instela yazarlarının itirafları

caotic caotic
sınavı kazandığımda pek çok insan gözlerimin içine baktı ve "kafama koyduğumu yaparım" diyorsun yani dedi. iddiasız bi insandım, bu yüzden dışarıdan öyle görünse de bence pek öyle sayılmazdım. gel gelelim bu ısrarın nedeni ben de bilmiyordum. kamyoncu da olurdum ben. giderdim tıstıs. sınava girdiğim gün etrafımda takım elbiseli adamlar, genç hanımlar vardı. şuursuzca etrafıma bakındım. bir yer vardı, biliyordum, her şeyi söylemek de mümkündü üstelik, epeyce yaklaşmıştım, duyuyordum, anlatamıyordum. içeri girmeyi beklerken sırada "ucunda ölüm mü var diyip girdiğim her şeyden keşke şu an ölsem diyip çıktım" sözüne atıf yaptım. görevli dahil tüm sıra yarıldı. allah belamı versin ben o kadar rahat bi insandım ki. ben bu işlere nereden bulaştım? derece sınıfından atılmış bi insanım. ilk dersler bana hiç nasip olmaz mesela. yetişeceğimi bilsem bile kahvaltı yaparım çünkü. kahvaltı mühim. hiçbir önemli sınava deneme çözerek giremedim ben. yetişmedi konular. tekrar atmak nedir bilmem. bi kez okursam kafi. asla yazarak çalışmam. elim ağrıyor canım sıkılıyor ne bileyim. stajı bodrum yazacağım nasıl anlatayım? bu işler nereden açıldı başıma? dün anneeağ diye bağırmışım uykumda. kardeşime anlattım sabah. "ulan biz bu hallerde düşecek adam mıydık? sikine takmazdın dünyayı" dedi. kimin fikriydi lan bu?

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

prynzm prynzm
hayatta ne yaşarsak yaşayalım birgün hepsi geçiyor. iyi ya da kötü farketmez. yaşanan her olayın, hayatımıza giren her kişinin bir süresi var ürünlerin son kullanma tarihi olduğu gibi.

ve istisnasız her gün farkında olarak ya da olmayarak biseyler ögreniyoruz. güzel ya da kötü. ama hepsi bir tecrübe ilerisi için.

bundan bir süre öncesine kadar kalbim sanki press makinesi ile sıkıştırılmış paramparça edilmiş gibi acıyodu ve ben bunun üstesinden nasıl geleceğimi bilemez bir haldeydim. nefes alırken kalbim sıkışıyor yutkunurken bir yumru gelip oturuyordu. bunun uzun süre devam edeceğini düşünüp "keşke beni 1 ay uyutsalar uyandığımda bu acı geçse" diyordum. ama bunun mümkün olmadığını bir yandan biliyordum. bunun çözümünü de hep kendimden dışarda aradım. baktım acizlik ile bunun üstesinden gelemiyorum yüzleşmeye karar verdim. yüzleştim, yüzleşiyorum. evet bu süreç sancılı ama ben direniyorum ve her geçen gün daha iyi oluyorum daha iyi olacağımı biliyorum. bunu kendinizin gözlemlemesi her gün biraz daha iyiye gittiğinizi görmenizin değeri paha biçilemez.

siz güçlü olmazsanız kimse size bu gücü vermiyor. bir şekilde ayağa kalkmanız lazım ve inanın o güç içinizde bir yerlerde sizin ona ulaşmanızı bekliyor. zaten diptesiniz ne kadar batabilir, ne kadar acıyabilir ki canınız? gücünüzü keşfedin, bağımlı değil özgür bir birey olduğunuza inanın ve bu süreci atlatmanın tek yolunun kendinizden geçtiğini unutmayın.

ve son olarak şunu da unutmayın; sizi değersiz hissettiren, gözünü kırpmadan canınızı yakıp bırakıp giden insanlar için asla bir an bile düşünmeyin. bırakın gitsin. cünkü bunu o an erteleseniz bile yine yüzlesmek zorunda kalacaksınız. çünkü insanlar asla değişmez sadece bir süreliğine maske takarlar.

avrupa da yükselen sağ

sychtianarch sychtianarch
bu durumu okumak zor değil. genel olarak pastadan alınan pay azalırsa farklılıklar göze batar. toplumlar panik ve kinle yönetilirler. refah düştüğünde profesyonel spekülatörlere gün doğar. vichy fransası, hitler almanyası ve diğer faşizan rejimler bu şartlarda var olabilirler. trump da işçi sınıfı ve eski gücünü kaybeden orta sınıftan oy aldı. insanların teml derdir iş ve aş bulmaktır. john lenon'un imagine şarkısı temeni olmaktan ileriye gitmiyor.

avrupa'nın kollektif bilincinde üç ana korku var. savaş (avrupa içinde), salgın (veba) ve doğu'dan gelen istilaclar (moğol, türk, pers, arap). bu bizim medeniyet dediğimiz tek dişi kalmış kolonici canavarlar medeniyeti bu korku üzerine inşaa etti. tükler ve ortadoğu üç korku unsurunun merkezindedir. haçlı ruhu dedikleri şey aslında dinden bağımsız, tamamen güvenlikle alakalı bir olgu.

dünya değişiyor. duvar yıkıldıktan sonra teorisyenler afalladılar. "bundan sonra ne olacak?" sorusu yeni düşman arayışına iter. çünkü toplumlar düşmansız yaşayamaz. "tarihin sonu" diyorlardı scorpions'un wind of change zamanlarından kalma iyimserlik havasından eser kalmadı. avrupa sınırlarını genişlettiğinde almanya doğu bloku ülkelerinden gelen mühendisler, hemşireler ve doktorlarla doldu. bir çoğu almanlarn beğenmediği ücretlere çalıştı. doğu almanya ise batı'ya yeni nesille daha yeni entegre olabildi. bunlar hep maliyet. sonra suriye savaşı ile beyaz avrupalıların arketip korkuları ülkelerine akan mikroplu, esmer, ortadoğulular ile dirildi. işin garip taraf bu yeni istilacılar esasen avrupalılar için tehdit olmaktan ziyade türk işçiler için büyük tehdit unsuru. nedeni ise işçi sınfının önemli çoğunluğunu türkiye'den göçen fakir köylülerin torunlarının oluşturması. günter wallraff'ın en alttakiler kitabını hatırlatmak isterim. 80'lerde refah ülkesi batı almanya'daki durumu anlatır. şimdiki durumda türklerin gelecek için daha fazla kaygılanmaları gerekir zira, onların beğenmeyecekleri paraya çalışacak mülteciler olacaktır. ama bizim konumuz, islamofobi ile beraber yükselen ırkçılık; hiç bir zaman yok olmadı. sadece buzdolabında kaldı. ayrıca almanya'nın düşmanları almanya'dan daha az seviyede öjenik meraklısı değillerdi.


komünizmin çöküşü zıttı olan piyasa ekonomisinin sürdürülebilirliğini tehlikeye attı. zincirleme ekonomik krizlerin nedeni iki kutuplu dünya'nın yıkılmasıdır (soğuk savaş : #17272732)

ortalama bir alman çalışkan, tedbirli, görev bilinci ile hareket eden bir vatandaştan adolf eichmann'a dönüşebilir. kimse de bunun olmayacağını garanti edemez. bu, almanları var eden temel kültürel kodlardan biridir. suçlayıcı veya önyargılı değilim. alman titizliği ve görev bilinci toplumsal boyutta karanlık tarafa geçebilir. bu, onları şeytan olarak görmekten ziyade objektif bir yorumdur. refah eskisi gibi değilken ve esmer ortadoğulular çoğalırken 30'ların iklimine dönmek olasıdır.


şimdi bugünkü modern toplumu endüstri toplumundan ziyade bilişim toplumu olarak tanımlamak önemli. bilişim toplumlarında dezenformasyon, propaganda araçları daha tehlikeli ve etkindir. bilişim toplumu iktisadi düzene göre tüketmek unutmak üzerine dizayn edilmiştir (bir üst akıl olduğunu düşünmüyorum). bundan 50 - 60 yıl önceki itaatkâr, cefakar vatandaş modelini isteseler de yaratamazlar. fakat korku kartı, her zaman iş görür. türkiye ile kıyasla elbette iyi durumdalar. çalışma saatleri, ücretler, alım gücü, sağlık hizmetleri vs vs. eskiye nazaran kötü de olsa yine bizden kat be kat iyiler ve alt kuru, keyfi yerinde olanlar bir savaşı kesinlile düşünmezler. özellikle silahlar bu seviyede yıkıcı iken. elbette temenni ve niyetler savaş tanrıları kan istediklerinde boşa çıkar. mesela, fanatik bir suikast eylemi ile savaş çıkmaz. savaşın diğer bütün tarihi gelişmeler gibi çıkası gelir. ertelemek, olacak olanı engelleyemez.



islamın terör dini olduğu algısı : #17272732

iskoçya, kuzey italya, katalunya, kuzey irlanda, kuzey ırak vs. bunlar bahanedir. iş, pastadan alınan payın azalmasına bakar. hitler veya stalin, bunlar sadece görüntüdür. kaybeden taraf da günah keçisidir. avrupa iç sorunlarla boğuşurken düşmana ihtiyaç var. iki dünya savaşı, henüz stres merkezlerindeki gerilimi düşüremedi. savaşlar sermayedarlar için en kârlı gelir kapısıdır. aynı zamanda en etkili bir nüfus kontrolüdür. bu kesinlikle delice, mantık dışı bir gerçektir. şu an avrupa veya türkiye'de her bir ortalama vatandaşın ruhsal durumunu bu dinamikler belirler. elbette her ülke bunu kendi içerisine farklı seviye ve renkte tecrübe ediyor. bu durumdan gerçekten kaygılanmamız gerekir. türkiye bu durumdan daha fazla zarar görebilir.


www.dw.com