yenidoğan

opiskelija opiskelija
komik yaratıklara verilen genel addır. insan mıcıklamak ısırmak ister ama aynı zamanda dokunmaya korkar bu tip canlıları. bunların büyümüş versiyonları pek makbul değildir.
(bkz: çocuk)
hacıhacıyımekkede hacıhacıyımekkede
ülkü tamer şiiridir.

4
mektupsuz koma beni,
denizi deniz yapan sensin,
ormanı orman yapan sensin,
sensin tezgahta kan dokuyan,
gözlerinde serçeler yanan,
bir aşktan bir dünya kuran sensin.

samanyoluna karışır gün ortasında attığın çığlık,
hafta sonlarında yaktığın ağıt,
tabutların ardında yürüdüğün yol,
koparıp yüreğine attığın başak.

mektupsuz koma beni
yılların sana öğrettiğini sen bana öğret,
parmaklarının gölgesini gönder.

6
mektupsuz koma beni,
aşkını uzun uzun anlat, utanma anlatmaktan,
senin elin benim elimi tutsun,
birlikte sıçratsın ayaklarımız
yenidoğan'ın çamurunu,
aynı duvar halısına işlensin ceylanlarımız.

dostum benim, yokuşlu yolum, düzgün ovam,
günün hangi saatte battığını görememiştik seninle,
tepelerin arasındaydık çünkü,
saçak altlarına sığınıyordu çocuklar,
her evin eşiğinde sessizlik vardı.

o sessizliğin marşını öğret bana
gizli bir pınar gibi toprak altında akan
ama bütün kıtaları dolaşan marşı
armagnac armagnac
mektupsuz koma beni.
bir daha, bir daha yaz adını mektubun sonuna.
bana güler yüzünü gönder.
yenidoğan'ı anlat.
günün hangi saatte battığını görememiştik,
tepelerin arasındaydık çünkü,
sen evlere bakıyordun,
yüzündeki o çocuksu cesareti inceliyordum ben.
evler dağları sırtlanmıştı
korumak için kendilerini çaresizlikten,
ocaklar yeryüzünün çamurunu yakıyordu.
klarnetçiler, matbaa işçileri, bakkal karıları dolaşıyordu
günün battığı saatten sonra sokaklarda.
saçlarının her teli bir dinamit fitilidir
yokuşları çıkıp yorgunluğa bıraktığın an gövdeni.

mektupsuz koma beni,
denizi deniz yapan sensin,
ormanı orman yapan sensin,
sensin tezgâhta kan dokuyan,
gözlerinde serçeler yanan,
bir âşktan bir dünya kuran sensin.
samanyoluna karışır gün ortasında attığın çığlık,
hafta sonlarında yaktığın ağıt,
tabutların ardında yürüdüğün yol,
koparıp yüzüne attığın başak.

mektupsuz koma beni,
yılların sana öğrettiğini sen bana öğret,
parmaklarının gölgesini gönder.
sevgilim, sevgili dostum,
yaşamayı pekiştiren bir çelik çivi olacak
yenidoğan'ın acısındaki maya.
sen o mayadaki umudu gördün.
yaslar donanmış babaların pencere önlerinde
çocuklarına saksı sulattıklarını gördün.
damarlarını fabrikalarda bırakan kızların
nişanlılarında yeni bir yürek bulduklarını gördün.
nasırların yanı başında tarlalar gördün.
kopan derilerin altında gökyüzü gördün.
gördün her şeyi,
topladın her şeyi,
acına renk katıldı çeyiz sandığında.
gülüne dipdiri bir sap takıldı.

mektupsuz koma beni.
âşkını uzun uzun anlat, utanma anlatmaktan,
senin elin benim elimi tutsun,
birlikte sıçratsın ayaklarımız
yenidoğan'ın çamurunu,
aynı duvar halısına işlensin ceylanlarımız.
dostum benim, yokuşlu yolum, düzgün ovam,
günün hangi saatte battığını görememiştik seninle,
tepelerin arasındaydık çünkü,
üstümüze keder çiseliyordu çünkü,
saçak altlarına sığınıyordu çocuklar,
her evin eşiğinde sessizlik vardı.
o sessizliğin marşını öğret bana,
gizli bir pınar gibi toprak altında akan
ama bütün kıtaları dolaşan marşı...

ülkü tamer şiiri.