zıtlık

gülümsün gülümsün
bir şeye, bir kimseye zıt olma durumudur.

göze sormuşlar: "en çok ne görmekten hoşlanırsın?"

"zıtlık", demiş, "bana zıtlık gösterin". yaratıcı tanrıça afrodit ile yıkıcı tanrı ares'in yasak aşkını göstermişler.

afrodit ile ares sadece geceleri buluşup, gün ağırmadan ayrılarak ilişkilerini gizlice sürdürüyorlarmış. ama bir gece uyuyakalmışlar. güneş gökyüzündeki yerini aldığında, hala yan yana uyumakta olan aşıklar yakalanmışlar gökyüzüne. (zaten yeryüzündeki günahların en iyi seyreldiği yer gökyüzüymüş hep) güneş, gördüklerini hemen yetiştirmiş afrodit'in kocası surat yoksulu hephaistos'a. iki çıplak aşığı bir fileyle kıskıvrak bağlayıp, teşhir etmişler; ihanetleri ibret i alem olsun diye.

"siz buna zıtlık mı diyorsunuz şimdi?" demiş göz."sizce afrodit'in yıkıcı tanrı ile kaçamağı mı zıtlık, yoksa ruhu da kendi gibi çirkin haphaistos'a sadık kalması mı? siz bana zıtlık gösterin, zıtlık yok mu?"
options options
kişisel görüşüm mantığın çıkış noktası.
çünkü insan algısı kıyas yaparak karar verir.
mesela size iyinin ne olduğunu sorsam daha önce birşeyle kıyaslamanız gerekir. bu da tezatın yani zıtlığın çıkış noktası ve mantığın açılımıdır.
iyiyi tanımlamak için kötüyü bilmelisiniz. azı tanımlamak için çoğu bilmelisiniz. varı tanımlamak için yoku bilmelisiniz. bu örnekler uzar gider. ama zıtlık mantığın, içinde yaşadığımız evrenin olmazsa olmazıdır.
isparoz isparoz
cinsellik ve sex konusunda tüm tabuların yavaş yavaş yıkılmasına ve bu iki kavramın da eski yıllara nazaran çok daha kolay ulaşılabilir ögeler olmasına rağmen, yeni nesilin (yazarlar dahil) eski yıllara nazaran daha abazan takılması ve bu tür konuşmaların / girilerin patlama yapması.
ben olan ben ben olan ben
yaşam zıtlar arasındaki bir ritimdir. bu zıtlar arasında yaşam ırmağı akar. zıtlar kıyılardır. çelişkili görünürler, ama işbirliği yaparlar.

grek mitolojisinde iki tanrı kutupsal zıtlardır: apollon ile dionysos. apollon düzen, disiplin, erdem, ahlak, kültür tanrısıdır ve dionysos düzensizlik, kaos, özgürlük ve doğa tanrısıdır. hemen hemen tüm dinler, üç aşağı beş yukarı apollon bakış açısına dayalıdır. mantığa inanırlar, düzene inanırlar, erdeme, disipline, kontrole inanırlar, gerçekte egoya inanırlar.

buda gibi oturabiliyor ve krişna gibi dans edebiliyorsan ve ikisi arasında zıtlık olmuyorsa, rahatça, kolayca buda olmaktan krişna olmaya geçebilirsin.
tantra, zıtlar arasında var olan ritmin, zıtlar arasında akan ırmağın aranmasıdır. tantra olası her teknikle çalışır. tantra, bir tür insan için değildir, herkes içindir.

her tür zihin, tantra’da hareket edebilir. her tür zihin hıristiyan olamaz. her tür zihin hindu olamaz. buda belli türden zihinleri çeker. isa, belli türden zihinleri çeker. muhammed, belli türden zihinleri çeker. şiva her şeyi içerir. şiva olası her türe cazip gelir. işte bu yüzden tantra’da mezhep yoktur. bir mezhep, ancak sen bir şeyi savunur, başka bir şeye karşı çıkarken yaratılabilir. tantra esas dindir. bir mezhep değildir. bunca tekniğin sebebi budur.

lütfen tüm bu tekniklerle ilgilenme. aksi takdirde kafan karışır. sadece sana uygun gelen, sana cazip gelen tekniği bul. sonra kalan 110 tekniği unut. şiva, sistemleştirmeden, tüm teknikleri vermektedir. onlar, sistemleştirilemez. çünkü bir sistem demek, çelişkili olan, zıt olan reddedilmeli, demektir.

hayal gücü bir geçekliktir. bir yetenektir. içinde bir potansiyeldir. hayal gücü çok güçlüdür. hayal gücü, bir güçtür. bir enerjidir ve zihin onun içinde hareket eder. ve zihin onun içinde hareket ettiği zaman, beden onu takip eder.
yalnız hareket ettiğinde, hayal gücün daha fazla potansiyele sahiptir. yanında başka biri varken, mantık kontrolü ele alır.

otuz altı saatlik duyusal yoksunluktan sonra, hayal gücü gerçeklik, gerçeklik hayali olur.

ayrım bir kez kaybolunca, hayal gücün tüm kapasitesiyle çalışır. artık onu kullanabilir, onun aracılığıyla yaratıcı olabilirsin. bedeninin titreşmeye başladığını hissettiğinde, bu hayal gücünün işlemeye başladığını gösterir. hayal gücü ne yapıyor? hayal gücü yalnızca eski kavramları, maddeyi, her şeye belli şekilde bakan zihnin eski düzenlerini yok ediyor. hayal gücü onları yok ediyor. ve sonra, gerçeklik ortaya çıkıyor.

tüm ayrımların kaybolduğunu, tüm sınırların çözüldüğünü ve evrenin yalnızca bir enerji okyanusu haline geldiğini hissedene kadar...
çaba göstermeden, zihnini ve ayrımları, gerçek işle gerçekdışını kaybedebiliyorsan, o zaman delirirsin. ama eğer bilinçli çaba ile bu kavramları yok edersen, mantık harici olursun, deli değil. o mantık harici durum, din boyutudur. mantığın ötesidir. ama bilinçli çaba gerektirir. bir kurban olmamalısın, efendi olarak kalmalısın.

tantra senin her an yaratıldığını, her an ilâhi olanla, yaratıcılığın kaynağıyla derin ilişki içinde olduğunu söyler. bu çok canlı bir kavramdır. ve bir kez yaratıcı gücün dokunuşunu, onun etkisini hissetmeyi başarınca, tamamen değişirsin. bir daha asla aynı olmazsın. tanrı içine girmiştir. sen bir ikametgâh olmuşsundur.

burada beni dinliyorsun. bu dinleyiş bir dönüşüm olabilir. eğer tamamen buradaysan, bu an, burada ve şu andaysan, eğer bütünlüğün ile dinliyorsan, o dinleyiş meditasyon olur. farklı bir esriklik âlemine, ayrı bir gerçekliğe girersin. o yüzden herhangi bir şey yaparken, tüm benliğini ona ver. bütün benliğin ona adandığında o zaman her eylem meditasyon olur. önemli olan, ne yaptığın değildir. bu önemsizdir. önemli olan, onu bütün olarak yapmandır.
isa, “ben ve gökyüzündeki babam biriz”, dedi. o, yalnızca biçimlerin ayrı olmadığını, senin ve bütünün bir olduğu tekniğini öğretiyordu. isa, “ben ve babam biriz” derken, senin, babanın ve ilâhi olanın, ayrı olduklarını kastetmiyordu. ‘ben’ dediği zaman, her ben temsil ediliyordu. ben ne zaman var olsa, o ben ile ilâhi olan birdir.

yalnızca senin bu bilinçten yapıldığını değil, çevrendeki her şeyin bu bilinçten yapıldığını bil. her şey ilâhiyken, senin egoist bir zihnin olamaz. her şey ilâhiyken kibrin kırılır. o zaman tüm varoluş ilâhi olur ve nereye bakarsan bak, ilâhi olana bakıyor olursun. bakan ile bakılan, ikisi de ilâhidir. çünkü biçimler ayrı değildir. tüm biçimlerin altında bir biçimsizlik gizlidir.

not: osho - sirlar kitabi'ından alıntıdır.
birbirbiribirilerine birbirbiribirilerine
bir gözün kalk gidelim derken diğerinin bok yeme otur demesi...

bir aklın yok yok olmasın derken diğer aklın olsun, olsun ki mutlu olsun demesi...

bir ağzın şükür derken aynı ağzın neden demesi...

dünya bile zıtlığı yaşıyor her an; bir tarafı karanlıkken diğer tarafı aydınlık. aslında karanlık tarafın aydınlık olması an meselesi. madem ki her karanlık anında aydınlık oluyorsa, her karanlık aslında aydıksa zıtlık olmamalı bu.
kendi kafamı karıştırdırdım yahu, yoksa zıt bildiklerimiz aslında birbirlerinin aynısı mı?

her neyse, olay şu efendim:
aynı bünyede aynı olay için aynı anda hem hüzün hem mutluluk yeşeriyorsa buna zıtlık denir.

zıtlık insanın kendi kendisiyle savaşmasıdır, ortada birşey yokken depresyona girmesidir.
kelile kelile
not: yukarıdakileri yazarken hateful eightin giriş müziğini dinliyordum. eğer okuyacak olursanız dinlemenizi naçizane tavsiye ederim. okumayacak olursanız da tavsiye ederim. linki alt satırda mevcuttur.



bütün duyguların temeli. ama bütün. hepsi. en azından yaşadığımız evren için böyle diğerlerini bilemeyeceğim. sıcakta oturmak dışarı çıkıp gelmekten daha iyi değil. mutluluk sabitlik istemiyor sanırım. yani kimse olmadı, ben tamamım demesin. mutlu son diye bir şey yok. en azından bu dünyada.

tatil de olmam hasebiyle belki kaç gündür evdeydim ve hiç üşümüyordum. ki buda beni derin bir mutsuzluğa itti (beni mutsuz eden tek şey sürekli sıcak ortamda oturmam değil.) sonra bir işim çıktığı için samsunun kulak ısıran soğuk sokaklarına çıktım. bu beni inanılmaz mutlu etti. kurtulmuştum o sıcak hapisaneden ve dışarı çıktığımda artık sıcacık bir evim vardı.

yani diyeceğim şu ki insan yaşayan bir varlık ve yaşamak istiyor. en azından ben böyle düşünüyorum.