." dedi. ya bir insanı öldürme isteği sanırım böyle doğuyor insanın içinde. amcamın seninle evlendiği güne lanet olsun.
karsinoma karsinoma
çok ilginç bir şey lan bu yenge olayı.

abimin karısı, abim askerde olduğu için bir süredir bizimle kalıyor. terbiyesiz herif okulu bitiremeden evlendi. kızı böyle geride bıraktı askere gitti. ne işi var ne gücü, kız çalışıp adama bakıyor. yetmezmiş gibi bir de bana hizmet etmeye çalışıyor lan.

az önce yatmaya giderken "istiyor musun bir şey yatıcam ben" dedi. lan ben annemden bile su bile istemem, kalkar kendim koyarım, neden senden isteyeyim ki? hayır o değil alışacağım diye korkuyorum. böyle beklentilere girmemem gerek. hoş değil. kendi kahvemi kendim yapayım, kafam rahat olsun.

ama garip yani, yenge kavramı falan. böyle hizmet falan
kızıl kurt kızıl kurt
1960-70 türkiyesi'nde yaygın, ekmek arası döner benzeri bir yiyecek.

malzemelerini falan bilmiyorum, babaannemin vefatından sonra albümlerine bakarken dedemin işyerinde çekilmiş bir fotoğrafında gördüm, elinde ekmek arası bir şey var ,fotoğrafın arkasında ise(dedemin isim sansürlenmiştir) ''(yaşlı kurt) yengeyi yerken'' yazıyordu. sonradan sordum meğer yenge diye bir yiyecek varmış geçmişte, şu anda ya adı değişen bir şey bu ya da tarihin tozlu sayfalarına gömüldü gitti. ama komik geldi cidden.

edit: fotoğraf 1964 ankara'da çekilmiş. bu ekmek arası adına yenge denilen yiyecek nedir bilen yaşlı bir yazar varsa merak ettim yardımcı olsun nedir ne değildir bu yiyecek.

2.edit: çok merak ettim yarın dedeme telefon açıp soracağım, bu değerli yemek ayrı bir başlık hak ediyor hem de.

3.edit: adı yenge değil yengen'miş. antalya'da çok popüler bir fast food'muş.
theokoles theokoles
yetişkin ve kendini bilen bir 'yenge' görev aldığı tüm takı törenlerinde takılan altın, para, bilezik gibi şeylerin sayısını ve kimlerden geldiğini aklında tutabilir ve gerektiği yerde ifşa edebilir.
1 /