1 haziran 2020 normalleşme süreci

1 /
sickgod sickgod
insanlar her duruma çok kolay alışıyor, günlük 1 vaka var iken okullar kapatıldı, kısıtlamalar geldi, günlük 1000 vakalar çıkarken yasaklar kalkıyor. sürü bağışıklığı hayırlı olsun.
kızıl kurt kızıl kurt
bilinçli olan insanların tedbiri elden bırakmayacağı normalleşme takvimidir.

ben mesela avmlere, restaurantlara ve cafelere gitmemeye devam edeceğim. bir tek şahsi aracımla seyahat eder, insan yoğunluğunun gayet az olduğu kanyonlara trekkinge, kampa, bir de denize yüzmeye giderim o kadar. o da kalabalık herkesin üşüştüğü plajlar değil, bildiğim doğal sessiz sakin koylara.

siz siz olun, normalleşmemeye devam edin.
o c o c
neredeyse uc ay once soyle bir sey yazmistim (bkz: #17983694). ilk cumlesi "turkiye'de ciddiye alinmiyor bu".

evet hala ciddiye alinmiyor. gunluk vaka sayilari azalmazken, bundan uc ay oncekinin vaka sayilarinin 100 katiyken (o zaman test edilmiyordu ama dimi? bravo madalyani al cikarken), devlet paralarini imamlara ve otobus soforlerine yedirdigi icin vatandasina bakamadigindan acmak zorunda kaliyor.

bu sacmaligi bayram gibi kutlayan arkadaslar, 1 ay sonra millet patir patir olmeye baslayinca anlayacak mi acaba ne kadar yanlis bir karar oldugunu bunun?

ucaktan inenlerin evleri yerine zorla baska yerlerde devlet eliyle karantinada tutulmasi veya seyahat yasagi sacmaydi evet. ama niye boyle yapildi? cunku insanlar gerizekali. adam 14 gun evinde oturmak yerine cikiyor butun arkadaslarina sulalesine bulastiriyor.

bu virusun bana ogrettigi sey, bazi durumlarda otokrasi demokrasinin onune gecmeli. ben bunu sadece boyle toplum sagligi gibi baskasina birinci elden fiziksel olarak zarar verebileceginiz durumlarda uygularim. evet farkindayim aninda suistimal edilebilir.

millet ozgurlugum falan diye dunyanin gelecegini tehdit ediyor farkinda misiniz? ozellikle gencler, bana bir sey olmaz diye tamamen umursamiyor bunu.

son olarak, acaba bu isin mimarlari farkindalar mi insanlar olmeye basladiginda ekonominin gorecegi zarar cok daha fazla olacak. su anki durumu da mumla arariz o zaman.
2
mei kusakabe mei kusakabe
sosyal hayata adapte olma sürecimi normalleştirmeyeceğinden işime yaramayacak uygulamadır. pek sorumsuz bi insan sayılmam amma lakin ki zaten kıt olan sosyal becerilerime bir de odaklanamama, unutkanlık, agresyon, ekran bağımlılığı vs eklenince dışarı çıkınca ne yapacayık altan demeden edemiyorum ben. en son balkona çıkıp kişnesem mi diye düşünüyordum.

ya da şu ablamızın yaptığı

selimciğim selimciğim
çok doluyum bu işlere. fena doluyum. hayırlısıyla birisiyle papaz olmadan şu işleri atlatırım inşallah.

annem 3 aydır evde takılıyor muhabbet kuşu gibi. zaten aklı başında bir insan olduğu için zorla tutmuyorum. sadece bilgilendirme yapıyorum. sadece ilk başta, daha türkiye'de tedbirler alınmadan, yasaklar başlamadan önce meselenin ciddiyeti üzerine biraz korkutucu konuşmalar yaptım (çünkü kadın hayatında böyle bir şey görmemiş, ne bilsin). zaten zorla nasıl tutayım, arada yüzlerce kilometre var (lan yoksa?). son zamanlarda birkaç kere hafta sonu konu komşuya ilişmeden, benden aldığı yoğun talimat bombardımanı, maske, eldiven vs ile dışarı çıktı. çocuklarıyla, torunlarıyla görüşmesini yasakladım. zorunlu durumlarda birkaç kere geldiler ve onda da içeri girmediler. ben başka şehirde yaşıyorum ve internet üzerinden yerel marketten alışverişini hallediyorum (meşhur ekmek dahil). bizlerle telefonla görüşüyor. görüntülü görüşüyor falan.

diğer yandan, ben de ondan farksız sayılırım. işe gitmem gereken sayılı günlerde işe gittim ve dönüşte haftalık market alışverişimi (meşhur ekmek dahil) yapıp geldim. bu süreçte ekürilerimle bile görüşmedim. sesli konuşma yeteneğimin gerilediğini fark ettim. çünkü telefonda kısık sesle konuşuyorsun sonuçta. evde kendi kendineyken de tiyatrocu gibi bağırmıyorsun. bunun yanında bir insanla muhatap olmanın jestler kısmında da gerileme var. otizmli gibi tepkiler vermeye başladım sanırım (lôl). ama yoğun bakımda şeyimde sonda, çırılçıplak, levrek gibi yatmaktansa veya daha fenası başkasının bu haline neden olmaktansa bir sene şu şekilde yaşarım. her halta "bana ne ya, pff" diyen z kuşağını sikeyim. sorumsuz pezevenkler.

yani şimdi beni geç, kırçıl bir tipim, ama örneğin annem ve ona benzer binlerce sevimli insan güvenlik altında yaşayabilmek için bu hapis hayatını yaşamak zorundaysa sen de gerek kendini gerek başkalarını düşünerek -çok değil- biraz aklı başında hareketler sergileyeceksin.

yani kime neyi anlatıyoruz, bilmiyorum. üç bin liralık ceza olmasa asıl sirki o zaman izlerdik. hastanede çalışan adamlar bile meselenin ciddiyetinin farkında değil. kendi aralarında sosyal mesafeye dikkat etmiyorlar. şimdi işler de azken dip dibe sohbet, muhabbet. zaten her gün, allah'ın yevmiye günü, burnunu kapat orospu çocuğu tipleri zaten fon oluşturuyor. bunun yanında açık alanda ve otomobilinin içinde maske takan ama birisiyle konuşacağı zaman maskeyi indiren oksimoron tayfa var. bakıyorsun, berber giymiş beyaz önlük, kapının önünde maskeyi indirmiş, birisiyle 50 cm mesafeden hararetle laklak yapıyor (berbere gitmedim). hiç nakit kalmadığı için para çekeyim dedim. atm'de sıradayım. az kişi de yok. herkes yaklaşık 1,5 metre mesafeli takılıyor. ben hatta biraz daha abarttım. ama lavuğun birisi geldi, normal zamanda bile rahatsız edecek mesafede arkama geçti: abartmıyorum 20-25 cm. omzumun üstünde adamın kellesi var. düşünmüyor yani buradaki örüntü nedir? bunlar niye aralıklı duruyorlar? yani kavga etmek riskli olmasa, uyarı falan uğraşmadan direkt kavgaya tutuşulacak an. herkesi eşşek gibi dürtmek gerekiyor. devlet dürtecek illa ki. devletin açıklarında da bizim inisiyatif alıp bu eşşekleri dürtmemiz lazım. ki bu uyarma işinde bile bıktım ben artık, gerçekten yoruldum. ve zaten devletin yaptığı salakça işlere karşı bir şey yapamıyorsun işte. mesela futbol da futbol, mesela cami sevdası. haberleri izlemiyorum canım sıkılmasın diye. yine internette görüyoruz bir şeyler.

bizim öküzleri çivili sopayla dürtmezsen ne yapacaklarını şaşırırlar, hale yola gelmezler. sağını solunu bilmeyen adama inisiyatif vermemek lazım. bir donanıma güncelleme çıkar, değerlendirmeleri okumadan allah'ın emri gibi günceller. sonra "o niye öyle oldu ya", "bu niye böyle oldu ya". emir, izin, serbestlik, opsiyon, zorunluluk, sorumluluk... bunlar çoğu insana uzak şeyler. o yüzden 1 haziran 2020 benim gibi insanlar için cehennemin kara cuması. istanbullular salındı zaten, diğer şehirlere geçmiş olsun.

ek olarak kendi tuttuğum covid excel dosyasından bir sunum atıyorum. her şey bitmiş gibi davrananlardan aklı fikri yerinde olanlar grafiklere baksınlar. ve bunun yanında, ölmeden de gayet net sıkıntılar yaşanabildiğini hatırlarından çıkarmasınlar.



- ilki maalesef herkesin gidişatı takip ettiği ancak yanıltıcı algı yaratan günlük vaka grafiği (daha sağlıklı bilgi vermesi için ardışık iki gün ortalanmış). o grafiğin aşağı inmesi değil, çakılması gerekiyor iyimser olmak için. ki aşağı hareketin bile yeterince dik olmadığını gözle görebiliyorsunuz. bunun dışında inişte gördüğünüz ufak dalgalanmalar muhtemelen hafta sonu bilmem ne yasaklarının gözle görünür hale geldiği yerler. periyot 7-10 gün gibi.

- ikincisi ve en açık konuşanı toplam vaka grafiği. nasıl sabitlendiğini görebilirsiniz. milletin tüh vah ettiği zirve noktasından çok değil yüzde 50 daha iyi durumdayız ve rahatlayacak durum yok çünkü epeydir toplam vaka neredeyse sabit gidiyor.

- üçüncüsü, yani her şey bitmiş gibi davrananların maalesef algılayamayacağını düşündüğüm grafiğim ise günlük net hasta grafiği. günlük yeni vaka sayısından günlük iyileşen sayısını çıkarıyoruz. daha basit anlatmak gerekirse, işler bittiğinde pozitif alanda bulunan grafiğin altında kalan alanın negatif kısımda bulunan grafiğin altında kalan alana eşit olmasını bekliyoruz. ve mümkünse negatif alandaki grafiğin pek yayvan olmaması lazım. adamın size borcu var, alırken hızlı almış, ufak ufak vererek yayıyor gibisinden. hele negatifteki grafik aldığını vermeden -ki bir süredir neredeyse 0'la flörtleşiyor- eksene değerse arkası kiraz bahçesi demek. yani kırk fırın ekmek yemek falan.

aslında çok daha fazla grafik çizdirmek mümkün. mesela vaka kümülatif eğrisinin üstüne iyileşme eğrisi çizdirilebilir. veya kesitirimli bir eğri ile günlük yeni vaka eğrisi kıyaslanabilir. veya ölüm sayıları kuvvetlendirilip toplam vakayla anlamlı bir ölçekte kıyaslanabilir. en anlamlı grafiklerden birisi günlük vakanın test sayısıyla normalleştirildiği bir şey olabilir. pek çok şey yapılabilir ama o derece aspergerli değilim. ve ben bu kadar veriyle uğraşırsam günlük 3-4 filmi kim izleyecek?

not: instela adam gibi png veya kayıpsız jpg yükletmediği için bu iğrenç görüntüden dolayı özür dilerim.
5
godotyubekleyen godotyubekleyen
zaten söyleneni anlamayan ya da yanlış anlayan bir milletiz, bu normalleşme çok erken oldu. açıldı madem demek ki geçti diyip çoğu insan sosyal mesafe falan dinlemeyecek. açık hava konserlerinde bile serbestlik var, sosyal mesafeye nasıl uyacaklar merak ediyorum.
lethe lethe
normalleşme olmazsa, herkes evinde kalmaya devam ederse salgın bir süre sonra tamamen bitecek gibi bir yanılgı var. herkes evinde kalmaya devam ederse salgının yayılmasını geciktirebiliriz sadece. hastaneler boşaldığı sürece (yeni vaka sayısı < iyileşen hasta sayısı) insanları evde tutmanın rasyonel bir açıklaması yok. evde kalmanın tek esprisi hastaneleri verimli kullanabilmek, salgını bitirmek falan değil. avrupa bile kısıtları kaldırırken, ne zaman üretileceği belli olmayan bir aşıyı evlerde oturup beklemek oldukça saçma.

1 vaka varken yasaklar başlamıştı, çünkü hastane olanakları öngörülemiyordu. günlük 1000 vaka varken yasaklar kaldırılıyor evet, çünkü tedavi imkanları, yatak sayıları şimdi ölçülebilir durumda.

nüfusun yüzde 60'ı eninde sonunda enfekte olacak, başlarda korktuk ettik eyvallah ama bu gerçeği yavaştan kabullenmeye başlayalım artık.
kızıl kurt kızıl kurt
çalıştığım şirket adına konuşmam gerekirse kabullenilmemiş normalleşme sürecidir.

genel kurulun aldığı karara göre, 31 temmuz 2020 tarihine kadar işe gidecek olan toplam personel 4'e bölünmüş, bu 4'lü gruplardan her biri 1'er hafta çalışacak şekilde düzenlenmiştir. yani şantiyede çalışan ne kadar teknik personel varsa herkes ayda 1'er hafta işe gitmiş olacak.

herkesin kendi odasında oturması, el sıkışmanın yasaklanması, ortak alanlarda maske kullanım zorunluluğu zaten default olarak geldi.

şimdi 31 temmuz'a kadar geri kalan 24 boş günde ne yapacağımı düşünmem lazım. hazır havalar da ısınmışken, tam antalya'ya misafir çağırıp eğlenme zamanı.
kendinevenüs kendinevenüs
bu yetkililer acaba verdikleri kararları bir hafta sonra hatırlıyorlar mı? ben olsam bu karmaşada verdiğim kararı karıştırırdım. mesela en son 65 yaş üstü çıkamıyordu onu ne yaptık? hangi günler çıkmalarına izin verdik? şimdi dışarı çıkamayan 20 mi yoksa 18 yaş altı mıydı? onlara hangi gün demiştik? sokağa çıkma yasağını en son ne zaman ilan ettik? hangi aydayız? nerdeyiz? falan..
1 /