bitcoin

yel değirmeni bekçisi yel değirmeni bekçisi
nasıl kazanılır bu meret? sorusuna -bence- en stressiz ve uzun vadede makul karlı cevap cloud mining olacaktır. şimdi kısaca üzerinden yeniden geçelim

1- hardware mining, ekran kartlarınız ya da asic - application specific integrated circuit cihazlar yardımıyla direkt bitcoin kazıyorsunuz. yatırım maliyeti yüksek ama coinler direkt cebinizde. sağlam bir elektrik ve internet bağlantısı gerektiriyor. teknolojinin eskimesi dezavantaj.

2- trading, al sat yaparak ilerliyorsunuz. bildiğimiz borsa, sürekli takip gerektiriyor çünkü dalgalanmalar ortalama bir hisse senedine göre dengesiz. adamı strese sokuyor.

3- cloud mining, hardware mining yapan bir şirketin kazım gücünü kiralıyorsunuz. hashflare denen estonyalı şirket yaklaşık 2 ayda amorti ediyor ediyor ilk yatırımı ve sonraki 10 ay kara geçiyorsunuz. isterseniz yatırımlarınızla kazım gücü de satın alabiliyorsunuz. direkt blockchain cüzdanınıza bağlayıp kazanımlarınızı aktarabiliyorsunuz. ha oradan sonra tradinge devam edebilirsiniz.

hashflare'a gelmek isteyenler için referanslı link:
https://hashflare.io/r/F094FF85

instela yazarlarının itirafları

micro cuts micro cuts
çok salakça bir şey yaptım bi iki gün önce. eskiden yakın olup zamanla koptuğum bir arkadaş c2 linki paylaşmış. normalde görüp geçmem gerekir, 2-3 yıl geçmiş daha ne konuşacağım? ama işte o an özlediğimi fark ettim. meğer anonim konuşmak için bile üye olmak gerekiyormuş falan, üye oldum. -diyorum ya koptuk gitti uzun zaman oldu, kendimi tanıtacak cesaretim falan yok-

neyse girdim öyle. şu an nerede nasıl olduğunu, mutlu olup olmadığını merak etmiştim. belki sallardı yani bilemem tabi ama özlem işte biraz da. tahmin etmediğim bi şekilde konuşma uzadı da uzadı; dinden müzik zevkine, yazdığı bir iki hikayeye, hayatın anlamsızlığına, yanlış seçimlerine falan. ama işte depresif de değil. dedim içimden hala aynı ve hala bana benziyor. melankolik ama içinde yaşıyor, saçma şeylere gülüyor hiçbir şeyi umursamamaya çalışıyor falan. neden benden koptu diye kendime çok sormuştum zamanında, bu benzerlikleri görünce hepten üzüldüm. sonra nasıl oldu bilmiyorum, bir şarkıdan dolayı benden açıldı konu. -anonim olan değil, gerçek benden yani- "zekiydi ya o ama garipti" dedi. sonra dedim ben napıyorum, amacım kendim hakkında ağzından laf almak değildi, kandırıyorum şu an resmen diye düşündüm ve konuyu değiştirdim. sonra bana, anonim bana, kafa yapımızın çok benzediğini söyledi, yanımda şöyle bi kardeşim olsa mutlu olurdum'a kadar geldi. hayat bazen üzücü sözlük. ben mi kendimi yanlış aktardım, o mu beni yanlış anladı, ne oldu nasıl oldu bilmiyorum ama ben gururundan ölecek bi salak olduğum için kendimi o an tanıtmak veya gerçek hayatta tekrar yakın olmaya çalışmak gibi bir niyetim yoktu ve hala yok. şu saçma c2'yi de sildim sonra. beyaz geceler'de bir cümle vardı, nastenka diyordu: "keşke içimizi karşımızdakine tamamen doğru olarak korkmadan dökebilsek" (veya buna benzer bir şeydi.) sonra anlatıcı da gülümseyerek onayladım diyordu, bunun asla gerçekleşmeyeceğini düşünerek.

keşke nastenka keşke.
2

engelli park yerine araba park eden sağlam insan

a me lee a me lee
fiziken sağlam gibi görünseler de zihnen sıkıntılı insanlardır.

her zaman söylüyorum; çağımızın en büyük problemi insanların birbirine saygısı olmaması.

bir yaz günü cepa'ya gittik bir arkadaşımla. kapalıya girmeyelim diye öndeki park yerinde 15-20 dakika boş yer aradım. dört, beş defa engelli park yerinin önünden geçtik ama aklımıza bile gelmedi park etmek. neyse yer bulduk en üst kattaki balkona çıktık sigara çay yapıyorduk. bu sırada aşağıdaki gelen arabalara bakıyoruz. insanlar boş yer var mı diye bakmadan direkt engelli park alanlarına çatır çatır park edip avm'ye giriyorlardı. bol bol sövdük arkadaşımla. inerken çizecektim ben arabaları ama arkadaşım engel oldu.

her engelsiz bir engelli adayı. yarın bir gün ne olacağı başımıza neler geleceği belli değilken bu vurdumduymaz yaşamamızı aklım almıyor.

instela yazarlarının itirafları

psikopatpapatya psikopatpapatya
sanki herkes gitmek için kapı eşiğinde bekliyor. o kadar yoklar ki, olan da çelme takmaya çalışıyor. dün ilk defa ailemden olmayan birinin yanında ağladım, "sen olanları olgunlukla karşılıyorsun, üzülme belki bi 21 yıl daha yaşarsın" dedi. "hocam emin degilim bir yirmi bir yıl daha yaşamak istedigimden, çok üzülüyorum belli etmemeye çalışıyorum, bazen ne için çabaladığımı bilmiyorum." dedim.

dedi ki mesleğe ilk başladığım da "bu kadar ağır hastalar var mıymış diye düşündüm, başka bir hasta gördüğümde bir öncekinin daha ağır hasta olmadığına sevinirdim." dedi.

her şey çok ağır ve ben altında eziliyorum.