zor yıllar

1 /
manha de carnival manha de carnival
söz zülfü livaneli, müzik ferhat livaneli

sözleri de şöyle:

acılardan bir türkü
düşünce yüreğine
yetmiyor sevda sözleri
yaralanmış ömrüne

sığınaklar aramak
kederli şarkılarla
biraz daha yitip gitmek
yıpranan dostluklarda

yaralayan sözler gibi
silinmeyen izler gibi
zor yıllar

uykusuz gecelerde
sarıveren kaygılar
kuşkuyla gözlediğin
o ölüm dolu sokaklar

eksildi ömrümüzden
umut dolu o yıllar
siz miydiniz bizler miydik
yorgun düşen kuşaklar?

yaralayan sözler gibi
silinmeyen izler gibi
zor yıllar
hangmannn hangmannn
umulmadık bir anda umulmadık biri tarafından yollanan, dinlendikçe hüzünlendiren şarkı.

sözleri de şöyle:

dudağımda yarım kalan
söylenmemiş son sözümdün
baki olsa da ayrılık
aşk her daim ölümsüzdür....

hatırla sevgili o eski günleri çocuklar gibi
efkar kitabedir aşka demde okunur
yalan dünya dört mevsimde bir bahar olur
varsın eller gönül yarası kapanır sansın
kabuğun altında sevgili sen kanayansın....

ömrümüzün son demidir
dönülmeyen o gitmeler...

hatırla sevgili o eski günleri çocuklar gibi....
efkar kitabedir aşka demde okunur
yalan dünya dört mevsimde bir bahar olur...
varsın eller gönül yarası kapanır sansın
kabuğun altında sevgili sen kanayansın
trexpt trexpt
matematik bölümünde geçirilen ve hayatın unutamayacak kısmını oluşturan, zaman zaman çileden çıkıp eğitim görevlilerine saldırma isteği uyandıran dayanılmaz zaman dilimi.
hwinore hwinore
yalnızlığın anlaşıldığı bir an, ısıran sessizlikten kaçmak için bir mırıltı duymak ister yürek. rastgele tıklar bir yerlere, bu şarkı başlar ufacık bir ritimle...

dudaktan çıkan sözler gelir akla. ayrılığa dair binlerce lanet olasıca kelime ile hatırlamak sevdiceği, öyle büyük haksızlık ki! sonsuz dediğin, ölümsüz dediğin, ölümcül aşkınla can çekişmek; ondan uzakta... keşkelerle yaşamaya çalışmak... umut edecek gücü bile bulamadan hem de! 4 mevsimde bir bahar şansı olan ömrünü bir hiç uğruna, daha tadamadan harcamak değil mi bu? ölüp de ölememek...

devam ettiğini söyledikleri hayatla baş etmeye çalışırken, yalnızlık boylu boyunca uzanıyorsa koynunda ve sığınacak bir annen yoksa(!); içindeki çocuk çoktan küsmüşse, hiçbir günle kandıramıyorsan içindeki geceyi; söylenmiş tüm sözler arsenik gibi parça parça tortu bırakıp zehirliyorsa seni ama öldürmüyorsa; ağlamayı beğenmiyorsan acını yeterince ifade edemediği için ve yorgunsan, ölesiye yorgunsan... unuttum demek zorundaysan ve -mış gibi yapmak tek şansınsa, sahte gülüşlerinle yürüdüğün bu yol bitmeyecek; bir yere varamayacaksın sonunda ama duramayacaksın da! bir ayrılığın ivmesi ile cehennemi buluncaya dek gideceksin, çaresiz...

nefes alacaksın, ciğerlerine dolan onun kokusu. yemek yiyeceksin, her lokmada onun tadı. içtiğin su onun gözyaşı. gördüğün her şey ondan bir parça... tüm kızlar ona benziyor ya da tüm erkekler onun kötü bir kopyası. suretlerle zaman harcayacaksın... aslını içinde yaşatmaya devam ederek, ölümcül aşkınla kendini öldüremeden süründüreceksin. mutluluk, kıyılarında kürek çekmeye üşendiğin bir ütopya adası... yine de gülümseyeceksin! sanacaklar ki yaşıyorsun. sanacaklar ki geçti her şey. sanacaklar ki unutulur ayrılığın acısı... sonra ufacık bir ritimle başlayan şarkın haykıracak, sen susacaksın:

"varsın eller gönül yarası kapanır sansın
kabuğun altında sevgili sen kanayansın"
1 /