zingaro

dollidolli dollidolli
yaklaşık 9 ay önce sözlüğe gireceğini söyleyen ancak bu süreci çok uzun tutar yazar. sözlüğü benimsemesini dilemekteyiz.

ca va?
cest tres excitant cest tres excitant
"sözlerini sakla sen öteye beriye.
söylenecek ne kaldı kilitli şu gönlüme.

bu şarkıyı seçtim ikimize birsen tezer'den. senin için hangi sözü sarfetsem az gelir inan. her şeyden önce seni tanıyor olduğum için her sabah gözlerimi beyaz tavana diktiğim an şükrediyorum. "yeni bir sabah", diyorum gözlerim gülerek. bir gün daha neşe ile dolacak bütün hücrelerim.

buradan sana ait yanımı dökmek neden bu kadar uzun sürdü bilmiyorum. kaç vakit önce istedin oysa benden yazmamı. bense belli bir zamanının olduğunu biliyordum. bana, hayata, ve tüm yaşadıklarına olan inancının tam da zayıfladığı anını yakalamak belki de sadece tuhaf bir rastlantı. belki de tam da zamanı...

30 kasım'ı 1 aralık'a bağlayan geceydi seninle ilk tanışmamız ve o gün hissetmiştim içime işlediğini. sesinle, yüzünle, sıcaklığınla... tüm kalbinle. tüm önceki yaşantımın öğretileriyle içgüdülerimin kontrolü altınaydım uzun bir süre. sonra dürtülerim kendimi senden koparmaya bile yeltendi. ama gördüm ki senden vazgeçemedim. vazgeçemedik birbirimizden. yaşamımın anlamısın. senden haber alamadığım zamanlar sanki yaşamıyormuşum gibi. ah şu ayrılık... çok yaman sevgilim. bize neler neler yapıyor. yapıyor da farkına varmaya çalıştıkça daha çok ayrı kalıyoruz. mesafelerimize mesafe katıyor inceden. ama istersek ve seversek hep, üstesinden geleceğimize o kadar eminim ki...

"gitsem de sonuna kadar
dönsem de eli boş yıllar
gönüle yakın bulunmaz kolay"

ben çok şey yaşamış olabilirim sevgilim. ama çoğu şeyi de ilk seninle tadıyorum. sahiplenme duygusunu sende tadıyorum ilk. beceremiyorum da zaman zaman. kıskançlık ve aidiyet hislerimin dengesini çoktan oturttuğumu düşünen ben, şimdi kafam karmakarışık apışıp kalabiliyorum hareketlerimin sonuçlarını gördüğümde. iyi olduğumu düşündüğüm bir şeyde aslında çuvallıyor olduğumu anlıyorum şimdi. ve durumu nasıl toparlayabilirim bilmiyorum. yardımına ihtiyacım var. çünkü sen de bil ki "gönüle yakın bulunmaz kolay"...

"iki göz yeter görmeyi bilsen,
gönül seslenir bir duyabilsen,
elim uzanır dokunabilsen,
sevsen dönsen ah bilsen bir bilsen..."

bir kaptan vardı geçenlerde tanıştığım. açık denizde günlerin birinde bir göçmen kuşa rastlamış. o kadar yorgunmuş ki kuş yaklaşıp da sevmeye yeltendikçe kuş sadece bir iki adım öteye kaçıyormuş. çok da ürkütmek istememiş ama tam adım atıp da yakaladığını düşündüğü an, kuşun ayağı kaymış ve petrol atıklarını bulundurdukları varile düşmüş. hemen içinden almış dakikalarca yıkamış ama tabi arındıramamış. 1 saate kalmadan kuş komaya girmiş ve can vermiş. bana güvenmediğini, ama ne kadar çok güvenmek istediğini biliyorum ama sana yaklaştıkça uzaklaştığını hissediyorum bu günlerde. sen de kayıp düşersin siyah maddeye diye çok korkuyorum artık. ne yapacağımı bilemez hallerdeyim. ve de çok korkuyorum sevgilim. bir bilsen ne çok seviyorum seni...

"gide gele yoruldum oraya buraya,
hangisi değer bilmem şu telaşlı ruhuma"

işte bu kısım da dediklerimin kısmen bir tarifi. ben adresini ve durağını şaşırmayacak kadar da ait olduğu yeri bilen biriyim. ama çok yoruldum artık. yüreğinde sesimi duyabileceğimi bile bile neden sana dokunamıyorum? neden yoruluyorum hala?

vazgeçsem aramaktan, sussam da nereye kadar
yazılır belki söze şarkılar...

aramakla işim yok artık benim. benim elim kolum artık her şeyimsin. inan senin sevgini hissedemediğim an nefessiz kalıyorum. taşlaşıyor her yanım. sus pus oluyorum. ama sussam nereye kadar?

iki göz yeter görmeyi bilsen,
gönül seslenir bir duyabilsen,
elim uzanır dokunabilsen,
sevsen dönsen ah bilsen bir bilsen..."

diye sona eriyor şarkı. ama bir daha başlatıyorum ben, ve öyle hissediyorum ki sevgilim, biz birbirimizi her gün yeniden kazanmak durumunda olan iki dengesiziz. ben, gerekirse kalbini her yeni günde yeniden çalarım. ben senin için varım... ya sen ?

ya sen sevgilim?

seni çok seviyorum...
cest tres excitant cest tres excitant
tanıştığımız kanaldan 2. yılımızı kutluyorum şimdi ben bi' başıma. evet bi' başıma dedim çünkü kayıtlara geçsin istiyorum. sen tut ikiyi tamamla, sevgilin onuncu rüyasında olsun. olsun be. zaten hastasın da şimdi. reçeteme uyduğun için de mayışmış olmalısın. bu akşam senin de bildiğin üzere rod stewart'a sarmış bulunmaktayım çok fena ve "what a wonderful world" çıktı tam bu satırları yazdığım sırada. evet bunu da yazdım çünkü kayıtlara geçsin istedim. seninle olan bir dünya gerçekten de harika. sürpriz yumurta gibisin sevgilim. seninle monoton olmamayı seviyorum. sorunlarına bazen çözüm olmayı, bazen de sorun eklemeyi seviyorum. senin cevabı bitmeyecek soruların olmayı seviyorum. sen sor yeter ki ben hep anlatırım.

hatta sen bana "kafam karıştı" de, ben sana seni neden çok sevdiğimi başka bir türlü anlatayım. sen ikna ol yine ve yumuşacık ol. misbon reklamlarındaki gibi dışı sert ama içi yumuşacık karamel ol. gerçi vişnelisini daha çok seversin sen şimdi. tıpkı dudak nemlendiricin gibi.

olmadığın bişeye inandırılmışsın gibi davranıyorsun ya ben sana "güzelim" diye hitap ettiğimde, en çok buna bayılıyorum sanırım. çünkü ben seni saklamaya çalışmadan, sen çoktan sadece benim içime saklanmışsın. onu anlıyorum sevgilim.

en çok sevdiklerimden biri de el ele olmak sanırım. zaten dk/gün/yıl hesabı yaparsak çok çarpıcı bir oran karşımıza çıkacak ki, bahsetmiyorum bile, elimin terlediği her andan keyif alıyorum diyeyim ben, gerisini sen anla.

2. yılımız kutlu olsun dediğim yazardır, dersem sanırım tanımsal boşluğu da gidermiş olurum. nice yıllara dersem de, doğum günü olan yaramaz aşkımız da bol bol şımarır sanırım.

iyi ki varsın zingaro.
cest tres excitant cest tres excitant
cırcır böceğinin sesi eşliğinde yazıyorum sana bu kez. iki dönüm noktası bir arada 2011 yılının 27 mayısında. baba ocağına döndüm ilk defa hayatımda ve senin de belirttiğin gibi, evet, belki de son kez doğduğun yerde doğum günü çocuğu olacaksın. sen baba ocağından uçmak üzereyken ben döndüm. ama her ikisinde de ortak bir amaç var ki, o da artık bir araya gelip öyle kalabilmek.

"omuzumda başın eksik, yatağımda kokun, tenimde tenin eksik gel de bir dokun, gecelerden uykum eksik, yüzde tebessüm, elimde elin eksik, yaşlı hep gözüm." son zamanlarda en çok dinlediğim şarkı. şarkının kendisi de çok etkileyiciyken aslında sözler yakalamış beni. ondan herhalde ardarda dinleyişim. şimdi düşünüyorum da biz aslında çoğu sevgiliye göre 1-0 hatta 2-0 yenik başladık belki ama biz uzağı yakın etmeyi,telefonda saatlerce konuşurken de birbirimize dokunmayı, uykumuzun gelmesini sabırla beklemeyi, gece yarısı çekinmeden birbirimizi uyandırıp kabuslarımızı paylaşarak sabahlarımızı güzel etmeyi, zor zamanlarımızda bir şekilde destek olarak o "omuzda baş" olabilmeyi becerdik. zor oldu bazen ama becerdik.

ne desen, ne yapsan hepsi çizili kalbimde. senden gelen her şey artık iyisiyle de kötüsüyle kabulüm. sanırım bunu hissetmekti önemli olan. yahu ben seni çok seviyorum ki.

aşkım, yeni yaşın huzur, sevgi, en öncesinde sağlık demeliydim o halde baştan alayım.

yeni yaşın sağlık, huzur, sevgi ve artık beni versin sana. iyi ki doğmuşsun. iyi ki gözünü benimle açmışsın. çok şanslıyım sana ait olduğum için. sevgilim, doğum günün kutlu mutlu olsun. al sana kocamaaaaaaan bir öpücük. mmmmmmmmmmmmwah!

tanım: yaşı, doğumgünü tarihindeki gün sayısına yaklaşmış kalemi kuvvetli, yüreği sevgili, kafası hareli, bir çeşit melek yazar.
cest tres excitant cest tres excitant
bir gün, seninle yaşanmışlıklarımın olduğu şehirde sensiz kalırsam diye düşündüm az önce... ne mi yaparım?

bütün o gittiğimiz, bizimle özdeşleşen yerlere gitmememezlik etmem, aksine hep giderim. jadore'da bir sıcak çikolata söyler, nane limonlu suyundan içerim. cihangir basamaklarında oturur, ışıl ışıl ışıklarla geçen vapurları seyre dalarım. haseki durağında uzun uzun oturup, bizden başka bu durakta buluşan var mıdır diye insanları izlerim. o zaman belki de şehir daha az üstüme yüklenir. yanımda olduğunu hissederim.

bir gün olur da sensiz kalırsam istanbulda, hiç kimsenin bilmediği kaldırımlardaki adımlarını takip ederim. sana adım adım yaklaşmak için... dostlar bilmez, kafeler bilmez, kimse bilmez ama istanbul bilir belki; hangi yerinden bakarsam senin silüetinin en net görüneceğini. ondan sorarım seni. seni bana söyler.

o yüzden bensiz istanbul ne yamandır, biliyorum. anlayabiliyorum.

yaşanmışlıklarımızdan çok yaşanacaklarımız var. az kaldı. geliyorum. bir ömürlük hem de. çok özledim seni.