yurt dışında yaşamak

1 /
closer closer
dışına çıktığımız sadece ülke sınırları sanmıştık, yoksa pek çok kimsenin hayatından sınır dışı mı olduk şimdi?
misuf misuf
1 haftalığına da olsa, sabah uyanıldığında pencereden yabancı bir bayrağı görmek gerçekten çok garip geliyormuş insana. alışamadığım birkaç şeyden biridir. hala hatırlarım, çok pis koymuştu.
yesilcuppelipenguen yesilcuppelipenguen
yurt dışında yaşamak özlemektir. özlenen ana olur, dost olur, kendi dilinde küfretmek olur; hep bir "şey"ler vardır özlenen...

daha çok kendi içine dönmektir. döne döne "kendi"ni tavaf etmektir. bir başına, gecenin bir yarısı, zifir karası duvara karşı fısıldaya fısıldaya "geyikli gece"yi kan kırmızı şaraba katık etmektir.

gün gelir nazım usta seslenir sana:

"yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli
belini sarmayalı
gözünün içinde durmayalı
aklının aydınlığına sorular sormayalı
dokunmayalı sıcaklığına karnının
yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın
aynı daldaydık, aynı daldaydık
aynı daldan düşüp ayrıldık
aramızda yüz yıllık zaman
yol yüz yıllık "

duymak istemezsin ama ne mümkün! gurbet denilen garabet bir kere işleyince kanına artık sen iflah olmaz bir gezginsindir. hossein alizadeh'in "kuşlar"ını dinlersin durmadan çünkü sen de bir kuş olup anacığına uçmak menzile erişmek istersin; olmaz!..

yurt dışında yaşamak kendi yarattığın cennetinde ve cehenneminde tutuk kalmaktır.

ne kadar anlatmaya çalışırsan çalış beceremezsin.

allah düşmanımın başına vermesin!..
feronia feronia
universite öğrencisinin yaptığı klişelerin ilk 10undadır.genelde universite 2.ve 3.sınıftayken "aga bu ülkede yaşanmaz her 5 yılda bir kriz var" ,"gidicem olum norveçte bi hatun buldum netten onla evlenicem", "benim dayımgil belçikada hem ora maaşlar 7000 dolar falanmış lan" söylemleriyle kendini gösteren bu durum, en son ögrencinin work and travel gibi çakma bir yurtdışı gezisi yapmasıyla noktalanır.universite bittiginde aslında yurtdısında yasamanın çalışmanın bir dayıgile ve ya norveçli güzele bağlı olmadıgı anlaşılır paşa paşa istanbula yerleşilir(yurtdısına cıkamadım bari büyük şehirde yaşayayım gazıdır) 3 kişi toplanıp bir ev tutulur yine makarna yenilir,yine kıt kanaat geçinilir.sonuç olarak universiteden tek farkı hergun resmi giyinme ve keyfi iş asamama sorunudur.
aujfm299 aujfm299
hevese dönüşmesi sonucu ciddi miktarda beyin göçüne sebep olur. yaşam şartları ne kadar iyi olursa olsun, etrafımda kardeşim kadar yakın olduğum dostlarım yoksa, kendi dilimde insanlara selam verip samimi şekilde hal hatır soramayacaksam ve hep üstümde bir yabancı damgası bulunacaksa o zaman ben almayayım o şeyden teşekkür ederim
nora nora
berbatla güzel arası bir duygudur. adam ettiğinizi sandığınız tarafları yontmayı öğretir size, tekrar yonttuğunuzda bu sefer yüreğinizde bir yerler nasır tutmaya başlar.

gurbet değildir acıtan, kendi gurbeti acıtır insanı. şehir arkanızdan gelir ve gerçek anlamda anlamaya başlarsınız kavafis'i. ne kadar istesenizde, ne kadar uzun yıllar geçse de, kökünüz salmaz kendini yabana. koku uzmanı eder insanı gurbet! arkada bıraktığınız ne kadar koku varsa, canlandırıp koklar insan yokluğunda..


eski anket defterlerindeki gibi, ıssız adaya giderken yanınıza alacağınız üç şey diye sorulsa, o an cevabınız tartışmasız; sokak simiti, fırın ekmeği, beyaz peynir olur. aslında bunların, ne kadar pahalı şeyler olduğunu sadece yurtdışında öğrenirsiniz.

havalimanındaki elektronik kapıları eski bir dostu özler gibi özleyip, hep bir sebeple olabilecek dönüşe yaşar insan yurtdışında.

biraz yarım, biraz ağlak, biraz özlem yorgunu.. hele bir de "anne çayı koy geliyorum" şeklinde kısa bir mesafe değilse yaşadığınız ülke, hele bir de ardınızdaki yeditepeli şehirse, iflah olmazsınız.

sonra bir an, eğer yalnızsanız korkmaya başlarsınız kendi gücünüzden.

ciddi iştir, harmanlanamadığınız bir coğrafyada ömür tüketmek!

kendiniz dolanmış yün çilesi gibi dururken, özlemi yumak gibi sarmaya çalışır kalbiniz. vay halinize!
poppy poppy
girileri okuduğumda, ben ne biçim insanım ulen diye kendi kendimi sorgulamış olduğum durumdur. çünkü kesinlikle yukarıdaki giriler gibi açılı bir durum değildir yurt dışında yaşamak.

insan 23 yıl yaşadığı ülkesini özlenmez mi? tabiki de özler ama olayı bu kadar dramatik boyutlara taşımanın bir manası yok.

mesela sabah kahvaltıda, simitle has tereyağı yiyemiyor olabilirsin ama onun yerine "kase croissant" ina "crème fraîche" sürebilirsin. turkiyede dünya kadar ödeyeceğin brie ye avrupa'da sadece birkaç euro ödeyip, akşam roquefort yemeden uyuyamayan bir insan haline dönebilirsin.

belki uzun ve çok kalıcı dostluklar edinemeyebilirsin ama geçici olarak tanıştığın o insanlardan dünya kadar şey öğrenebilirsin. bu seni daha girişken, daha sıcak kanlı ve daha farklı biri yapar. hatta bu insanlarda aynı senin gibi, o ülkeye yurt dışından gelmişlerse "kötü gün dostun" bile olabilirler. böylelikle her milletin kendine özgü kültürünü ve geleneğini de tanımış olursun.

yurt dışında süpermarketler bile o kadar farklı ki...eğer farklılıklara ve yeniliklere açık bir insansanız, yurt dışında metroyu kullanıp sadece insanları izlemek, veya bir süpermarkete gitmek bile size zevk verebilir. böyle olunca hergun yeni birsey öğrenirsiniz, her gününüz dolu dolu geçer.

paranız varsa, ve yurtdisinda önemli ve büyük bir şehirde yaşıyorsanız, pek çok konserler, müzikaller haftasonu ayağınıza gelir. aynı hafta içinde hem tına turner hemde pink'in canlı performansını dinleyebilirsiniz.

birde en güzel duygulardan bir tanesi, kimsenin sizi tanımamasıdır. gönlünüzce sarhoş olup abartmayacak şekilde kuralları ihlal edebilirsiniz. hele ki benim gibi unlu biriyseniz, kimse sizi tanımaz ve sokaklarda kimsenin umrunda değilsinizdir.

ızmir kordonun, veya ıstanbul boğazının keyfini bulamayabilirsiniz ama paris'in, berlin'in, stockholm'un, cape town'nun, ny'un hep ayrı bir silueti var. onların tadı da bir başka.

herkesten farklı giyinebilirsiniz. hele amerikadaysanız, milletin turkiye'de yüzlerce milyon ödediği t-sortleri siz outletlerden birkaç dolara alır, keyfinize bakarsınız.

avrupada oturma izniniz varsa, avrupayı vizesiz gezmenin tadını çıkarırsınız. ne paskalya tatili, ne christmas dinler, tüm tatilleri kuş misali havada geçirirsiniz.

ama yurt disinda bu yazidan daha farkli dusunen insanlar da mevcut! illa turk bakkalı bulup, dolma yapmak için can atan, turkiyenin en iyi üniversitesinin en baba bölümünden mezun, entellektuel bir tipi tanıyorum. ve acayip bir şekilde de ülkesini özlediğini görüyorum. tabi onu kesinlikle yargılamıyorum ama sadece yurt dışında yaşamanın biraz yeniliklere açık olup, kendini rüzgarın gelişine göre bırakabilen insanları mutlu ettiğini düşünüyorum. yani eğitimle filan çokta alakalı birsey değil.

sonuçta bu yazından çıkarılması gereken ders, hayat heryerde güzeldir. ama yurt dışında ki hayat size çok şey öğretir.
(evet kabul ediyorum...sonuç çok kel alaka oldu!)
fatsandwich fatsandwich
kolay uyum sağlayan bir insansanız güzeldir; başka kültürler görür, yeni bakış açıları edinir, ufkunuzu genişletirsiniz. fakat, ne olursa olsun, eğer türkiye'de büyümüşseniz, bir gün gelecek bulunduğunuz ülkeye olan yabancılığınız kafanıza dank! edecektir. en basitinden, kendi kafa yapınızdaki insanları arayacak, gece barlarda yabancı arkadaşlarınız kadar eğlenmediğinizin farkına varacaksınız. bunun üzerine, dolu dolu geçen bir türkiye tatili sırasında bunca zamandır aradığınız insanı bulursanız vay halinize. (bkz: hayatın ne kadar ibne olduğunun anlaşıldığı anlar)
lka lka
markete gidersiniz ülke ürünleri ararsınız,akşama eve gelir nette ülkeyle ilgili haberleri okursunuz,kol gibi telefon faturalarını saymıyorum bile.akşamları okyanus kenarında yengeçler çıkmaya başlarken dalga sesleri arasında ulan aynı şeyleri yaşamadığım aynı dili konuşmadığım bu yerde ne işim var dersinize tabi bir süre sonra elde edilecekleri etmişsinizdir ve alışık olduğunuz tadları ararsınız.
süleyman hıyarto süleyman hıyarto
yaşamak değildir adı bir kere. tutsaklıktır. sağır ve dilsiz olmaktır. yalnızlıktır. "vatan/yurt" gibi bağlılıklarınız varsa, felakettir. taşı, toprağı, yere tüküren insanını bile özlemektir. mesela, markete gidip, bakakalmaktır, aç kalmaktır. "türk" görünce sevinmektir. inadına günaydın, inadına iyi akşamlar demektir. bir türk lokantası bulup, anneminki gibi olmasa da yayla çorbası bulunca sevinmektir. ne güzel ülkeymişsin sen türkiye demektir. medeniyetin, kaldırımları yere yakın yapmak olmadığını anlamaktır. türk olduğun için gurur duymaktır, gün saymaktır. medeniyetsiz halini bile seviyorum türkiye, diye haykırmak istemektir.
bellezza bellezza
ne kadar yaşadığınız ülkeye uyum sağlarsanız sağlayın ve ne kadar yaşadığınız ülkeyi severseniz sevin kötü bir durumdur. hep türkiyeyi düşünmek ve özlemektir. türkiyeyi sadece televizyondan takip edebilmektir.
bir haksızlığa uğradığınızda "acaba türküm diye mi böyle oldu?" diye düşünmektir bazen. türkiyeye geldiğinizde çoğu zaman türk değilmiş gibi karşılanmaktır. çok özlediğinizde resimlerle avutmaktır kendinizi.
her ne kadar yurt dışındaki hayatınıza alışmış olsanızda, türkiyeye gitmenize kalan günleri saymaktır.
uçaktan indiğinizde havayı derin bir şekilde içinize çekip, gözlerinizin dolmasıdır. yurtdışından türkiyeye giderken bile, "sadece x-hafta kalacağım" diye buruk bir sevinçle gitmektir ve dönerken gözyaşlarınızı tutamamaktır. uçağın penceresinden bakarken "olsun seneye yine geleceğim" diye kendinizi avutmaktır ve gözlerinizi bulutların arasına karışana dek pencereden ayıramamaktır. uçağın bulutların arasına karıştığında etraf bakıp "bunların hiç umrunda değil herhalde. baksana adam portakal mi vişne suyu mu içeceğini düşünüyor sadece" diye kendinizi yalnız hissetmek ve diğerlerine kızmaktır. kötü bir durumdur evet. sanki metresinizle birlikte olup, çok sevdiğiniz karınızı özlemek gibi. hep bir şeylerle avutmaya çalışmaktır yurt dışında yaşamak...ve gün saymak...
spoilsport spoilsport
yurt dışından kasıt avrupa veya amerika'daki gelişmiş bir ülke ise size katacağı bir sürü hayat tecrübesinin yanında, en önemli şey harita okumayı öğrenmenizdir.

adres tarif etme ya da bulma şekli "camiden sağa dön, 200 m sonra solda" olan ben bile, turistik amaçla gezmeye gidilen bir şehirde harita elde her yeri bulabiliyorsam, bunda yurt dışında yaşamanın etkisi yadsınamaz. ben türkiye'de kalsam ve tapu kadastro ya da harita mühendisliği bile okusam eminim ki türkiye'de harita ile yolumu bulamazdım. türkiye'de iki üç senede bir ilçeler şehir oluyor, beldeler belediye oluyor. sokak isimleri zaten bir gecede değişiyor. haritaları güncel tutmak istesek orman katliamı olur her yıl. o bakımdan harita okumak yurt dışında öğrenilir. zordur ilk başta ama öğrendikten sonra her yeri bildiğiniz hissine kapılırsınız.
1 /